Prenses ve Kurbağa Hikayesi

Pelin Kaya 12.03.2026 6 Okunma Sayısı Prenses Hikayeleri 0 Yorum
Prenses ve Kurbağa Hikayesi
Sesli Masal

Güneş, Papatya Sarayı’nın parlak kulelerine tatlı tatlı vururken bahçedeki güller mis gibi kokuyordu. Sarayın en sevilen köşesi ise arka taraftaki nilüfer gölüydü. Sabahları burada serçeler cıvıldar, kelebekler çiçeklerin etrafında döner, suyun üzerinde ince halkalar oluşurdu. Sarayın prensesi Nur da en çok burada vakit geçirmeyi severdi. Nur meraklı, sevecen ve neşeli bir çocuktu. Bazen elinde bir masal kitabıyla, bazen de renkli kurdelelerle göl kıyısına gelir, suya bakıp hayaller kurardı.

O sabah elinde inci işlemeli altın renkli topuyla göl kenarında oynuyordu. Topu hafifçe havaya atıyor, yakalıyor, sonra kendi kendine gülüyordu. Fakat bir anda ayağı çimlere takıldı. Top elinden çıktı, taşlara çarptı ve pıt pıt pıt diye yuvarlanarak nilüferlerin arasına düştü.

Nur’un yüzündeki sevinç bir anda kayboldu. Gözleri büyüdü, ellerini ağzına götürdü.

— "Eyvah, benim topum!"

Hemen eğildi, uzandı, biraz daha uzandı ama yetişemedi. Top, suyun içinde parlayarak biraz daha derine doğru gitti. Nur göl kenarına diz çöküp üzüntüyle iç çekti.

— "Bu benim en sevdiğim top. Onu çok seviyorum. Keşke dikkatli olsaydım."

Tam o sırada nilüfer yapraklarının arasından küçük, yeşil, parlak gözlü bir kurbağa çıktı. Sıradan bir kurbağa değildi sanki. Gözlerinde pırıl pırıl bir neşe vardı. Suyun kenarına kadar zıplayıp Nur’a baktı.

— "Prenses Nur, neden bu kadar üzgünsün?"

Nur önce şaşkınlıktan etrafına baktı. Sonra kurbağaya döndü.

— "Yoksa... sen mi konuştun?"

Kurbağa gülümser gibi başını salladı.

— "Evet, bendim. Üzgün görünüyorsun. Belki yardım edebilirim."

Nur şaşkınlığını unutup heyecanlandı.

— "Altın topum göle düştü. Onu geri alamıyorum."

Kurbağa suya doğru baktı, sonra yeniden Nur’a döndü.

— "Ben onu senin için çıkarabilirim."

Nur’un yüzü bir anda aydınlandı.

— "Gerçekten mi? Bunu yapabilir misin?"

— "Elbette yapabilirim. Ama senden bir isteğim olacak."

Nur merakla eğildi.

— "Nasıl bir istek?"

Kurbağa hafifçe boğazını temizledi.

— "Benimle arkadaş olur musun? Bazen insanlar beni görünce yalnızca kurbağa olduğumu düşünüyor. Oysa ben oyun oynamayı, şarkı söylemeyi ve sohbet etmeyi çok severim. Sen de benimle dost olursan topunu sana getiririm."

Nur kurbağanın sözlerini dikkatle dinledi. Kurbağanın sesi neşeliydi ama biraz da hüzün saklıydı. Nur’un kalbi yumuşadı.

— "Arkadaşlık sadece bir söz değildir. Ama sen gerçekten benimle dost olmak istiyorsan, ben de seni tanımak isterim."

Kurbağanın gözleri sevinçle parladı.

— "Bu bana yeter. Şimdi bekle."

Bir anda suya şıp diye daldı. Nilüfer yaprakları hafifçe sallandı. Birkaç saniye sonra suyun içinden yeniden çıktı. Ağzında Nur’un altın topu vardı. Zorlansa da büyük bir gayretle topu kıyıya kadar itti.

Nur topu eline alınca öyle sevindi ki neredeyse dans edecekti.

— "Yaşasın! Teşekkür ederim, küçük dostum!"

Kurbağa gururla göğsünü kabarttı.

— "Sözünü unutmuyorsun değil mi?"

Nur gülümseyerek başını salladı.

— "Unutmuyorum. Hadi, bugün birlikte vakit geçirelim."

Nur kurbağayı sarayın bahçesine götürdü. Önce büyük dut ağacının altında oturdular. Nur çiçeklerden küçük taçlar yaptı. Birini kendi başına, minik olanını da kurbağanın başına koydu. Kurbağa aynaya bakmış gibi su birikintisine baktı ve kahkahaya benzer komik sesler çıkardı.

— "Ben çok şık oldum!"

Nur da gülmekten kendini tutamadı.

— "Evet, tam bir göl beyefendisi gibi oldun."

Birlikte seksek oynadılar. Elbette kurbağa taşların üstünde zıplamada çok iyiydi. Nur her seferinde onun kadar hızlı olamıyor, sonra ikisi birden gülmeye başlıyordu.

Öğle vakti yaklaşınca sarayın aşçısı bahçeye limonata ve ballı çörek getirdi. Kurbağa çöreğe bakıp kokladı.

— "Ben böyle güzel kokan bir şey hiç yememiştim."

Nur küçük bir parçayı onun önüne bıraktı.

— "Dene bakalım."

Kurbağa minicik bir ısırık aldı, gözleri kocaman oldu.

— "Bu harika! Ben şimdiye kadar sadece sineklerin marifetli olduğunu sanıyordum. Meğer çörek diye şahane bir şey varmış."

Nur öyle güldü ki limonatası neredeyse dökülecekti.

Öğleden sonra sarayın müzik odasından ud sesi gelmeye başladı. Nur’un aklına bir fikir geldi.

— "Madem dost olduk, birlikte bir şarkı yapalım."

Kurbağa hemen kabul etti.

— "Ben ritim tutarım. Vıraklamam çok düzgündür."

Gerçekten de çok düzgündü. Nur hafifçe şarkı söylerken kurbağa ritim tutuyor, arada komik seslerle şarkıyı süslüyordu. Bahçedeki kuşlar bile susup onları dinledi. Hatta birkaç tavşan çimenlerin arasından çıkıp yakına kadar geldi.

O sırada Nur’un annesi Kraliçe Handan pencereden onları gördü. Gülümseyerek aşağı indi.

— "Nur, yeni arkadaşın kim?"

Nur gururla kurbağayı gösterdi.

— "Anne, bu benim dostum. Topumu gölden çıkardı. Ama ondan daha önemlisi, çok neşeli biri."

Kurbağa biraz çekinerek eğildi.

— "Tanıştığımıza memnun oldum."

Kraliçe Handan şaşırsa da sıcak bir sesle konuştu.

— "Nazik dostlar her zaman sarayımızda hoş karşılanır."

Kurbağanın yüzü aydınlandı.

Akşamüstü göl kıyısına geri döndüler. Hava turuncuya dönmüş, suyun üstünde altın ışıklar dans etmeye başlamıştı. Nur kurbağaya dönüp dikkatle baktı.

— "Sende bir sır var gibi hissediyorum."

Kurbağa bir an sustu. Sonra yavaşça konuştu.

— "Doğru hissediyorsun. Ben eskiden bir sarayda yaşayan bir çocuktum. Adım Mert’ti. Çok kibirliydim. Herkesi görünüşüne göre değerlendirirdim. Bir gün yaşlı bir bilge bana, kalbin güzelliğini öğrenmeden gerçek dostluğu bulamayacağımı söyledi. Sonra da beni kurbağaya dönüştürdü. Ama korkunç bir ceza değildi bu. Daha çok bir ders gibiydi."

Nur sessizce dinledi.

— "Peki nasıl düzelecekti?"

— "Biri benim dış görünüşüme değil, kalbime bakarak bana gerçek dostluk gösterirse büyü bozulacaktı."

Nur’un gözleri parladı.

— "Demek bugün o gün mü?"

Kurbağa gülümsedi.

— "Sanırım öyle."

Tam o anda gölün üstünde hafif bir rüzgâr esti. Nilüfer yaprakları sallandı, su pırıl pırıl ışıldadı. Kurbağanın etrafında altın renkli bir parıltı belirdi. Nur şaşkınlıkla geri çekildi ama hiç korkmadı. Çünkü bu ışık sıcak ve neşeliydi. Birkaç saniye sonra kurbağanın yerinde gülümseyen bir çocuk duruyordu. Saçları dağınık, gözleri parlak, yüzü sevinç doluydu.

— "Ben yine Mert oldum!"

Nur alkışlamaya başladı.

— "Yaşasın! Ama bil diye söylüyorum, kurbağayken de çok eğlenceliydin."

Mert kahkaha attı.

— "Bunu duymak beni daha da mutlu etti."

O sırada saray bahçesinde fenerler yakıldı. Kraliçe Handan ve Kral Tuncay bu güzel haberi öğrenince küçük bir kutlama hazırlattılar. Müzikler çaldı, çocuklar dans etti, aşçı kocaman bir çilekli pasta yaptı. Nur ve Mert bahçede koşturup durdu. Mert bazen şaka olsun diye küçük küçük zıplıyor, Nur da ona bakıp gülüyordu.

— "Kurbağa günlerinden bir şeyler kalmış." dedi Nur.

— "Biraz zıplamak kötü bir şey değilmiş." dedi Mert.

Gece olduğunda yıldızlar gökyüzünü doldurdu. Nur, göl kıyısında elindeki altın topa baktı, sonra Mert’e döndü.

— "Bugün topumu geri kazandım ama daha önemli bir şey daha buldum."

— "Neyi?"

— "Gerçek bir dost."

Mert’in gözleri parladı.

— "Ben de."

O günden sonra Papatya Sarayı’nda neşe hiç eksik olmadı. Nur ve Mert birlikte oyunlar kurdu, şarkılar besteledi, göldeki hayvanlara isimler verdi, bahçeye rengârenk çiçekler ekti. Nur, görünüşün değil kalbin önemli olduğunu hiç unutmadı. Mert de kibirli olmanın insanı ne kadar yalnızlaştırdığını öğrendi.

Ve gölün kıyısından her kahkaha yükseldiğinde, nilüfer yaprakları sanki gizli bir sevinçle hafifçe sallanırdı. Çünkü bazen en güzel dostluklar, bir altın topun suya düşmesiyle başlardı.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın