Kuromi ve Mor Fenerin Sırrı Hikayesi

Pelin Kaya 15.12.2025 409 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 0 Yorum
Kuromi ve Mor Fenerin Sırrı Hikayesi
Sesli Masal

Uzak diyarların birinde, tepeleri pamuk gibi bulutlara değen, sokakları rengârenk taşlarla döşeli küçük bir kasaba vardı. Bu kasabada gündüzler neşeli, geceler ise fısıltılarla doluydu. Çünkü kasabanın hemen yanında, Morçam Ormanı uzanırdı. Ağaçlarının yaprakları morumsu bir parıltı taşır, geceleri ay ışığında hafifçe ışıldardı. İşte Kuromi bu kasabanın kıyısında, eski ama sevimli bir evde yaşıyordu.

Kuromi dışarıdan bakıldığında biraz yaramaz, biraz asi görünürdü. Başındaki siyah şapkası, minik kafatası simgesi ve muzip bakışlarıyla dikkat çekerdi. Ama onu gerçekten tanıyanlar, kalbinin sandığından çok daha yumuşak olduğunu bilirdi.

O sabah Kuromi, pencerenin önünde durmuş Morçam Ormanı’na bakıyordu. İçinde tarif edemediği bir huzursuzluk vardı.

— Bugün orman çok sessiz… dedi kendi kendine. — Fazla sessiz.

Tam o sırada kapı gıcırdayarak açıldı. İçeri Kuromi’nin en yakın arkadaşı olan Elif girdi. Elif, meraklı gözleri ve her zaman çözüm arayan tavrıyla tanınırdı.

— Kuromi, seni her yerde aradım! dedi nefes nefese. — Kasabada tuhaf şeyler oluyor. Çocuklar oyun oynarken bir anda durup gökyüzüne bakıyor, sanki bir şey bekler gibiler.

Kuromi kaşlarını çattı.

— Ben de aynı şeyi hissediyorum Elif. Morçam Ormanı sanki bize bir şey anlatmak istiyor.

Elif heyecanla yaklaştı.

— O zaman gidip bakalım. Beklemek bize göre değil.

Kuromi gülümsedi. İçindeki o tanıdık kıpırtı yerini kararlı bir sıcaklığa bırakmıştı.

Bir süre sonra Kuromi ve Elif, ormanın girişine ulaştılar. Ağaçlar daha önce hiç olmadığı kadar sessizdi. Rüzgâr bile yaprakları nazikçe okşuyordu.

— Buraya her gelişimizde kalbim daha hızlı atıyor, dedi Elif fısıldayarak.

— Çünkü burası yaşayan bir yer, diye karşılık verdi Kuromi. — Dinlersen konuşur.

Ormanın derinliklerine ilerlediklerinde yaşlı bir çınarın önünde durdular. Çınarın kovuğundan hafif mor bir ışık sızıyordu.

— Bu… bu da ne? diye sordu Elif.

Kuromi yavaşça yaklaştı ve kovuğun içinden eski bir fener çıkardı. Fener mor camdan yapılmış gibiydi ve içindeki ışık nabız gibi atıyordu.

— Mor Fener… dedi Kuromi şaşkınlıkla. — Büyükannem bununla ilgili bir hikâye anlatırdı.

Elif’in gözleri parladı.

— Ne hikâyesi?

Kuromi derin bir nefes aldı.

— Derdi ki; bu fener, kalbi karışık olan zamanlarda ortaya çıkar. Kasaba unutmaya başladığında, duygular birbirine girdiğinde… ışığı yol gösterirmiş.

Tam o anda arkalarından bir ses duyuldu.

— Nihayet buldunuz.

İkisi birden irkildi. Sesin sahibi, kasabanın en sessiz çocuklarından biri olan Mertti. Normalde konuşmaktan kaçınırdı.

— Mert? Sen burada ne yapıyorsun? dedi Elif.

Mert yere baktı, sonra yavaşça başını kaldırdı.

— Ben… son günlerde kendimi çok yalnız hissediyorum. Kimseyle konuşmak istemiyorum ama içim de çok dolu. Orman beni buraya çağırdı.

Kuromi’nin bakışları yumuşadı.

— Yalnız hissetmek bazen çok ağır gelir, dedi sakin bir sesle. — Ama bu, kimsenin seni duymadığı anlamına gelmez.

Mor Fener bir anda daha parlak yanmaya başladı. Işık, Mert’in etrafını sardı.

— Bak! diye fısıldadı Elif. — Fener tepki veriyor.

Kuromi feneri Mert’e doğru uzattı.

— Bunu tutmak ister misin?

Mert tereddüt etti ama sonra feneri kavradı. O an ormanda hafif bir melodi yayıldı. Sanki ağaçlar mırıldanıyordu.

— İçim… biraz hafifledi, dedi Mert şaşkınlıkla. — Sanki biri beni anladı.

Üçlü, fenerle birlikte kasabaya geri dönmeye karar verdi. Çünkü Kuromi bir şeyden emindi: Bu fener sadece bir kişiye değil, herkese lazımdı.

Kasabaya vardıklarında meydanda toplanan insanları gördüler. Yüzlerde yorgunluk, gözlerde belirsizlik vardı.

Kuromi bir adım öne çıktı.

— Dinler misiniz? dedi yüksek ama nazik bir sesle. — Bu fener, içimizde söylediklerimizi duymamıza yardım ediyor.

Kalabalıktan Ayşe adında yaşlı bir kadın öne çıktı.

— Ben uzun zamandır kimseye anlatmadım ama… çok özlüyorum, dedi. — Eski günleri, eski gülüşleri.

Fener yeniden parladı.

Ardından Can konuştu.

— Ben hata yapmaktan çok korkuyorum. O yüzden hiçbir şeye başlamıyorum.

Işık daha da yayıldı.

Kuromi, insanların konuşmaya başladıkça birbirlerine yaklaştığını fark etti. Sessizlik çözülüyor, yerini anlayış alıyordu.

Elif Kuromi’ye dönüp fısıldadı.

— Sanırım bu fener, duygular saklandığında ağırlaşıyor. Paylaşıldığında ise hafifliyor.

Kuromi başını salladı.

— Evet. Ve bazen birinin ilk sözü söylemesi gerekiyor.

Gün batarken Mor Fener’in ışığı yavaş yavaş soldu. Sonunda tamamen söndü ve sıradan bir fener gibi göründü.

Mert Kuromi’ye baktı.

— Artık çalışmıyor mu?

Kuromi gülümsedi.

— Hayır, görevini yaptı. Şimdi sıra bizde.

O geceden sonra kasabada küçük ama önemli değişiklikler oldu. İnsanlar birbirlerini daha dikkatli dinlemeye başladı. Çocuklar oyun oynarken hissettiklerini paylaşır oldu. Büyükler, susmak yerine anlatmayı seçti.

Kuromi ise yine evinin penceresinden Morçam Ormanı’na baktı. Ama bu kez içi huzur doluydu.

— Yaramaz olmak bazen yanlış anlaşılır, dedi kendi kendine. — Ama kalbini dinliyorsan, yolunu da bulursun.

Ve Morçam Ormanı, uzun bir aradan sonra yeniden yapraklarını rüzgârla konuşturdu.

Hikâye burada biterken, kasabada yaşayan herkes şunu öğrendi: Duygular paylaşıldıkça küçülmez, aksine insanları birbirine yaklaştırır. Kuromi ise bunu çoktan biliyordu.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın