Aslan ve Maymun Hikayesi
Ormanın en geniş düzlüklerinden birinde, güneş sabahları çimenlerin üstüne bal gibi ışık dökerdi. Kuşlar, “Bugün de güzel bir gün!” der gibi cıvıldar; rüzgâr, yaprakların arasından geçerken fısıltı fısıltı haber taşırdı. Bu ormanın bir de eski bir geleneği vardı: Her ayın ilk cuma günü “Orman Şenliği” yapılır, herkes kendi yeteneğini gösterir, küçükler büyüklere masal anlatır, büyükler küçüklere oyun kurardı.
Şenliğin en önemli parçası ise “Şenlik Davulu”ydu. Davulun sesi duyulunca, ormanın neresinde olursan ol, kalbin “haydi!” diye zıplardı. Davulu yıllardır aslan Arda korurdu. Arda iri gövdeli, altın yeleli, ciddi bakışlı bir aslandı ama içi pamuk gibiydi. Yalnız bunu herkes hemen anlayamazdı. O, duygularını yelesinin altına saklamayı iyi bilirdi.
Maymun Mert ise ormanın en hareketli canlısıydı. İncecik dalların üstünde şakacı bir rüzgâr gibi gezinir, gülüşleriyle yaprakları bile oynatırdı. Mert’in en sevdiği şey, başkalarını güldürmekti. Fakat Mert’in de sakladığı bir şey vardı: Bazen kimse fark etmese de içi daralır, “Acaba beni sadece komik olduğum için mi seviyorlar?” diye düşünürdü.
Şenliğe iki gün kalmıştı. Arda şenlik alanında davulu kontrol etmek için büyük taşın yanına gitti. Davul her zamanki gibi oradaydı… ama bu kez değildi.
Taşın üstünde sadece bir ip parçası ve iki tane küçük yaprak vardı.
Arda bir an dondu. Kulaklarının içi uğuldadı sanki. Yelesi hafifçe kabardı. Gözleri yere takıldı, sonra çevreye… Davul yoktu.
Arda kükremek istedi ama boğazı düğümlendi. “Ben… ben nasıl koruyamadım?” diye düşündü. Şenlik davulsuz olursa orman şenliği başlamazdı. Herkes umutla beklerken, Arda’nın içi bir taş gibi ağırlaştı.
Tam o sırada dallardan bir “hop!” sesi geldi. Mert, iki dal arasında salınıp Arda’nın yanına indi. Arda’nın yüzünü görünce gülüşü yarım kaldı.
— Arda? Ne oldu? Yüzün… güneş görmemiş mantar gibi bembeyaz!
Arda kısık bir sesle konuştu.
— Davul… yok. Şenlik davulu kayıp.
Mert’in gözleri büyüdü. Bir an şaka yapmak istedi ama Arda’nın gözlerindeki o kırılganlığı görünce kelimeleri yuttu.
— Nasıl yani? Buradaydı… hep buradaydı!
Arda başını eğdi.
— Ben koruyordum. Benim görevimdi. Herkes bana güveniyordu.
Mert Arda’nın yanına yaklaştı. Normalde Mert yerinde duramazdı ama şimdi ayakları sanki toprağa kök salmıştı.
— Tamam, panik yok. Buluruz. Hem… herkes hata yapabilir.
Arda sertleşmeye çalıştı.
— Aslan hata yapmaz, Mert. Aslan korur.
Mert bu cümleyi duyunca içi burkuldu. “Aslan hata yapmaz” demek, “Arda ağlayamaz” demek gibiydi.
— Arda, aslan da kalbi olan bir canlı. Kalbi olan herkes bazen korkar. Ben de korkuyorum. Ama birlikteyken korku küçülür.
Arda, Mert’e baktı. İlk defa gözleri biraz yumuşadı.
— Birlikte… mi?
— Tabii ki birlikte! Davulu bulmadan ben bir yere gitmem.
Arda derin bir nefes aldı.
— O zaman izleri bulmamız gerek.
Mert hemen yere eğildi, yaprakları inceledi. İki küçük yaprak… biri ıslak, biri kuru.
— Baksana… şu yaprak ıslak. Çiy mi bulaşmış? Yoksa su kenarından mı geldi?
Arda kokladı.
— Su kokuyor… ama sadece su değil. Çamur da var.
Mert bir anda dalların üstüne tırmandı, yukarıdan etrafa baktı.
— Şu tarafta… patikanın kenarında çamurlu izler var! Hem yuvarlak… davul yuvarlanmış olabilir.
Arda hemen o tarafa yürüdü, Mert de dallardan üstlerinden ilerledi. Orman, öğleden sonra ışığında altın gibi parlıyordu ama Arda’nın içi hâlâ griydi.
Bir süre sonra izler dereye doğru gitti. Dere kenarında ise bir karışıklık vardı: Çamurda ayak izleri, sürüklenme izleri ve birkaç tüy.
Mert bir dalın ucundan tüyü aldı.
— Bu tüy… baykuş tüyü değil. Daha sert. Belki… yaban tavuğu?
Arda tüyü kokladı.
— Tanıyorum. Bu kirpi Kadir’in topladığı tüylerden. Kadir tüyleri süs yapar.
Mert kaşlarını kaldırdı.
— Kirpi Kadir mi? Kadir kötü biri değil ki. Ama… davulu niye alsın?
Arda düşüncelere daldı.
— Kadir bazen kendini küçük hisseder. Herkes şenlikte büyük şeyler yapar, o “Ben ne yapacağım?” diye söylenir. Belki… davulu alıp şenliği durdurmak istemiştir.
Mert bir an durdu, yüzü ciddileşti.
— Ya da… davulu sadece ödünç almıştır. Belki sürpriz hazırlıyordur.
Arda içten içe umutlanmak istedi ama korkusu umutla kavga ediyordu.
Dereyi takip ederek çalılıkların arasına girdiler. Derken küçük bir mağara ağzı gördüler. İçeriden tıkırtılar geliyordu.
Arda sessizce yaklaştı, Mert de bir ağacın arkasına saklandı. Arda mağaranın girişine eğildi.
— Kadir? İçeride misin?
İçeriden cılız bir ses geldi.
— Kim o?
Mert atıldı.
— Biziz! Ben Mert, Arda da burada. Davulu arıyoruz.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra içeriden minik ayak sesleri… Kirpi Kadir, dikenleri biraz dağınık halde çıktı. Gözleri kaygılıydı, ama aynı zamanda suçlu gibi.
Arda, davulu hemen göremeyince içindeki gerginlik daha da arttı.
— Kadir… şenlik davulu nerede?
Kadir başını eğdi.
— Ben… ben aldım. Ama çalmak için değil!
Mert hemen yaklaştı, sesi yumuşaktı.
— Neden aldın Kadir? Korktuk. Arda çok üzüldü.
Kadir’in gözleri doldu. Kirpiler ağlayınca gözyaşları dikenlerin arasına saklanır, ama yine de belli olur.
— Herkes şenlikte bir şey yapıyor. Ayşe tavşan dans ediyor, Can kaplumbağa şarkı söylüyor, Zeynep sincap akrobatlık yapıyor… Ben ne yapacağım? Benim dikenlerim var, kimse sarılamıyor bana.
Arda bir an durdu. Kadir’in “kimse sarılamıyor” deyişi, Arda’nın içindeki “aslan hata yapmaz” cümlesini çatırdattı.
Mert yana doğru eğilip Kadir’in göz hizasına geldi.
— Ben sana sarılırım. Hem… diken değil, kalbin önemli.
Kadir şaşkınlıkla baktı.
— Ama… batarsın.
Mert gülümsedi.
— Batarım. O zaman yavaş sarılırım.
Arda da yumuşadı.
— Davulu niye mağaraya getirdin?
Kadir nefesini toparladı.
— Şenliği… farklı yapmak istedim. Davulu ben çalacağım sandım. Herkes “Vay be Kadir!” desin istedim. Ama davulu taşırken dereye kaydım, davul yuvarlandı, çok korktum. Sonra buraya sakladım. Şimdi geri verince herkes bana kızacak diye…
Mert hemen başını salladı.
— Kızmak kolay. Anlamak daha zor ama daha değerli.
Arda, mağaranın içine baktı. Davul oradaydı; üzerine biraz çamur bulaşmıştı ama sağlamdı. Arda davulu nazikçe aldı.
Arda’nın içi hâlâ ağırdı ama bu kez öfke değil, farklı bir şey vardı: Kadir’i küçümsememek gibi bir duygu.
— Kadir, şenlik davulu herkesin. Ama senin de şenlikte yerin var. Davulu saklayarak kendini büyütmeye çalışmışsın… fakat aslında seni büyütecek olan başka bir şey.
Kadir usulca sordu:
— Ne?
Arda bir an düşündü, sonra gözlerinin içi yumuşadı.
— Cesaret. “Ben de varım” demek. Ama bunu kimseyi üzmeden yapmak.
Mert hemen araya girdi.
— Bak, sana bir fikir: Şenlikte “diken ritmi” yapabilirsin! Davulu sen çal, ama izin isteyerek. Hem herkes senin ritmine uyup dans eder.
Kadir’in gözleri parladı.
— Gerçekten mi? Ama… herkes kabul eder mi?
Arda başını salladı.
— Ben ederim. Davulun ilk vuruşunu sen yaparsın.
Kadir’in dikenleri biraz düzeldi sanki.
— Peki… ama Arda, sen bana kızmadın mı?
Arda bir an sustu. Çünkü içindeki kırgınlık hâlâ oradaydı. Ama Arda ilk kez duygusunu saklamak yerine konuşmayı seçti.
— Kızdım. Çok da üzüldüm. Kendimi başarısız hissettim. Ama seni böyle görünce… benim de bazen küçük hissettiğimi hatırladım.
Mert şaşırdı.
— Arda? Sen mi küçük hissediyorsun?
Arda gülümsedi, biraz utanarak.
— Evet. Çünkü herkes benden güçlü olmamı bekliyor. Oysa bazen… sadece “yardım eder misiniz?” demek istiyorum.
Mert’in gözleri doldu. Bu kez şaka yapmadı.
— Ben buradayım. Her zaman.
Kadir de yavaşça yaklaştı.
— Ben de… buradayım. İzin verirseniz… şenlikte birlikte olalım.
Arda davulu sırtına aldı.
— Hadi o zaman. Şenliği kaçırmayalım.
Şenlik günü geldiğinde, orman düzlüğü renkli meyvelerle, yaprak süsleriyle, küçük masalarla dolmuştu. Herkes bir heyecan içindeydi. Davul sesi gelmeyince merak artmış, fısıltılar çoğalmıştı.
Ayşe tavşan, Arda’yı görünce koştu.
— Arda! Davul nerede? Şenlik başlayacak!
Arda davulu ortaya koydu. Herkes rahat bir nefes aldı. Ama Arda elini kaldırdı.
— Bir şey söylemek istiyorum. Davul kaybolduğunda çok korktum. Tek başıma çözemeyeceğimi anladım. Mert yanımda olmasaydı… şenlik olmayabilirdi.
Herkes şaşkınlıkla baktı. Aslan Arda’nın “korktum” demesi, ormanda pek duyulan bir şey değildi.
Mert de öne çıktı.
— Ve… Kadir de bir şey söylemek istiyor.
Kirpi Kadir, kalabalığın önüne geldi. Bir an dizleri titredi ama sonra derin bir nefes aldı.
— Ben… davulu izinsiz aldım. Çünkü kendimi değersiz hissettim. Yanlış yaptım. Özür dilerim. Ama… bugün davulu sizinle birlikte çalmak istiyorum. İzin verir misiniz?
Ormanda kısa bir sessizlik oldu. Sonra Can kaplumbağa ağır ağır başını salladı.
— Hata yapmayan yok. Özür dilemek cesarettir.
Zeynep sincap alkışladı.
— Evet! Hem yeni bir ritim duymak isteriz!
Ayşe tavşan gülümsedi.
— Kadir, senin dikenlerin batabilir ama kalbin çok yumuşak.
Kadir’in gözleri doldu. Arda davulu Kadir’in önüne itti.
— İlk vuruş senin.
Kadir iki küçük çubuğu eline aldı, titreyen elleriyle davula yaklaştı. Mert yanına geçti.
— Ben de sayacağım. Hazır mısın?
— Hazırım. Ama çok heyecanlıyım.
— Heyecan iyidir. Kalbin canlı demektir.
Kadir vurdu.
— DUM!
Bir daha.
— DUM-DUM!
Sonra ritim hızlandı. Mert elleriyle tempo tuttu, Arda başıyla ritme eşlik etti. Derken herkes hareketlenmeye başladı. Kuşlar kanat çırptı, tavşanlar zıpladı, sincaplar döndü, kaplumbağalar bile yavaş yavaş sallandı.
Arda bir an Mert’e baktı. Mert’in gözlerinde “başardık” vardı. Arda’nın içindeki taş, ufalanıp toprak olmuştu sanki.
Şenlik ilerlerken Arda, Kadir’in yanına eğildi.
— Kadir… iyi ki söyledin.
Kadir utangaçça gülümsedi.
— İyi ki beni dinlediniz.
Mert hemen ikisinin arasına girdi, kollarını iki yana açtı.
— Şimdi… dikkat! “Yavaş sarılma” deneyi!
Kadir gözlerini büyüttü.
— Batarım demiştim…
Mert gülerek, çok yavaşça Kadir’e sarıldı. Kadir’in dikenleri Mert’in tüylerine hafifçe dokundu ama Mert hiç geri çekilmedi.
— Gördün mü? Batmadı bile.
Kadir’in sesi titredi.
— Batıyor… ama… canım yanmıyor. Çünkü… ilk kez biri gerçekten sarılıyor.
Arda da eğildi, kendi büyük gövdesiyle ikisine gölge oldu.
— Ben de… yavaşça.
Üçü, ormanın ortasında, şenlik davulunun ritmiyle, yavaş ve dikkatli bir dostluk sarılması yaptı. O anda ormanın rüzgârı bile daha yumuşak esmiş gibi oldu.
Şenlik bittiğinde herkes yorgundu ama yüzlerde ışık vardı. Arda davulu tekrar yerine koyarken Mert yanına geldi.
— Arda… bugün farklıydın.
Arda gülümsedi.
— Evet. Korktuğumu söyledim. Garipti… ama iyi geldi.
Mert başını salladı.
— Bazen en güçlü kükreme, “yardım eder misin?” demektir.
Arda güldü.
— Sen de bazen sadece komik değilsin, Mert. Sen… iyi bir arkadaşsın.
Mert’in gözleri parladı. Bu cümle, onun içindeki “beni sadece güldüğüm için mi seviyorlar” sorusuna sessiz bir cevap gibiydi.
Kadir de yanlarına geldi, davula baktı.
— Bir dahaki şenlikte… izin isteyerek yeni bir ritim daha yapabilir miyim?
Arda ve Mert aynı anda cevap verdi.
— Elbette!
Ve orman, bir sonraki şenliğe kadar, o günün ritmini kalbinde taşıdı: Hata yapanların da değerli olduğu, özür dileyenlerin küçülmediği, arkadaşlığın ise bazen yavaş bir sarılma kadar dikkat ve sevgi istediği ritmi.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın