Ağustos Böceği ile Karınca Hikayesi
Güneş, yemyeşil çayırların üstünde altın gibi parlıyor; rüzgâr, tarlanın kenarındaki buğday başaklarını usulca eğip kaldırıyordu. Kır çiçekleriyle dolu patikanın yanında, küçük bir dere şırıldıyor; suyun sesi, uzaklardan gelen kuş cıvıltısına karışıyordu. İşte o gün, yazın tam ortasında, çayırın en neşeli köşesinde bir ağustos böceği sazını omzuna atmış, gölgelik bir yaprağın altında şarkı söylüyordu. Şarkı neşeliydi ama içinde biraz da hüzün saklıydı; sanki yazın hiç bitmemesini istiyor gibiydi.
Aynı çayırda, karıncaların uzun bir yolu vardı. Minik karınca kolu, sabahın erken saatinden beri çalışıyordu. Bazıları buğday tanelerini taşıyor, bazıları kuru yaprakları düzenli yığınlar hâline getiriyor, bazıları da yiyeceklerin nereye konacağını kontrol ediyordu. Bu karıncaların içinde bir tanesi, diğerlerinden biraz daha dikkatliydi. Adı Kınalı idi. Kınalı, taşıdığı her taneyi sayar, yuvanın girişinde kısa bir kontrol yapar, sonra tekrar yola düşerdi.
Ağustos böceği, karıncaların bu telaşını izledi. Önce gülümsedi. Sonra sazının teline daha hızlı vurdu ve neşeli bir ezgiyle karıncalara seslenmek istedi.
— "Hey karıncalar, güneş bu kadar parlarken neden bu kadar koşuşturuyorsunuz"
Kınalı başını kaldırdı, ter damlacıkları antenlerinin ucunda parladı. Duruşunu bozmadı, ama sesi sakindi.
— "Çünkü güneş her zaman böyle parlamaz, biz kışa hazırlanıyoruz"
Ağustos böceği sazını hafifçe salladı, sanki bu cevap çok ağır bir sözmüş gibi omuzlarını silkti.
— "Kışa daha çok var, hem şu an bu kadar güzelken çalışmak yerine şarkı söylemek daha iyi değil mi"
Kınalı kısa bir nefes aldı. Arkasındaki karınca arkadaşlarına baktı; kimse işini bırakmıyordu. Kınalı da bırakmadı, ama konuşmaya devam etti.
— "Şarkı güzel, eğlence de güzel, ama kış gelince şarkı karın doyurmaz"
Ağustos böceği, bu sözün üstüne bir an durdu. Sazının tellerine dokunmadı. Rüzgâr bir an esip geçti; çiçeklerin başı eğildi. Sonra böcek yeniden neşeli bir kahkaha attı, sanki korkuyu şakaya çevirmek ister gibi.
— "Benim sesim güçlü, herkes beni dinler, belki kış gelince de şarkı söylerim, bir şekilde olur"
Kınalı, taşıdığı taneyi bırakmadan konuştu.
— "Olur demek, hazırlık yapmak değildir, biz burada bir plan kuruyoruz"
Ağustos böceği, plan kelimesini duyar duymaz yüzünü buruşturdu. Plan, ona sanki ağır bir taş gibi geldi. Ama yine de merak etti.
— "Plan kurmak ne demek, zaten günler kendiliğinden geçmiyor mu"
Kınalı, yuvaya doğru yürürken yanından geçen küçük bir karıncayı işaret etti; karınca, yaprak parçasını taşıyıp bir yığının üstüne yerleştiriyordu. Sonra bir başkasını gösterdi; o da buğday tanelerini kuru bir oyukta düzenliyordu.
— "Bak, herkesin görevi var, neyi nereye koyacağımızı biliyoruz, hava soğuduğunda dışarı çıkmak zorlaşır, o gün geldiğinde içerde yiyeceğimiz hazır olmalı"
Ağustos böceği, bir süre sessiz kaldı. Sonra gözlerini kısarak bir şey fark etmiş gibi konuştu.
— "Ama siz hiç durmuyorsunuz, hiç gülmüyorsunuz, bu da zor değil mi"
Kınalı’nın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. Yorgundu ama kalbi sıcak bir yerden konuşuyordu.
— "Biz de gülüyoruz, sadece vaktinde, akşam olunca yuvada bir araya geliriz, birbirimize günün hikâyesini anlatırız, çalışmak da bir tür dayanışma"
Ağustos böceği, dayanışma sözünü sevdi. O da kalabalık sevmeyi bilirdi, çünkü şarkısını dinleyenler olunca kendini güçlü hissederdi. Birden parlak bir fikir buldu.
— "O zaman ben de size şarkı söylerim, siz çalışırken moraliniz yükselir"
Kınalı, ilk kez gerçekten durdu. Taşıdığı taneyi yere koydu. Ağustos böceğine dikkatle baktı.
— "Eğer şarkı söyleyeceksen, bir şartım var"
Ağustos böceği heyecanla kanatlarını titretti.
— "Söyle, ne istersen"
Kınalı, sakin bir tonla konuştu.
— "Her gün kısa bir süre şarkı söyle, ama sonra biraz da yardım et, bir iki tane taşımak bile olur, elin değsin, emek ver, o zaman şarkın daha anlamlı olur"
Ağustos böceği, yardım kelimesini duyunca hafifçe gerildi. Sazına sarıldı, sanki onu bir kalkan gibi kullanmak ister gibiydi.
— "Benim elim şarkıya alışık, taş taşımak bana göre değil"
Kınalı, sertleşmeden cevap verdi.
— "Herkesin yeteneği farklı, ama herkesin sorumluluğu da var, az da olsa katkı yapmak, zor gün gelince yalnız kalmamak demektir"
Bu söz, ağustos böceğinin içine ince bir çizgi gibi işledi. Yalnız kalmak istemezdi. Ama yazın ışığı gözünü alıyordu; şimdiki an, ona koca bir dünya gibi geliyordu. Yine de kabul etmedi, kahkahasını toparladı.
— "Ben şarkımı söylerim, siz de çalışırsınız, böyle daha iyi, merak etme, kış gelince bir yol bulurum"
Kınalı başını salladı, tanesini tekrar aldı ve yürüdü. Ağustos böceği de sazına döndü. O gün şarkılar çok sürdü. Günler geçti. Çiçeklerin rengi önce koyulaştı, sonra solmaya başladı. Rüzgâr serinledi, gölgeler uzadı. Deredeki su biraz daha soğuk akmaya başladı.
Bir akşamüstü, ağustos böceği yine şarkı söylemek için yaprağın altına geçti. Ama sesi eskisi kadar güçlü çıkmadı. Çünkü göğsünde tuhaf bir sıkışma vardı. Çayırın kenarında sararmış yapraklar birikmiş, güneş daha erken batmaya başlamıştı. Uzaktan karıncaların hâlâ çalıştığını gördü. Hatta daha da hızlanmışlardı.
Ağustos böceği içinden, belki de karıncalar haklı diye geçirdi. Ama gururu, dilinin ucuna geldiğinde onu geri itti. Yine de merakı ağır bastı ve yuvaya yaklaştı.
— "Kınalı, siz hâlâ mı taşıyorsunuz, hava serinledi"
Kınalı, yuvanın girişinde bekliyordu. Gözleri yorgundu ama düzenliydi.
— "Evet, çünkü serinlik kışın habercisi, son hazırlıklarımızı yapıyoruz"
Ağustos böceği, bir an sessiz kaldı. Sonra yavaşça konuştu.
— "Benim şarkılarım azaldı, sanki yaz benden uzaklaşıyor"
Kınalı, bu kez daha yumuşak bir sesle cevap verdi.
— "Yaz herkes için uzaklaşır, önemli olan uzaklaşırken elinde ne kaldığı"
Bu söz, ağustos böceğinin gözlerini nemlendirdi. Onun elinde ne vardı. Sazı vardı, melodileri vardı, ama yiyeceği yoktu. Üstelik serinlik artınca dinleyiciler de azalmıştı; kimse uzun uzun çayırda kalmıyordu.
Sonra beklenen oldu. Bir sabah, çayırın üstünde ince bir kırağı belirdi. Otlar bembeyaz oldu. Ağustos böceği uyandığında nefesi buhar çıkardı. Kanatları üşüdü. Sazını eline aldı ama parmakları soğuktan titredi. Şarkı söylemeye çalıştı, sesi çatladı. Karnı guruldadı. O an, yazın ne kadar hızlı bittiğini anladı.
Gün boyu yiyecek aradı. Kuru bir yaprak parçasının altında birkaç kırıntı buldu, ama yetmedi. Akşam olduğunda rüzgâr daha da sertleşti. Ağustos böceği, sanki bütün çayır ona daralmış gibi hissetti. Adımlarını karınca yuvasına çevirdi. Kapıya yaklaştığında utandı, ama gururu artık açlıktan daha ağır değildi.
— "Kınalı, ben geldim"
Kınalı, yuvanın girişinde nöbetçi karıncayla konuşuyordu. Ağustos böceğini görünce şaşırmadı. Sanki bu anı beklemişti.
— "Hoş geldin, sesin çok yorgun geliyor"
Ağustos böceği, başını eğdi. Gözleri doldu.
— "Haklıydınız, kış geldi, ben hazırlık yapmadım, yiyeceğim yok, üşüyorum, korkuyorum"
Kınalı, bir süre sessiz kaldı. Bu sessizlik, azar gibi değildi; daha çok düşünmek gibiydi. Sonra yavaşça konuştu.
— "Sana kapıyı kapatmak kolay olurdu, ama o zaman sen hiçbir şey öğrenmeden donar giderdin, biz de vicdanımızda ağırlık taşırdık"
Ağustos böceği, şaşkınlıkla başını kaldırdı.
— "Yani beni içeri alacak mısınız"
Kınalı, gözlerini ağustos böceğinin sazına çevirdi. Sonra da onun titreyen kanatlarına.
— "İçeri alırız, ama bu sefer bizim de bir şartımız var"
Ağustos böceği hemen konuştu.
— "Ne isterseniz yaparım"
Kınalı, yuvanın içine doğru bir adım attı, kapıyı yarım araladı. İçeriden sıcak bir hava ve yiyecek kokusu geldi. Ağustos böceğinin midesi bir kez daha guruldadı.
— "Kış boyunca burada kalabilirsin, yiyeceğini paylaşırız, ama sen de katkı sunacaksın, herkes nasıl elinden geleni yapıyorsa sen de yapacaksın"
Ağustos böceği ürkekçe sordu.
— "Nasıl katkı, ben buğday taşıyamam ki, dışarısı çok soğuk"
Kınalı, bu kez gülümsedi.
— "Dışarıda taşımana gerek yok, içeride yapacak çok iş var, küçükler için masal anlatırsın, nöbet saatlerinde bizi uyanık tutmak için kısa ezgiler çalarsın, ayrıca her gün biraz düzen işine yardım edersin, yiyeceklerin sayımında yanında olursun"
Ağustos böceği, ilk kez kendini işe yarar hissetti. Şarkısı, sadece keyif için değil, bir amaç için de kullanılacaktı. Bu düşünce, içini ısıttı.
— "Kabul ediyorum, hem de gerçekten, ben sadece eğlenmek istemiştim ama şimdi anlıyorum, emek vermeden paylaşmak da ağır geliyormuş"
Kınalı kapıyı biraz daha açtı. İçerideki karıncalar, merakla bakıyordu. Bazıları ağustos böceğine kızgın gibi, bazıları da üzgün gibiydi. Kınalı, topluluğa dönüp net konuştu.
— "Hepimiz hata yapabiliriz, önemli olan hatayı fark edince değişmek, o da burada kalacak, ama çalışacak ve öğrenecek"
Ağustos böceği, içeri girdiğinde sıcaklık gözlerini yakar gibi oldu. Bir köşeye oturdu, önüne küçük bir parça yiyecek koydular. O an, minnet duygusu göğsünde büyüdü. Bir lokma aldıktan sonra sazını eline aldı; bu kez şarkı, dışarıdaki yaz şarkısı gibi değildi. Daha yumuşak, daha sakin, daha derin bir ezgiydi.
— "Bu ezgi, bana hatamı hatırlatsın, bir daha yalnız kalmamak için zamanında hazırlanmayı öğreneyim"
Kınalı, yanında durdu.
— "İşte şimdi şarkın gerçekten işe yarıyor, hem kalbini ısıtıyor hem de bizim düzenimizi güçlendiriyor"
Kış uzun sürdü. Dışarıda rüzgâr uğuldarken, içeride ağustos böceği küçük karıncalara hikâyeler anlattı, bazen kısa şarkılarla onları uyuttu, bazen de nöbet saatinde uyanık kalmaları için ritim tuttu. Arada yiyecek sayımına yardım etti; ilk başta zorlandı, sonra alıştı. Her gün biraz daha emek vermenin ne demek olduğunu öğrendi.
Bahar geldiğinde, çayır yeniden yeşerdi. Ağustos böceği yuvanın kapısına çıktı, güneş yüzüne vurdu. Bu kez sadece şarkı söylemek istemiyordu. Bir yandan şarkı söyleyecek, bir yandan da yaz boyunca küçük bir köşeye yiyecek ayırmayı öğrenecekti. Çünkü artık biliyordu: Neşe güzeldi, ama neşeyi sürdüren şey, zamanında yapılan hazırlıktı.
— "Bu yaz şarkı da var, iş de var, ikisini dengede tutacağım"
Kınalı, kapının yanında durup başını salladı.
— "Dengeyi kuran, kıştan korkmaz"
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın