Polyanna Hikayesi

Pelin Kaya 11.12.2025 83 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 0 Yorum
Polyanna Hikayesi
Sesli Masal

Bir zamanlar, bulutları bile yorgun gözüken küçük bir kasaba varmış. Sokakları sessiz, evleri ağırbaşlıymış. Bu kasabanın ortasında, gri taşlarla örülü büyük bir konak dururmuş. Konakta da kuralları ilmek ilmek işleyen, disipline aşkla bağlı Nermin Teyze yaşarmış.

Bir sabah, kasabanın durağan havasını değiştiren bir misafir gelmiş. Elinde minik bir valiz, yüzünde bitmeyen bir umut ışığı olan Polyanna. Kapıyı çaldığında Nermin Teyze kapıyı titiz bir edayla açmış:

— Hoş geldin Polyanna. Burada hayat düzenlidir, gürültülü şeyler hoş karşılanmaz.

Polyanna ise gülümsemesini hiç bozmamış:

— Olsun teyze, benim en çok sevdiğim oyun kalbimde oynanıyor.

Teyze şaşırmış:

— Kalpte oyun mu olurmuş?

Polyanna başını sallamış:

— Babamla oynardık. Adı sevinme oyunu. Ne olursa olsun ‘Bunda mutlu olunacak ne var?’ diye düşünüyorsun. Sihir gibi işe yarıyor.

Nermin Teyze homurdanmış gibi yapmış ama içten içe bu küçük kızın tuhaf cesaretine merak duymuş.

Polyanna odasına yerleşirken pencereden kasabaya bakmış; herkesin yüzü donuk, adımlar yavaşmış. İçinden “Bu kasabanın gökyüzüne biraz neşe gerek,” diye geçirmiş.

Ertesi gün bakkala gitmesi gerekince kasabanın en ciddi insanı olan Kamil Amca ile karşılaşmış. Dükkânın kapısından girer girmez, Polyanna’nın içtenci sesi duyulmuş:

— Günaydın Kamil Amca! Dükkânın içi mis gibi kokuyor, sanki taze pişmiş bir masal gibi.

Adam şaşırmış:

— Ekmek kokusu işte, ne masalı?

Polyanna gülerek:

— Bence her güzel koku bir masalı saklar. Sen her gün bu kokuyla uyanıyorsun… Bu inanılmaz bir şans.

Kamil Amca, farkında olmadan ilk kez hafifçe gülümsemiş. Akşama doğru dükkânın kapısına küçük bir kağıt asmış:
“Gülerek giren müşteriye fazladan sevgi verilir.”

Aynı gün Polyanna, evin karşısındaki pencereden hep dışarıyı izleyen Fikriye Teyze’yi fark etmiş. Selam vermiş:

— Fikriye Teyze! Pencerenden gökyüzü güzel görünüyor mu?

Yaşlı kadın somurtmuş:

— Güneş gözümü alıyor, ne güzelliği?

Polyanna yumuşak bir sesle:

— Ama güneş olmazsa çiçekler bu kadar parlak açmazdı. Sen onları herkesten önce görüyorsun, bu da ayrı bir sürpriz değil mi?

Fikriye Teyze sessizleşmiş. Pencerenin önündeki solgun saksıya bakıp mırıldanmış:

— Belki yeni bir çiçek ekmeliyim… Bakalım güneş ona nasıl bir sürpriz yapacak?

Günler geçtikçe Polyanna’nın anlattığı oyun kasabada dolaşmaya başlamış. İnsanlar gecikince, yağmurda ıslanınca, iş ters gidince içlerinden “Buna rağmen sevinecek ne var?” diye fısıldar olmuş.

Kasabada yaşayan Ali adındaki çocuk bir gün ayağını incitmiş. Oyunlardan uzak kalınca morali bozulmuş. Polyanna yanına gittiğinde:

— Bugün hiçbir şey yapamıyorum. Bunun nesi güzel olabilir ki? demiş.

Polyanna yanında oturup yumuşak bir gülümsemeyle:

— Mesela arkadaşların dışarıda oynarken sen yepyeni hayaller kurabilirsin. Ayağın iyileşince onlara anlatacak bir sürü maceran olur. Bir de… ben sana kitap getirdim.

Ali düşünmüş. Sonra başını kaldırıp:

— Aslında hiç fena değil. Bugün beni biri ilk kez ziyarete geldi. Bu gerçekten güzelmiş.

Kasaba Polyanna’nın ışığıyla yavaş yavaş değişiyormuş. Bakkalın kapısında gülümsemeler çoğalmış, pencerelerde çiçekler açmış, çocukların kahkahaları sokaklara karışmış.

Bir akşam Polyanna tabakları toplarken Nermin Teyze’ye bakıp içtenlikle söylemiş:

— Teyze, biliyor musun… Sen kızarken bile sesin düzenli geliyor. Evi hiç karıştırmıyorsun. Bu çok özel bir yetenek.

Nermin Teyze şaşırmış:

— Bana genelde sert derler.

Polyanna:

Senin süper gücün düzen, benimki iyi tarafı görmek. Bir araya gelince çok güçlü oluyoruz.

Ve o akşam teyzenin kahkahası, evin yıllardır duyulmamış bir tınıyla dolmasına sebep olmuş.

Derken kasaba şenliği sabahı, gökyüzü birden kararıp yağmura teslim olmuş. Eğlenceler iptal edilmiş, sokaklar suyla dolmuş. Polyanna merdivenden inerken kaymış ve düşmüş. Doktor ayağının alçıya alınması gerektiğini söylemiş.

O gece Polyanna ilk kez kendi oyununu oynayamaz olmuş:

— Babacığım… Bu defa sevinecek bir şey bulamıyorum…

Ertesi gün odasının kapısı çalınmış. İçeri önce Ali girmiş. Elinde kendi yaptığı bir resim varmış.

— Bugün sen dışarı çıkamadın ama ben sana hayalden bir kasaba getirdim. Herkes gülümsüyor. Bu senden öğrendiğim bir şey.

Ardından Kamil Amca sıcacık ekmek kokusuyla odayı doldurmuş:

— Sen olmasaydın bu kokunun değerini hiç fark etmeyecektim. Şimdi her sabah sevinecek çok şey buluyorum.

Sonra Fikriye Teyze yeni açan çiçeğiyle gelmiş:

— Bu senin bana hatırlattığın güneşin işi. Her sabah ona “Bugün ne sürprizim var?” diye soruyorum.

Oda, Polyanna’nın kasabaya saçtığı sevincin ona geri dönmüş hâliyle ışımış.

Polyanna derin bir nefes alıp fısıldamış:

Meğer sevinme oyunu sadece benim oyunum değilmiş. Her kalpte sessizce büyüyormuş.

Akşam olunca Nermin Teyze yatağın yanına oturmuş, Polyanna’nın elini tutmuş:

— Yıllarca sürprizlerden kaçtım. Ama sen bana öğrettin… Hayatın sürprizleri bazen en iyi öğretmenmiş. Beni affeder misin?

Polyanna gülümsemiş:

— Sen beni hep evinde tuttun. Şimdi kalbinde de tuttuğunu duymak… benim en büyük sevincim.

Zaman geçmiş, Polyanna yürümeye başlamış. Kasaba ise artık bambaşkaymış. Bakkalın kapısında gülümseyen yüzler, pencerelerde yeni çiçekler, çocukların dilinde yeni bir söz dolaşır olmuş:

“Ne olursa olsun, biraz Polyanna gibi bak: Sevinecek bir şey kesin vardır.”

Bu masal, dilden dile dolaşarak masal-oku.tr gibi yerlerde okunan çocukların kalbinde yeni gülüşler açtırmış.

Ve Polyanna her sabah aynı sözle güne başlamış:

“Bugün hangi sürprizler beni bekliyor bilmiyorum ama her biriyle sevinmeyi öğrenmeye hazırım.”

Masal böylece son bulmuş görünse de, sevinme oyunu onu okuyan çocukların kalbinde hâlâ sessizce sürüyormuş.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın