Minik Vapur Hikayesi
Sabah güneşi denizin üstüne altın sarısı ışıklar serperken, küçük limanın en sevimli vapuru iskelede usul usul salınıyordu. Adı Minik Vapur’du. Gövdesi bembeyaz, bacası kırmızı, düdüğü ise ince ama neşeli bir ses çıkarırdı. Büyük vapurlar onun yanından geçerken denizi köpürte köpürte ilerler, Minik Vapur da onları hayranlıkla izlerdi. Ama onun kalbinde kocaman bir istek vardı: Bir gün o da çocukları mutlu eden, şarkılarla dolu, neşeli bir yolculuk yapacaktı.
Limanın kıyısında martılar dönüyor, balıkçılar ağlarını topluyor, simitçi Hasan amca sepetini düzenliyordu. Minik Vapur sabahın taze kokusunu içine çekti. Bugün içi başka türlü kıpır kıpırdı. Sanki güzel bir şey olacaktı.
Tam o sırada kıyıya Elif, Mert ve Zeynep geldi. Ellerinde rengârenk balonlar, saçlarında rüzgârın oyunları vardı. Yanlarında da dedeleri Nihat Bey yürüyordu. Çocuklar iskeleye gelir gelmez Minik Vapur’u fark ettiler.
— "Dede, bak bak, şu vapur ne kadar tatlı!" dedi Elif, gözleri ışıldayarak.
— "Sanki gülümsüyor," dedi Zeynep, iki elini yanağına koyup.
— "Bence bize gezinti yapmak istiyor," diye ekledi Mert, heyecanla zıplayarak.
Minik Vapur bunu duyunca neredeyse yerinde sevinçten sallandı. Küçük düdüğünü hafifçe öttürdü.
— "Fiiit!"
Çocuklar kahkahaya boğuldu.
— "Dede, bize cevap verdi!" dedi Elif.
Nihat Bey bıyığının altından gülümsedi. Limanın görevlisi Kemal abi de bunu görünce çocuklara yaklaştı.
— "Bugün şanslı gününüzdesiniz çocuklar. Minik Vapur kısa bir sabah turuna çıkacak. İsterseniz siz de binebilirsiniz."
Çocukların sevinci birden gökyüzüne yükseldi.
— "Yaşasın!" diye bağırdı Mert.
— "Ben cam kenarına oturacağım!" dedi Zeynep.
— "Ben martıları sayacağım!" dedi Elif.
Biraz sonra çocuklar vapura bindi. Minik Vapur onları öyle dikkatle taşıdı ki sanki güvertesinde çiçek yaprakları varmış gibi nazik davranıyordu. Halatlar çözüldü, iskeleden yavaşça ayrıldılar. Deniz sabah ışığında pırıl pırıldı. Küçük dalgalar vapurun kenarına vuruyor, şıpır şıpır sesler çıkarıyordu.
Minik Vapur içinden, bugün onları çok mutlu etmeliyim, diye düşündü. Sonra düdüğünü yine neşeyle öttürdü.
— "Fiiit fiiit!"
— "Bence bize günaydın diyor," dedi Zeynep.
— "O zaman biz de söyleyelim," dedi Elif. — "Günaydın Minik Vapur!"
Minik Vapur bu sözleri duyunca öyle sevindi ki denizde minicik bir daire çizdi.
Kemal abi gülerek çocuklara seslendi.
— "Minik Vapur çok naziktir. Güzel sözleri çok sever."
Mert hemen vapurun kenarını okşadı.
— "Sen çok tatlısın Minik Vapur. Sakın üzülme, sen küçük olsan da çok güzelsin."
Bu sözler Minik Vapur’un içindeki bütün çekingenliği eritti. Çünkü o bazen kendini büyük vapurların yanında önemsiz hissederdi. Oysa şimdi güvertesinde kahkahalar vardı. Ve anladı ki büyük olmak başka, kalpleri sevindirmek başkaydı.
Vapur yol alırken karşılarına yaşlı bir sandal çıktı. Sandalın içinde balıkçı Salih amca vardı. Ağlarını toplamış, kıyıya dönüyordu.
— "Günaydın Minik Vapur!" diye seslendi Salih amca.
— "Fiiit!" diye cevap verdi Minik Vapur.
Çocuklar kıkırdadı.
— "O da sana günaydın dedi Salih amca!" dedi Elif.
Salih amca şapkasını salladı.
— "Bugün neşen pek yerinde küçük arkadaş!"
Minik Vapur gerçekten de kendini hiç olmadığı kadar mutlu hissediyordu. Biraz ileride martılar suya yakın uçuyor, denizin üstünde gümüş gibi parlayan balıklar sıçrıyordu. Çocuklar bir yandan bunları izliyor, bir yandan da kendi aralarında konuşuyordu.
— "Ben büyüyünce kaptan olacağım," dedi Mert.
— "Ben martıları çizeceğim," dedi Zeynep.
— "Ben de her gün vapur gezisine geleceğim," dedi Elif.
Nihat Bey gülümseyip onlara baktı.
— "İnsan sevdiği şeyleri hayal edince kalbi daha çok parlar çocuklar."
Minik Vapur bu sözü çok sevdi. Kalbinin gerçekten parladığını hissetti. O sırada kıyıdaki çınar ağaçlarının yanında küçük bir kalabalık gördüler. Parkta çocuklar ellerinde renkli kâğıtlarla bir şeyler sallıyordu.
Kemal abi gözlerini kısarak baktı.
— "Bugün liman şenliği varmış demek."
— "Şenlik mi?" dedi üç çocuk bir ağızdan.
— "Evet," dedi Kemal abi. — "Şarkılar söylenecek, uçurtmalar uçacak, çocuklar resim yapacak."
Minik Vapur bunu duyar duymaz iyice heyecanlandı. Keşke ben de şenliğin bir parçası olabilsem, diye geçirdi içinden.
Sanki bu düşünceyi duymuş gibi Elif ellerini çırptı.
— "Dede, Minik Vapur da şenliğe katılsın!"
— "Evet!" dedi Zeynep. — "Onu kurdelelerle süsleyelim!"
— "Ben bacasına bayrak takarım!" dedi Mert.
Kemal abi kahkaha attı.
— "Bence bu harika fikir."
Böylece tur bitince Minik Vapur tekrar limana yanaştı. Ama bu kez sıradan bir şekilde değil, tam bir şenlik konuğu gibi karşılandı. Çocuklar kıyıdan renkli kâğıt süsler getirdi. Elif mavi kurdeleleri bağladı. Zeynep küçük kâğıt martılar yaptı. Mert de kırmızı beyaz minik bayrakları ipin üzerine sıraladı. Salih amca sandalından parlak bir deniz kabuğu getirdi. Hasan amca da simit sepetinden en güzel kırmızı kurdeleyi çıkarıp verdi.
Bir saat içinde Minik Vapur bambaşka bir görünüme kavuştu. Artık sadece sevimli değil, aynı zamanda şenliğin yıldızıydı.
İskelede toplanan herkes onu görünce hayran kaldı.
— "Aaa, ne kadar güzel olmuş!" dedi bir teyze.
— "Sanki masaldan çıkmış gibi!" dedi başka biri.
Minik Vapur sevinçten hafifçe sallandı. Düdüğüyle kocaman bir selam verdi.
— "Fiiit fiiit fiiit!"
Çocuklar da etrafında dönerek şarkı söylemeye başladı. Sonra Nihat Bey bastonuna dayanıp yüksek sesle dedi ki:
— "Bugünün en neşeli konuğu Minik Vapur’dur!"
Herkes alkışladı. Alkışların sesi limanda yankılandı. Martılar bile sanki buna katılır gibi havada dönüp bağırdı. Minik Vapur’un içi sımsıcaktı. Kendini artık küçük ve önemsiz hissetmiyordu. Çünkü anlamıştı ki mutluluk bazen bir çocuğun gülüşünde, bazen bir dostun selamında, bazen de denizin üstünde usulca ilerleyen minik bir vapurun neşesinde saklıydı.
Akşamüstü güneş yavaşça alçalmaya başladığında çocuklar eve dönmek için hazırlanıyordu. Elif son kez vapurun yanına geldi ve elini gövdesine koydu.
— "Bugün çok güzeldi Minik Vapur. Bizi çok mutlu ettin."
Mert başını salladı.
— "Sen bence dünyanın en güzel vapurusun."
Zeynep de gülümseyerek ekledi:
— "Yarın yine geliriz. Bize yine şarkı söylersin."
Minik Vapur ince düdüğünü utangaç ama sevinçli bir sesle öttürdü.
— "Fiiit..."
Bu sesin anlamını herkes anlamıştı. Bu, bir teşekkürdü. Bu, bir dostluk selamıydı. Bu, yarın yeniden görüşeceğiz demekti.
Çocuklar el sallayarak uzaklaşırken Minik Vapur akşam denizine baktı. Gökyüzü turuncu, pembe ve altın rengine dönmüştü. Limandaki ışıklar birer birer yanıyordu. Gün bitmişti ama Minik Vapur’un içindeki sevinç bitmemişti.
Çünkü o gün bir şeyi öğrenmişti: Küçük olmak, az sevilmek demek değildi. Tam tersine, küçücük bir vapur bile kocaman mutluluklar taşıyabilirdi.
O günden sonra limana gelen herkes Minik Vapur’u tanıdı. Çocuklar onu görünce koşarak geliyor, martılar üstünde dönüyor, balıkçılar selam veriyor, Minik Vapur da her sabah neşeyle düdüğünü öttürüyordu.
— "Fiiit fiiit! Günaydın dünya!"
Ve liman, her yeni günde onun neşeli sesiyle biraz daha güzelleşiyordu.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın