Sabır Hikayesi

Pelin Kaya 12.04.2026 6 Okunma Sayısı Dini Hikayeler 1 Yorum
Sabır Hikayesi
Sesli Masal

Kasabanın en sakin sokağında, küçük bir evde annesiyle birlikte yaşayan Mehmet adında bir çocuk vardı. Mehmet çok iyi kalpliydi ama bir konuda oldukça zorlanıyordu: beklemek. Bir şey hemen olsun isterdi. Çorba soğumadan içmek ister, fidan dikince ertesi gün meyve vermesini bekler, yaptığı duanın da aynı gün kabul olmasını hayal ederdi.

Bir gün öğleden sonra annesi mutfakta ekmek hamuru yoğururken Mehmet pencerenin kenarında oturmuş, yüzünü asmış dışarıyı izliyordu. Yağmur yeni dinmişti. Çatılardan damlalar düşüyor, sokakta serçeler zıplaya zıplaya dolaşıyordu. Ama Mehmet’in içi huzursuzdu.

— "Anne, neden her şey bu kadar geç oluyor?" dedi kaşlarını çatarak.

Annesi ellerini unlu önlüğüne sildi, gülümseyerek yanına geldi.

— "Ne oldu yavrum?"

— "Dün dua ettim. Bugün hemen güzel bir şey olsun istedim. Ama hiçbir şey değişmedi. Bahçeye ektiğimiz fesleğen de büyümedi. Ben beklemekten sıkıldım."

Annesi onun saçlarını okşadı.

— "Mehmet, bazı güzellikler hemen gelmez. Allah bazen kuluna beklemeyi öğretir. Çünkü sabır, kalbi güçlendirir."

Mehmet dudak büktü.

— "Ama ben güçlü olmak istemiyorum, ben hemen mutlu olmak istiyorum."

Tam o sırada kapı çaldı. Gelen kişi, mahallenin sevilen dedesi Hasan Dede idi. Elinde bastonu, yüzünde yumuşacık bir tebessüm vardı. Annesi onu içeri buyur etti. Mehmet Hasan Dede’yi çok severdi, çünkü onun anlattığı her şeyin içinde sanki görünmeyen bir ışık olurdu.

Hasan Dede sedire oturduktan sonra Mehmet’in yüzündeki sıkıntıyı fark etti.

— "Bizim delikanlının yüreğinde bir bulut var galiba."

Mehmet içini çekti.

— "Hasan Dede, sabretmek çok zor."

Hasan Dede başını salladı.

— "Zordur elbet. Ama zoru güzel yapan şey, sonunda kalbe bıraktığı huzurdur."

— "Ben anlamıyorum."

— "O zaman gel, birlikte küçük bir yürüyüş yapalım."

Mehmet hemen ayağa kalktı. Yağmur sonrası serinliği içinde, mahalle camisinin avlusuna kadar yürüdüler. Avluda ıslak taşlar parlıyor, ıhlamur ağacından damlalar toprağa düşüyordu. Bir köşede yeni dikilmiş küçük bir gül fidanı vardı.

Hasan Dede bastonuyla fidanı işaret etti.

— "Bunu görüyor musun?"

— "Evet. Çok küçük."

— "Sence yarın kocaman olur mu?"

— "Olmaz."

— "Peki bir hafta sonra?"

— "Belki biraz."

— "Peki neden hemen büyümüyor?"

Mehmet biraz düşündü.

— "Çünkü zamana ihtiyacı var."

Hasan Dede’nin gözleri parladı.

— "Aferin. İnsan kalbi de böyledir. Dua da bazen böyledir. İyilik de, öğrenmek de, güzelleşmek de böyledir. Allah dilerse hemen verir, dilerse zamanı gelince verir. Ama bekleyen kuluna da boşuna bekletmez. O bekleyişte kalbi olgunlaştırır."

Mehmet taşların üstüne bakarak yürüdü. İçinde biraz yumuşama olmuştu ama yine de tam ikna olmamıştı.

— "Ama beklerken insan üzülüyor."

— "Üzülür. Fakat sabreden insan, üzülse de Rabbine küsmemeyi öğrenir."

O sırada cami kapısının önünde küçük bir kız çocuğu gördüler. Adı Elif’ti. Elinde eski bir ekmek torbası vardı. Gözleri mahzundu. Hasan Dede eğilip sordu.

— "Ne oldu kızım?"

Elif yavaşça konuştu.

— "Annem hasta. Fırına ekmek almaya geldim ama paramı düşürdüm. Şimdi eve nasıl gideceğim bilmiyorum."

Mehmet hemen cebine baktı. Bayramdan kalan küçük bir harçlığı vardı. Ama o parayla ertesi gün renkli bir topaç almayı düşünüyordu. Elini cebinin içinde sıkıca kapadı. Bir an sustu. Kalbi iki yana çekiliyordu.

— "Versem mi, vermesem mi?" diye içinden geçirdi.

Hasan Dede onun yüzüne baktı ama hiçbir şey söylemedi. Sadece bekledi.

Mehmet’in boğazı düğümlendi. Elif’in gözlerindeki endişeyi görünce içi sızladı.

— "Ben bu parayı topaç için saklamıştım." diye mırıldandı.

Sonra başını kaldırdı.

— "Ama annesi hastaysa topaç bekleyebilir."

Cebinden parayı çıkarıp Elif’e uzattı.

— "Al. Ekmek alırsın."

Elif’in yüzü bir anda aydınlandı.

— "Gerçekten mi?"

— "Evet."

— "Allah senden razı olsun."

Bu söz Mehmet’in kalbine sıcacık dokundu. İçinde tuhaf ama güzel bir sevinç yayıldı. Topaç alamayacağı için biraz üzgündü, ama Elif’in rahatlaması onu daha çok mutlu etmişti.

Hasan Dede yavaşça gülümsedi.

— "Bak Mehmet, sabır sadece beklemek değildir. Bazen istediğin şeyi erteleyip iyiliği seçmektir."

Mehmet derin bir nefes aldı.

— "İçim bir garip oldu. Sanki biraz üzüldüm ama daha çok huzurlu oldum."

— "İşte sabrın meyvesi bazen böyle gelir."

Akşam ezanı okununca birlikte namaza girdiler. Mehmet secdeye vardığında gün boyu ilk defa içinin sakinleştiğini hissetti. Sessizce dua etti.

— "Allah’ım, bana sabretmeyi öğret. Beklerken sana güvenmeyi öğret."

Namazdan sonra eve döndüklerinde annesi sofrayı hazırlamıştı. Sıcak çorbanın kokusu evi sarmıştı. Mehmet her zamanki gibi hemen kaşığa sarılmadı. Önce besmele çekti, sonra çorbanın biraz soğumasını bekledi. Annesi bunu fark edip şaşkınlıkla gülümsedi.

— "Bugün bizim Mehmet değişmiş sanki."

Mehmet utangaçça güldü.

— "Birazcık."

Yemekten sonra annesi dolaptan küçük bir kese çıkardı.

— "Bunu bugün komşu Fatma Teyze bıraktı. Geçen hafta ona yardım etmiştin ya, teşekkür için göndermiş."

Keseyi açınca içinden tam da Mehmet’in almak istediği topaca yetecek kadar para çıktı. Mehmet’in gözleri büyüdü.

— "Anne, bu gerçekten bana mı?"

— "Evet yavrum."

Mehmet şaşkınlıkla Hasan Dede’nin sözlerini hatırladı. Allah bazen hemen vermezdi ama zamanı gelince gönlü ferahlatan bir kapı açardı.

Ertesi gün Mehmet topacını aldı. Ama artık onun için en değerli şey oyuncak değildi. Topacı elinde çevirirken bile aklında başka bir şey vardı. Öğleden sonra yine Hasan Dede’nin yanına gitti.

— "Hasan Dede, galiba sabrı biraz anladım."

— "Anlat bakalım."

— "Sabır, sadece beklemek değilmiş. İstemeye devam ederken şikâyet etmemekmiş. Kalbin sıkılsa da Allah’a güvenmekmiş. Bazen de kendi isteğini erteleyip başkasına iyilik yapmakmış."

Hasan Dede’nin gözleri doldu.

— "Aferin evladım. İşte maneviyat dediğimiz şey de kalbin böyle güzelleşmesidir."

Mehmet gökyüzüne baktı. Bulutların arasından yumuşak bir güneş ışığı sızıyordu. O an kalbinde tatlı bir ferahlık hissetti. Beklemek artık ona eskisi kadar korkutucu gelmiyordu. Çünkü biliyordu ki sabır, insanı yalnız bırakmıyordu. Sabreden kalbin içine Allah huzur serpiyordu.

O günden sonra Mehmet her istediği şey hemen olmayınca derin bir nefes alır, ellerini dizlerinin üstüne koyar ve kendi kendine şöyle derdi:

— "Biraz bekle kalbim. Allah güzel olanı tam vaktinde verir."

Ve ne zaman bunu söylese, içindeki acelecilik biraz daha küçülür, sabır biraz daha büyürdü. En güzeli de şuydu: Mehmet artık sadece büyümüyordu, güzelleşiyordu da.

Bu Hikayeyi Paylaş

1 Yorum

  • N
    nilay

    çok güzel dini bir masal teşekkürler

Yorum Yazın

TakipciAPP ile Takipçi Satın Alma