Affetmenin Rengi Hikayesi
Güneş ışıkları sabahın erken vaktinde mahallenin küçük evlerinin çatılarına değinirken, on iki yaşındaki Zeynep penceresinin yanında oturmuş, defterine biraz hüzünle bakıyordu. Sayfanın tam ortasında kırık bir pastel boya yatıyordu; dün en sevdiği arkadaşı Mert’le yaşadığı kavganın sessiz hatırası.
— “Bunu nasıl yapabildi? Hem de benim en sevdiğim kalemi kırdı…” diye mırıldandı Zeynep, gözleri hafifçe dolarken.
Zeynep’in annesi, mutfaktan seslenerek kahvaltıya çağırdı. Ama Zeynep’in aklı hala dündeydi. Kahvaltıya indiğinde bile yüzündeki gölge, annesinin dikkatini çekti.
— “Zeynep, canım, yüzün asık. Bir şey mi oldu?”
— “Anne… Mert dün çok kötü bir şey yaptı. Benim en sevdiğim kalemi kırdı. Üstelik özür bile dilemedi…”
— “Belki dilemek istedi ama çekindi. İnsanlar bazen yanlış yapar kızım. Yanlışı düzeltmenin yolu da kalpten geçer.”
Zeynep başını iki yana salladı.
— “Affetmek kolay mı anne? Böyle bir şeyi nasıl affedebilirim ki?”
— “Affetmek kolay değildir. Ama affetmek bir kalbin kendi kendini onarmasıdır.”
Bu sözler Zeynep’in zihninde küçük bir ışık yaktı, ama içinde hâlâ bir bulanıklık vardı.
O gün okul yolu her zamankinden daha sessiz geçti. Normalde birlikte yürüdüğü Mert, yolun karşı tarafında arkadaşlarıyla ilerliyordu. Zeynep onu görmezden geldi, ama kalbinin içinde minik bir sızı dolaşıp duruyordu.
Okul bahçesine vardığında ise işler değişti. Mert, Zeynep’i görür görmez durdu ve gözlerini kaçırdı. Sanki söylemek istediği çok şey vardı, ama kelimeler boğazına takılıyordu.
— “Zeynep…” dedi fısıltıya yakın bir sesle.
Zeynep dönüp bakmadı.
— “Dün… şey…”
— “Ne?” diye tersledi Zeynep, kırgınlığı hâlâ taze.
Mert yutkundu.
— “Kalem… hani o… kırıldı ya… ben… yanlışlıkla oldu…”
Zeynep kollarını bağladı.
— “Yanlışlıkla olduğunu biliyorum ama özür bile dilemedin!”
— “Diledim… yani dileyecektim ama sen çok sinirlendin, ben de korktum…”
Bu söz Zeynep’i şaşırtmıştı. Çünkü Mert dışarıdan bakınca cesur, enerjik, hiçbir şeyden çekinmeyen bir çocuktu.
— “Benden mi korktun?”
— “Evet.” dedi Mert kısık bir sesle. “Sen üzülünce çok sert görünüyorsun.”
İkisinin arasında hafif bir sessizlik oluştu. Zeynep kafasını başka yana çevirdi ama kalbinin içinde bir şeyler erimeye başlamıştı.
— “Ben sadece… kalemimi çok seviyordum…”
— “Biliyorum.” diye başını eğdi Mert. “O yüzden yenisini aldım.”
Mert çantasını açtı ve içinden aynı renkte yepyeni bir pastel boya çıkardı. Üstelik yanında küçük bir not vardı:
“Gerçek arkadaşlık hatayı değil, affetmeyi büyütür.”
Zeynep’in gözleri doldu ama bu kez bu gözyaşları öfkenin değil, yumuşayan bir kalbin damlalarıydı.
— “Mert… teşekkür ederim.”
— “Özür dilerim Zeynep. Gerçekten.”
Zeynep kalemi eline aldı, notu sıkıca tuttu. Sonra derin bir nefes aldı.
— “Seni affettim.”
Bu sözcükler havaya karışır karışmaz, ikisinin arasında görünmez bir şey parladı sanki. Aralarındaki kırık çizgi yeniden birleşiyordu.
Gün ilerledikçe Zeynep öğretmeni Ayşe Hanımın derste anlattığı hikâyeyi düşündü. Öğretmen, affetmenin insanların kalplerini nasıl hafiflettiğini anlatmıştı.
— “Birini affetmek, sadece karşındakini değil, kendini de özgürleştirir.” demişti Ayşe Hanım.
Bu sözler Zeynep’in içindeki çatlakları tamamen onardı. Dersten sonra Mert’le birlikte kantine giderken daha hafif adımlar atıyordu sanki.
— “Zeynep, bak sana bir teklifim var.” dedi Mert neşeli bir şekilde.
— “Neymiş?”
— “Bugün okuldan sonra parkta uçurtma uçuralım. Geçen sefer rüzgâr çıkınca uçurtmamı havaya kaldırmayı başaramamıştım. Sen iyi uçuruyorsun. Yardım eder misin?”
Zeynep gülümsedi.
— “Ederim tabii. Hem biraz rüzgâr var bugün. İyi olur.”
Mert sevinçle zıpladı.
— “Harika! Bu sefer gökyüzünde yarış yapalım!”
Birlikte okuldan ayrıldılar. Parka vardıklarında gün batımı turuncu bir perde gibi gökyüzüne serilmişti. Mert’in uçurtması mavinin en parlak tonundaydı; Zeynep’ininki ise pembe üzerine sarı yıldızlarla doluydu.
— “Hazır mısın?” diye bağırdı Mert.
— “Her zaman!” diye cevapladı Zeynep.
İkisi birlikte uçurtmaları gökyüzüne bıraktı. Rüzgâr onları hafifçe kavradı ve yavaşça yükseltti. Bir süre sonra uçurtmalar havada dans eder gibi kıvrıldı.
— “Zeynep!” diye seslendi Mert.
— “Efendim?”
— “Biliyor musun? Affedildiğimi bilmek çok iyi hissettirdi.”
— “Benim de içim hafifledi. Kızgınlık insanı yoruyor.”
Bir süre sonra Mert, Zeynep’e sanki çok önemli bir şey söyleyecekmiş gibi yaklaşarak fısıldadı:
— “Ama biliyor musun… bence affetmek de uçurtma uçurmak gibi.”
Zeynep kaşlarını kaldırdı.
— “Nasıl yani?”
— “Kızgınlık ipi tutuyorsun ya… ne kadar sıkarsan uçurtma o kadar yere yakın duruyor. Ama ipi biraz gevşetince uçurtma yukarı çıkıyor. Kalpler de öyle… affedince yükseliyor.”
Zeynep bu benzetmeye içten bir kahkaha attı.
— “Bu benzetmeyi sen mi buldun?”
— “Evet! Güzel oldu değil mi?”
— “Yani… kabul ediyorum, fena değil.”
İkisi birlikte uzun bir süre gökyüzüne dalarak uçurtmalarını izledi. İçlerinde bir sıcaklık yayıldı; iyileşen bir dostluğun sessiz kutlamasıydı bu.
Eve dönerken günün son ışıkları mahalleyi boyayıp geçerken, Zeynep küçük adımlarla ilerlerken bir şeyi fark etti: Artık kalbinde öfke yoktu. Kırgınlık yoktu. Sadece bir hafiflik… bir özgürlük hissi.
Annesi kapıda onu karşıladı.
— “Kızım, bugün daha iyi görünüyorsun.”
— “Evet anne… bugün Mert’le barıştık.”
— “Ne güzel. Affetmek seni güçlendirmiş olmalı.”
Zeynep başını salladı ve gülümsedi.
— “Evet anne… affetmek kalbimi büyüttü.”
Yatağına uzandığında elindeki notu bir kez daha okudu:
“Gerçek arkadaşlık hatayı değil, affetmeyi büyütür.”
O an anladı ki affetmek sadece bir kelime değil; bir yol, bir köprü, bir iyileşme şekliydi.
Ve o gece Zeynep, kalbinin çok daha huzurlu attığını hissederek uykuya daldı.
1 Yorum
Harika bi hikaye teşekkürler
Yorum Yazın