Alice Harikalar Diyarında Hikayesi
Alice bir sabah yastığının altında, küçük bir kese buldu. Keseyi açar açmaz burnuna pamuk şeker gibi hafif bir koku geldi. İçinden minicik, parıl parıl taneler döküldü; taneler yere düşerken “pıt pıt” diye ses çıkarıyordu, sanki görünmez birisi minik davullar çalıyordu.
Alice gülmemek için dudaklarını ısırdı ama işe yaramadı.
— Bu… bu resmen gıdık gibi! dedi, kahkahası bir baloncuk gibi yükselerek.
Tam o sırada pencerenin önünde bir gölge belirdi. Beyaz Tavşan, yani White Rabbit değil; Alice onu her zaman “Beyaz Tavşan” diye çağırırdı. Üstelik bu kez telaşlı değil, telaşını kaybetmiş gibiydi. Saatine bakıyor ama saati de ona bakıp dil çıkarıyordu.
— Alice! Çok önemli bir iş var! Hem de bu sefer kimsenin canı sıkılmamalı! dedi Beyaz Tavşan.
Alice pencereden sarktı.
— Ne oldu? Yine geç mi kaldın? dedi.
Beyaz Tavşan kulaklarını dikti.
— Bu kez geç kalma değil… gülme kalmadı! Harikalar Diyarı’nda kahkahalar saklandı! Çılgın Şapkacı çay koyuyor ama çay bile somurtuyor! dedi.
Alice gözlerini kocaman açtı.
— Çay somurtur mu? dedi.
— Harikalar Diyarı’nda her şey somurtur! Hatta bazen somurtmayı da bırakıp daha beter bir şey yapar: ‘Ciddi’ olur! dedi Beyaz Tavşan, sanki “ciddi” kelimesi bir canavarın adıymış gibi.
Alice elindeki parıltılı tanelere baktı.
— Bu taneler kahkahayla ilgili olabilir mi? dedi.
Beyaz Tavşan başını öyle hızlı salladı ki kulakları pervane gibi döndü.
— Evet evet! O taneler, Kahkaha Taneleri! Onlar olmadan Harikalar Diyarı’nda şenlik başlamaz. Hadi, gel! dedi.
Beyaz Tavşan, her zamanki gibi saksının altındaki deliği gösterdi. Alice artık alışmıştı; “düşmek” burada bir ulaşım şekliydi.
— Tamam, geliyorum! Ama bu kez iniş yumuşak olsun, geçen sefer saçım mantara takıldı! dedi.
— Söz veremem, mantarlar çok meraklı! dedi Beyaz Tavşan.
Alice kendini deliğe bıraktı. Düşerken etrafında uçuşan şeyler vardı: oyun kâğıtları, çay kaşıkları, küçük şapkalar… Bir de duvarda asılı bir yazı: “Gülen yüzlere giriş serbesttir.” Yazı, Alice geçerken ona göz kırptı.
Puf!
Alice çimenlere indiğinde karşısında kocaman bir alan gördü: Renkli bayraklar asılıydı, balonlar uçuşuyordu, ama herkesin yüzü… garip biçimde “düzdü.” Ne üzgünler ne mutlu… sanki herkesin gülme düğmesi kaybolmuştu.
Bir dalın üstünde Cheshire Kedisi belirdi. Önce gülümsemesi göründü, sonra gözleri, sonra da çizgili gövdesi.
— Hoş geldin, Alice. Gülüşler kaybolunca ben de yarım kalıyorum. Gülümsemem var ama kahkaham yok. Bu çok tuhaf… dedi Cheshire Kedisi.
Alice kıkırdadı.
— Sen zaten tuhafsın. Tuhaf olmayı bırakınca daha tuhaf olursun. dedi.
Cheshire Kedisi keyifle kuyruğunu salladı.
— Haklısın. Şimdi şu işe bakalım: Kahkaha Taneleri var ama onları “çalıştıracak” bir şey lazım. dedi.
— Çalıştıracak şey derken? dedi Alice.
Cheshire Kedisi, sanki çok büyük bir sır söyleyecekmiş gibi fısıldadı:
— Şaka.
Alice şaşkınlıkla göz kırptı.
— Şaka mı? dedi.
— Evet. Çünkü burada kahkaha, şakadan doğar. Ama herkes şaka yapmayı unutmuş gibi. dedi Cheshire Kedisi.
O anda uzaktan “tak tuk, şap şap” sesleri geldi. Çılgın Şapkacı, Mart Tavşanı ve Uyurfa, dev bir çay arabasını iterek geldiler. Arabanın tekerlekleri kareydi; kare tekerlek dönmüyor, zıplıyordu.
Çılgın Şapkacı Alice’yi görünce sevindi ama sevincini nasıl göstereceğini unutmuş gibiydi. Sevinç yerine garip bir “hıh” çıkardı.
— Alice! Geldin! Şenlik yapacaktık ama… herkesin suratı tencere kapağı gibi! dedi.
Mart Tavşanı da başını salladı.
— Zıplayasım var ama zıplamak içimden gelmiyor. Bu çok rahatsız edici! dedi.
Uyurfa fincandan kafasını kaldırdı, esnedi.
— Ben zaten uyurum. Ama bu sefer uykum bile sıkıldı… dedi ve tekrar fincana gömüldü.
Alice keseyi gösterdi.
— Kahkaha Taneleri bende. Ama Cheshire Kedisi diyor ki bir şaka lazım. dedi.
Çılgın Şapkacı hemen şapkasını çıkardı, içinden bir kaşık, bir kurabiye ve minik bir zil çıkardı.
— Şaka mı? Bende şaka çok! Hatta şakamın şapkası var! dedi.
Mart Tavşanı şüpheyle baktı.
— Şaka yapınca gülmek zorunda mıyız? dedi.
Alice omuz silkti.
— Deneyelim. dedi.
Çılgın Şapkacı, büyük bir ciddiyetle (ciddiyet bile ona yakışmıyordu) boğazını temizledi.
— Duyurulur! Dünyanın en komik sorusu geliyor! Hazır mısınız? dedi.
Cheshire Kedisi dalların arasından sarktı.
— Hazır olmak, hazırlıksız yakalanmanın en hızlı yoludur. dedi.
Çılgın Şapkacı soruyu patlattı:
— Bir çaydanlık neden asla saklambaç oynamaz?
Mart Tavşanı kaşlarını kaldırdı.
— Neden? dedi.
— Çünkü kapağı onu hemen ele verir! dedi Çılgın Şapkacı.
Bir saniye sessizlik oldu.
Sonra… Alice’nin burnu titredi. Mart Tavşanı’nın kulağı kıpırdadı. Cheshire Kedisi’nin gülümsemesi büyüdü. Ve birden, sanki görünmez bir fıskiye açılmış gibi, hepsi gülmeye başladı.
— Hah hah! Kapağı ele verir! diye güldü Mart Tavşanı.
— Çaydanlık saklanamaz çünkü ‘çıngır’ der! diye ekledi Çılgın Şapkacı, kendi şakasına kendi de güldü.
Uyurfa fincanın içinden mırıldandı:
— Ben de saklambaç oynarım… ama saklanınca uyurum… o zaman beni kimse bulamaz…
Bu da ayrı komik gelince herkes daha çok güldü.
Alice hemen bir avuç Kahkaha Tanesi aldı ve havaya savurdu. Taneler gökyüzünde parlayarak dağıldı. Dağıldıkları yerde küçük ışıklı “pıt”lar oluştu. Sonra o “pıt”lar, şenlik alanına doğru fışkıran kahkaha fıskiyelerine dönüştü!
Etraftan insanlar, kart askerler, hatta bazı mantarlar bile geldi. Kart askerlerden biri ciddiyetle yürüyordu; üzerine bir tane Kahkaha Tanesi kondu ve adamın bacakları aniden dans etmeye başladı.
— Ben… ben böyle yürümeyi planlamamıştım! diye bağırdı kart asker.
Çılgın Şapkacı parmağını salladı.
— Harikalar Diyarı’nda plan yapmak tehlikelidir. Plan yaparsan plan seni yapar! dedi.
Alice gülerek ilerledi. Ama şenliğin tam ortasında, büyük bir sessizlik adası vardı: Kupa Kraliçesi’nin bahçesi.
Bahçeye yaklaştıklarında güller bile susuyordu. Kupa Kraliçesi tahtında oturmuş, kaşlarını çatmıştı. Yüzünde “Ben gülmem!” yazmıyordu ama her şeyi onu söylüyordu.
Kupa Kraliçesi Alice’yi görünce ayağa kalktı.
— Sen! Yine mi geldin? Burada kahkaha istemiyorum! Kahkaha düzeni bozar! dedi.
Alice saygılı ama neşeli bir sesle konuştu.
— Kraliçe, düzen bazen gülünce daha iyi olur. Gülünce insanlar birbirini daha kolay anlar. dedi.
Kupa Kraliçesi homurdandı.
— Ben zaten anlaşılmak istemiyorum! dedi.
Cheshire Kedisi araya girdi.
— O zaman anlaşılmadan anlaşmış sayılalım. dedi.
Kraliçe sinirlendi.
— Kafası uçsun! diye bağıracak gibi oldu ama tam o anda burnuna bir Kahkaha Tanesi kaçtı.
Kraliçe bir an durdu. Gözleri büyüdü. Burnu titredi.
— Ben… ben… dedi, sonra kendini tuttu.
Alice hemen keseyi çıkardı ama dikkatliydi. Kraliçe korkutucu olsa da çocuklar için masalın kuralı belliydi: Kimseye zarar yok, sadece eğlence ve öğrenme.
Alice küçük bir avuç taneyi Kraliçe’nin bahçesine serpti. Güllerin üstüne taneler kondu. Güller bir anda “kıpır kıpır” oldu. Bazıları sanki “gıdık!” diye gülüyordu.
Kupa Kraliçesi dişlerini sıktı.
— Ben gülmem! dedi.
Alice bir adım yaklaştı.
— O zaman sadece bir kere… minicik bir tebessüm? dedi.
Kraliçe başını iki yana salladı.
— Asla! dedi.
Çılgın Şapkacı öne atıldı.
— Kraliçe! Sana bir oyun: “Kral Kim?” oyunu! dedi.
Kraliçe şüpheyle baktı.
— Kral kim? dedi.
Çılgın Şapkacı etrafa bakındı, sanki çok gizli bir şey arıyormuş gibi yaptı, sonra Kraliçe’nin tacına işaret etti.
— Kral… tacın altında saklanıyor! dedi.
Mart Tavşanı hemen atladı.
— Tacın altında saklanan kral mı olur? dedi.
— Harikalar Diyarı’nda olur! Çünkü tacın altında bazen düşünce saklanır, bazen saç saklanır, bazen de… şapka saklanır! dedi Çılgın Şapkacı ve kendi kafasına kocaman bir şapka daha geçirdi.
Cheshire Kedisi gülümsemesini iyice büyüttü.
— Kraliçe’nin tacının altında bir kral değil ama bir kahkaha saklı olabilir. dedi.
Kupa Kraliçesi bu cümleyi duyunca bir anlık şaşırdı. Sanki gerçekten içinde saklı bir şey varmış gibi.
Tam o sırada Uyurfa uykulu uykulu fincandan çıktı, Kraliçe’ye baktı ve hiç beklenmedik bir cümle kurdu:
— Ben uyurken bile gülümserim. Çünkü rüyamda kekler beni gıdıklar.
Bir saniye…
Kraliçe’nin dudağı kıpırdadı.
Bir kıpırtı daha…
Ve sonunda, Kupa Kraliçesi dayanamadı: “pıst!” diye minicik bir kahkaha kaçırdı.
Herkes dondu.
Sonra Alice alkışladı.
— İşte bu! dedi.
Kraliçe önce utanır gibi oldu, sonra tekrar “pıst!” diye güldü.
— Ben… sadece… çok komik geldi. Ama bir daha olmasın! dedi.
Cheshire Kedisi fısıldadı:
— Bir daha olması için bir kere yetti zaten.
Kupa Kraliçesi bu fısıltıyı duydu ve bu kez gerçekten güldü. Bahçedeki güller canlandı, renkleri parladı, kart askerler dans etmeye başladı. Hatta Kraliçe’nin “Kafası uçsun!” sözü bile değişti.
Kraliçe ellerini havaya kaldırdı:
— Kafası uçsun… yani… kahkaha uçsun! Her yere uçsun! dedi.
Şenlik alanına geri döndüklerinde kahkaha fıskiyeleri çalışıyordu. Çılgın Şapkacı, “çay karıştırma yarışı” düzenledi; kaşıklar yarıştı, fincanlar tezahürat yaptı. Mart Tavşanı “en komik zıplama” gösterisi yaptı. Cheshire Kedisi gülümsemesini balon gibi uzattı, çocuklar gülümsemenin altından ip atladı.
Alice kesenin içindeki son tanelere baktı. Bir tanesini avcunda tuttu; parladı.
— Bu taneler bitince ne olacak? diye sordu.
Beyaz Tavşan omuz silkti.
— Biz yine şaka buluruz. Çünkü kahkaha, tanelerden önce gelir. Taneler sadece hatırlatır. dedi.
Alice gözlerini kapattı, bir dilek tuttu ve son taneyi havaya bıraktı. Tane gökyüzünde parladı, sonra minik bir yıldız gibi şenliğin üstüne yayıldı.
O an Harikalar Diyarı’nın her yerinde aynı şey oldu: Herkesin yüzü gülümsedi. Kimi kıkırdadı, kimi kahkaha attı, kimi sadece içinden “iyi ki” dedi.
Alice içinden düşündü: “Bazen en güçlü büyü, birlikte gülmektir.”
Ve Harikalar Diyarı, o gün uzun süre… hiç somurtmadı.
1 Yorum
alisi çok seviyorum
Yorum Yazın