Kurşun Asker Hikayesi
Doğum gününde Çocuk’un odası renkli kâğıtlarla, küçük oyuncaklarla doluydu. Masanın üstünde bir sürü oyuncak asker sıralanmıştı; aralarında biri vardı ki tek bacağı eksikti ama dimdik duruyordu. O, Kurşun Asker’di. Yanında bir kibrit kutusu, köşede bir oyuncak kale, pencerenin önünde bir kâğıt tekne ve rafın üstünde bir tütün kutusu duruyordu. Kutunun kapağı biraz aralıktı; içerden bir çift göz gibi parlayan bir şey bakıyordu.
Kurşun Asker, raftaki Balerin’e gözünü dikmişti. Balerin tek ayağının ucunda öyle zarif duruyordu ki Kurşun Asker, kendi tek bacağıyla sanki onun duruşunu anlıyormuş gibi hissetti.
— "Merhaba," dedi Kurşun Asker, sesi çok kısık ama kararlıydı. "Ben tek bacaklıyım ama seni gördüğümden beri daha da dik durmak istiyorum."
Balerin’in kâğıttan yüzünde bir gülümseme belirdi; rüzgârla hafifçe sallandı.
— "Merhaba," dedi Balerin, incecik sesi sanki bir zil gibiydi. "Dik durmak bazen bacakla değil, kalple olur."
Kurşun Asker’in içi ısındı. Tam o sırada tütün kutusunun kapağı birden aralandı ve içinden küçük Trol fırladı. Gözleri kıpır kıpır, sesi kıskançtı.
— "Hah!" diye kıkırdadı Trol. "Balerin’e bakmayı kes, Kurşun Asker. Bu rafta gözler benim iznimle dolaşır."
Kurşun Asker, Balerin’e baktı, sonra Trol’e döndü.
— "Ben kimseyi rahatsız etmiyorum," dedi. "Sadece bakıyorum. Bakmak yasak mı?"
Trol, kutunun kenarına vurdu.
— "Yasak olmasa bile ben canım öyle istediği için yasaklarım!" dedi. "Hem sen tek bacaklısın, nasıl dans edeceksin ki?"
Balerin’in gülümsemesi biraz soldu, sonra yeniden parladı.
— "Dans etmek için herkesin iki bacağı olması gerekmiyor," dedi. "Bir düşünce bile dans edebilir."
Bu söz Kurşun Asker’in içine cesaret doldurdu. Ama Trol sinirlenmişti; kapağı çarptı, tütün kutusu sanki homurdanarak kapandı. Odanın içinde bir an sessizlik oldu.
Akşam olunca Anne geldi, Çocuk’u yemeğe çağırdı. Çocuk aceleyle çıktı. Odaya gece çöktü. Ay ışığı pencereye vurdu, oyuncaklar gölgeler gibi uzadı. Kurşun Asker hâlâ Balerin’e bakıyordu; Balerin de ona.
— "Gece olunca daha çok mu düşünüyorsun?" diye fısıldadı Balerin.
— "Evet," dedi Kurşun Asker. "Gündüz herkes koşuyor, konuşuyor. Gece olunca cesaretin sesi duyuluyor."
— "Cesaretin sesi nasıl bir şey?" dedi Balerin.
— "Korkarken bile doğru yerde durmak," dedi Kurşun Asker. "Benim gibi tek bacakla bile."
Tam bu sırada rafın kenarında bir titreşim oldu. Tütün kutusu bir kez daha kıpırdadı. Kapağın arasından Trol’ün gözleri göründü.
— "Madem geceleri cesaret konuşuyor," dedi Trol, sesi iğne gibi. "O zaman cesaretine güven. Bakalım rafın kenarında ne kadar dayanıklısın."
Bir “tık” sesi geldi. Kimse görmedi ama sanki görünmez bir parmak Kurşun Asker’i itti. Kurşun Asker dengesini kaybetti; havada bir an asılı kaldı, sonra aşağıya düştü. Düşerken sadece Balerin’in yüzündeki şaşkınlığı gördü.
— "Düşme!" diye haykırdı Balerin. "Dayan!"
Kurşun Asker, yere çarptığında canı acımadı; kurşun sertti, ama içindeki duygu yumuşaktı. Yerde yatarken kendine kızmadı, sadece ayağa kalkmaya çalıştı. Tek bacağıyla döndü, itildiği yeri aradı.
— "Korkma," dedi kendi kendine, sonra sesini yükseltip konuştu: "Balerin, ben buradayım. Düşmek bitmek değil."
Balerin raftan eğilmiş gibi duruyordu; sanki kâğıt vücudu dalga dalga olmuştu.
— "Ben de buradayım," dedi. "Sesini duydum. Benim için geri gel."
Kurşun Asker, odanın içinde yürümeye başladı. Gecenin oyuncakları farklı gösterdiği o uzun yolda, önce oyuncak kalenin gölgesine girdi. Kale kapısının önünde bir nöbetçi gibi durdu, sonra kibrit kutusunun yanına ulaştı. Orada bir rüzgâr esti; pencere aralığından gelmişti. Kâğıt tekne hafifçe kıpırdadı.
Kurşun Asker kâğıt tekneye yaklaştı. Tekne, ay ışığında sanki bir göl üstündeymiş gibi parlıyordu.
— "Beni mi çağırdın?" dedi kâğıt tekne, su gibi yumuşak bir sesle.
— "Yardım istemiyorum," dedi Kurşun Asker. "Sadece rafta tekrar durmak istiyorum."
— "Bazen yardım istemek de cesarettir," dedi kâğıt tekne. "Ama madem öyle, ben sana bir fikir vereyim. Rüzgârı iyi kullan."
Kurşun Asker, pencereye baktı. Rüzgâr biraz daha eserse, kâğıt tekneyi hareket ettirebilirdi. Tekneyi pencere pervazına doğru itti; rüzgâr tekneyi hafifçe sürükledi. Tekne, odanın ortasındaki halının üstünde kayar gibi ilerledi.
— "Hadi," dedi tekne. "Üstüme çık. Seni götürebilirim."
Kurşun Asker bir an durdu. Kurşun ağırdı, kâğıt inceydi.
— "Seni yırtmak istemem," dedi.
— "Yırtılmak da bazen bir işin parçasıdır," dedi tekne. "Ama bu gece mutlu bir iş yapacağız."
Kurşun Asker tekneye çıktı. Rüzgâr, tekneyi halının üstünde dalga dalga götürdü. Tam rafın altına geldiklerinde, tütün kutusunun kapağı birden fırladı. Trol, sanki bir komutan gibi bağırdı.
— "Durun!" dedi. "O rafta sadece benim sözüm geçer!"
Kurşun Asker başını kaldırdı; Trol’e ilk kez korkusuzca baktı.
— "Senin sözün geçiyorsa, kalbin niye bu kadar gürültülü?" dedi.
Trol bir an afalladı. Gözleri titredi.
— "Ben... ben sadece..." dedi, sesi küçüldü. "Kimse bana bakmıyor. Herkes Balerin’e bakıyor."
Kurşun Asker’in sesi yumuşadı.
— "Bana bak," dedi. "Ben seni gördüm. Ama kıskançlıkla itmek yerine konuşabilirdin."
Balerin de yukarıdan seslendi; sesi hem nazik hem netti.
— "Trol," dedi. "Sen de bir oyuncaksın. Burada herkesin yeri var. Korktuğunda bağırmak yerine, el uzatabilirsin."
Trol’ün yüzü, ilk kez alay değil, utanç taşıdı. Kapağın kenarına tutundu, aşağı baktı.
— "Ben rafın altından seni çıkaracak bir şey biliyorum," dedi. "Kutumun içinde ince bir ip var. Onu sarkıtabilirim."
Kurşun Asker şaşırdı.
— "Gerçekten mi?" dedi. "Bize yardım edecek misin?"
— "Edeceğim," dedi Trol, sesi kısık. "Çünkü ben de iyi biri olmak istiyorum. Sadece nasıl olacağını bilmiyordum."
Trol kutunun içinden ince bir ip sarkıttı. Kurşun Asker ipi tuttu, tek bacağıyla kendini yukarı çekti. Ağırdı, ama ip dayanıyordu. Kâğıt tekne de altından hafifçe destek verdi. Birkaç uğraştan sonra Kurşun Asker rafın üzerine çıktı. Nefes alır gibi durdu; sonra Balerin’e döndü.
— "Geri geldim," dedi. "Söz vermiştim."
Balerin’in yüzü ışıldadı.
— "Ben de burada bekledim," dedi. "Beklemek bazen dansın en güzel adımıdır."
Trol, tütün kutusunun kenarında durdu, gözlerini kaçırdı.
— "Ben... özür dilerim," dedi. "Seni ittiğim için."
Kurşun Asker, Trol’e yaklaştı; sesi sert değil, sağlamdı.
— "Özür, geri dönmenin kapısıdır," dedi. "Ama bir daha itmek yok."
— "Yok," dedi Trol. "Bir daha yok."
Sabah olunca Çocuk odaya döndü. Gözleri hemen rafın üstüne kaydı. Kurşun Asker’in yerinde olduğunu görünce sevindi. Sonra Balerin’e baktı, sonra tütün kutusuna.
— "Ne kadar düzenli duruyorsunuz," dedi Çocuk. "Sanki gece boyunca kimse kıpırdamamış."
Trol, içinden kıkırdamak istedi ama bu kez alay için değil. Kurşun Asker’le Balerin birbirlerine bakıp sessizce gülümsediler. Çünkü gece boyunca bir şey kıpırdamıştı: korku yer değiştirmiş, yerine cesaret ve arkadaşlık gelmişti.
Çocuk oyuncaklarını dizmeye devam ederken, Kurşun Asker bir an Balerin’e eğildi.
— "Bugün dans edemesem de," dedi, "yanında duracağım."
Balerin, tek ayağının ucunda daha da zarif durdu.
— "Bu zaten en güzel danstır," dedi. "Yan yana durmak."
Trol de kutusunun kapağını azıcık araladı, sanki gülümser gibi.
— "Ben de izleyebilir miyim?" dedi.
Kurşun Asker başını salladı.
— "Evet," dedi. "Ama bu kez kalbin sessiz olsun."
— "Olacak," dedi Trol. "Çünkü artık bağırmak yerine, birlikte olmayı seviyorum."
O gün odada hiçbir karanlık masal olmadı. Her şey yerli yerindeydi: Kurşun Asker dimdikti, Balerin zarifti, Trol sakinleşmişti. Ve hepsi, aynı rafta, aynı güneşte, mutlu bir hikâyenin içinde duruyordu.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın