Pembe Kedi Hikayesi

Pelin Kaya 23.04.2026 13 Okunma Sayısı Hayvanlar Alemi Hikayeleri 0 Yorum
Pembe Kedi Hikayesi
Sesli Masal

Bir zamanlar, güneşin sabahları perdelerin arasından altın rengi çizgilerle süzüldüğü, küçük ama neşeli bir evde, Pembe adında çok tatlı bir kedi yaşarmış. Gerçekten de adı gibi pembeymiş; tüyleri açık pembe bulutlara benzer, burnu çilek lokumu gibi durur, patileri ise minik gül yapraklarını andırırmış. Onu gören herkes önce şaşırır, sonra gülümsermiş. Ama Pembe’yi asıl özel yapan şey rengi değilmiş. Pembe, dünyanın en uykucu kedisiymiş.

Pembe sabah uyanmazmış; sabah onun üstüne yorgan gibi serilir, o yine uyumaya devam edermiş. Mutfakta sandalye üstünde uyurmuş, pencere önündeki minderin üzerinde uyurmuş, antrede ayakkabıların yanında uyurmuş, kanepe kolunda uyurmuş, çamaşır sepetinin içinde uyurmuş. Bir gün annesi onu ekmek kutusunun yanında, başka bir gün babası kitaplığın en alt rafında, ertesi gün küçük Ela onu oyuncak ayısının üstüne kıvrılmış halde bulurmuş.

Evde yaşayan herkes Pembe’yi çok severmiş: anne, baba, Ela ve abisi Can. Ama artık hepsi aynı şeyi düşünmeye başlamıştı: “Bu kadar da uyunur mu?”

Bir sabah anne mutfakta pankek yaparken Pembe yine masanın altındaki halının üstünde, patilerini burnunun altına toplamış, mışıl mışıl uyuyormuş. Tereyağının kokusu evi sarmış, pankekler cızır cızır pişmiş, reçel kavanozu açılmış, ama Pembe sadece bir kulağını hafifçe oynatıp tekrar derin bir uykuya dalmış.

Ela şaşkınlıkla eğilip bakmış.

— Anne, Pembe pankek kokusuna bile uyanmadı!

Anne gülmüş.

— Sanırım rüyasında koca bir süt gölünde yüzüyordur.

Can sandalyeye oturup sütünü içerken başını sallamış.

— Bence o sadece tembel. Bir kedi bu kadar uyuyamaz.

Tam o sırada Pembe uykusunda minicik bir “miyav” demiş, sonra kuyruğunu bir kez sallayıp yeniden sessizleşmiş.

Ela içini çekmiş.

— Ama ben onunla oynamak istiyorum. Top atıyorum, bakmıyor. Kurdelesini sallıyorum, görmüyor. Sanki bütün gün ay bulutlarının üstünde geziyor.

Baba gazeteyi katlayıp Pembe’ye bakmış.

— Belki de biraz hava değişikliğine ihtiyacı vardır. Sürekli evin içinde uyuduğu için daha da uykusu geliyordur.

Anne kaşlarını kaldırmış.

— Yani dışarı mı çıkaralım?

— Evet, demiş baba. — Bahçeye ya da parka götürelim. Belki kuşları görünce canlanır, kelebekleri kovalayıp neşelenir.

Ela heyecanla zıplamış.

— Evet evet! Pembe gezmeye çıksın! Ona pembe tasmasını takarım!

Can da ilk kez gülümsemiş.

— Hadi bakalım, dünyanın en uykucu kedisi dışarıda da uyuyabilecek mi görelim.

Öğlene doğru hava yumuşacık olmuş. Ne çok sıcak, ne de çok serinmiş. Kuşlar ötüyor, rüzgâr ağaç yapraklarını hışırdatıyormuş. Ela, Pembe’nin minik pembe tasmasını takmış. Pembe bir an gözlerini aralamış, sanki “Bu da ne şimdi?” der gibi bakmış, sonra yeniden esnemiş. Öyle uzun esnemiş ki Ela gülmekten kırılmış.

— Bakın, daha dışarı çıkmadan yoruldu!

Anne bir battaniye, baba küçük bir sepet, Can da atıştırmalıklar hazırlamış. Hep birlikte yakınlardaki parka gitmişler. Parkta çocuklar koşuyor, uçurtmalar gökyüzünde salınıyor, bir köpek top peşinde koşuyormuş. Her yer cıvıl cıvılmış.

Ela heyecanla Pembe’yi çimlerin üzerine bırakmış.

— Hadi Pembe! Koş! Oyna! Keşfet!

Pembe önce bir süre olduğu yerde durmuş. Burnunu havaya kaldırmış. Çimen kokusunu içine çekmiş. Uzakta bir papatya sallanmış. Yakında bir arı vızıldamış. Ağaçtan yaprak düşmüş. Herkes nefesini tutmuş.

Can fısıldamış.

— Sanırım şimdi hareket edecek.

Baba başını uzatmış.

— Belki de şu kelebeğin peşinden gider.

Ela’nın gözleri parlamış.

— Hadi Pembe, hadi!

Pembe iki adım atmış. Sonra üçüncü adımda durmuş. Etrafına bakmış. Güneşin vurduğu, tam da ağacın gölgesiyle ışığın birleştiği yumuşacık bir yere çökmüş. Bir kez dönmüş. Bir daha dönmüş. Sonra patilerini altına alıp kıvrılmış.

Bir saniye sessizlik olmuş.

Ardından Can kahkahayı patlatmış.

— İnanmıyorum! Dışarı çıkar çıkmaz yine uyudu!

Ela ağzı açık kalmış.

— Pembe! Ama burada kuşlar var! Çiçekler var! Yapraklar var!

Anne gülmekten gözlerini silmiş.

— Demek ki bizim kız gerçekten çok uykucu.

Baba dizlerini kırıp Pembe’ye yaklaşmış. Pembe’nin gözleri yarı kapalıymış. Sanki parkta değil de dünyanın en rahat yatağındaymış gibi huzurlu görünüyormuş.

— Belki de dışarıdaki havayı o kadar sevdi ki uykusu daha da geldi, demiş baba.

Ela biraz üzülmüş. Çimlerin üzerine oturup Pembe’ye bakmış. Yanaklarını şişirmiş.

— Onunla koşmak istemiştim. Oysa o yine uyuyor.

Pembe, sanki Ela’nın sesindeki kırgınlığı hissetmiş gibi bir gözünü usulca açmış. Minik pembe burnu titreşmiş. Sonra yavaşça kalkıp Ela’nın yanına gelmiş. Başını Ela’nın dizine sürtmüş. Mırıl mırıl sesler çıkarmış. O kadar yumuşak, o kadar sevecenmiş ki Ela’nın kalbi hemen yumuşamış.

— Bana sarılmak mı istiyorsun? diye sormuş Ela.

Pembe cevap verir gibi hafifçe “miyav” demiş. Sonra Ela’nın kucağına yarı uzanmış, yarı kıvrılmış. Gözleri yine kapanmaya başlamış.

Anne bunu görünce yumuşak bir sesle konuşmuş.

— Belki Pembe bizim sandığımız gibi değildir. Belki o koşup zıplayan bir kedi olmak zorunda değildir. Belki onun en sevdiği şey, yanında sevdiği insanlar varken huzurla uyumaktır.

Can da çimlere uzanmış, gökyüzüne bakmış.

— Yani onun süper gücü uyumak mı?

Baba gülmüş.

— Belki de. Ama dikkat ettiniz mi? Hep bize yakın yerlerde uyuyor. Mutfakta, salonda, kapının yanında, oyuncakların arasında... Şimdi de Ela’nın kucağında.

Ela, Pembe’nin başını okşarken düşünmüş.

— Yani bizi sevdiği için mi hep yakınımızda uyuyor?

— Evet, demiş anne. — Kediler bazen en çok güvendikleri yerde uyurlar. Pembe de demek ki bu evde ve bizim yanımızda kendini çok güvende hissediyor.

Bu sözleri duyan Ela’nın gözleri parlamış. Üzüntüsünün yerini sıcacık bir sevinç almış.

— Demek ki o tembel değil. Sadece mutlu!

Can da gülümseyip başını sallamış.

— Mutluluktan uyuyan kedi... Bu biraz komik ama çok tatlı.

O sırada hafif bir rüzgâr esmiş. Ağacın dalları sallanmış. Güneş yumuşak ışıklarla çimlerin üstünü parlatmış. Pembe, Ela’nın kucağında derin bir nefes alıp iyice gevşemiş. Mırıltısı küçük bir ninni gibi çıkıyormuş.

Aile bir süre konuşmadan onu izlemiş. Sonra anne battaniyeyi yere sermiş. Hep birlikte yan yana oturmuşlar. Baba sepetten sandviçleri çıkarmış. Can elmayı bölmüş. Ela bir eliyle sandviçini tutup diğer eliyle Pembe’yi okşamaya devam etmiş.

Bir süre sonra Ela gülerek fısıldamış:

— Bence Pembe şimdi rüyasında parkta koşuyordur.

Can karşılık vermiş:

— Hayır, bence rüyasında dev bir yastık dağının tepesinde uyuyordur.

Baba eklemiş:

— Belki de bulutlardan yapılmış bir salıncakta sallanıyordur.

Anne gözlerini kısıp Pembe’ye bakmış.

— Ben daha iyisini söyleyeyim. Rüyasında bizim hep birlikte yanında olduğumuzu görüyordur.

Bunun üzerine hepsi susmuş. Çünkü anne haklıymış gibi gelmiş. Pembe’nin yüzünde öyle huzurlu, öyle tatlı bir ifade varmış ki, sanki gerçekten sevgi dolu bir rüyanın içindeymiş.

Park dönüşünde Ela, Pembe’yi kucağında taşımış. Eve gelince Pembe uyanır gibi olmuş, salona kadar yürümüş, sonra pencere önündeki mindere atlayıp yine kıvrılmış. Ama bu kez aile onun uykusuna farklı gözlerle bakmış. Anne üstünü hafifçe örtmüş. Baba yanına su kabını koymuş. Can gülerek bir not yazmış: “Rahatsız etmeyin, profesyonel uyku uzmanı çalışıyor.” Ela da küçük bir kalp çizip notun yanına yapıştırmış.

Akşam olduğunda ev sıcacık bir sessizliğe bürünmüş. Tencereden çorba kokusu gelmiş, lambalar yanmış, dışarıda yıldızlar belirmiş. Pembe hâlâ uyuyormuş ama arada bir kuyruğunu oynatıyor, mırıldanıyor, sanki ailesinin seslerini duydukça daha da huzurlu oluyormuş.

Ela, yatmadan önce Pembe’nin yanına gitmiş. Eğilip kulağına fısıldamış:

— İyi geceler, benim uykucu pembe kedim. Yarın yine uyuyabilirsin. Ben seni böyle de çok seviyorum.

Pembe gözlerini açmadan minicik bir “mrr” sesi çıkarmış. Bu, onun kedi dilinde “Ben de seni seviyorum,” demesiymiş belki de.

O günden sonra aile, Pembe’yi uyuduğu için hiç yadırgamamış. Çünkü anlamışlar ki herkesin neşesi farklıymış. Kimi koşarak mutlu olurmuş, kimi şarkı söyleyerek, kimi resim yaparak... Pembe ise sevdiği insanların yakınında, huzurla uyuyarak mutlu olurmuş.

Ve gerçekten de evin her köşesinde uyumaya devam etmiş: bazen koltuğun köşesinde, bazen çamaşırların üstünde, bazen kapının önünde, bazen oyuncak kutusunun yanında... Ara sıra dışarı çıkarıldığında da bir ağaç gölgesinde, yumuşak bir çimde ya da Ela’nın kucağında yine uyuyakalırmış.

Ama artık herkes her baktığında gülümsermiş.

Çünkü o evde, pembe tüyleri ve bitmeyen uykusuyla yaşayan o tatlı kedi, herkese sessiz bir şey öğretmiş:

Sevildiğini hissettiğin yerde insanın da, kedinin de kalbi dinlenirmiş.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın

TakipciAPP ile Takipçi Satın Alma