Beyaz Melek Hikayesi
Göklerin en üst katında, bulutların pamuk gibi üst üste yığıldığı bir yerde, Beyaz Melek yaşardı. Adı gerçekten Beyaz Melekti; çünkü kanatları kar taneleri gibi parlıyor, gülüşü sabah ışığı gibi her yere yayılıyordu. Beyaz Melek’in görevi neşeyi çoğaltmaktı. Nereye inse, oyunlar canlanır, kuşlar şarkıyı uzatır, rüzgâr bile kıkırdayarak eserdi. En sevdiği şey ise çocukların merak dolu sorularını dinlemekti.
Bir gün Beyaz Melek, yeryüzüne bakarken küçük bir kasaba gördü. Kasabanın ortasında, eski bir çınarın altında çocuklar toplanmıştı. Top oynuyorlar, ip atlıyorlar, saklambaç oynuyorlardı. Beyaz Melek, kanatlarını hafifçe çırptı ve görünmez bir rüzgâr gibi kasabanın üzerine indi. Kimse onu görmüyordu ama herkes onun varlığını hissediyordu. Top biraz daha zıplıyor, ipler daha kolay dönüyor, kahkahalar biraz daha yükseliyordu.
Çınarın altında oynayan çocuklardan biri, meraklı gözleriyle gökyüzüne baktı. Bu çocuk Ayşe’ydi. Ayşe, etrafındaki her şeyi dikkatle izlerdi; yaprakların fısıltısını, taşların sessizliğini, bulutların şekillerini. O an, sanki gökyüzü ona göz kırpmış gibi hissetti.
— "Sanki biri bizi izliyor ama çok tatlı biri," dedi Ayşe gülerek.
Yanında duran Mehmet, topu yere bıraktı.
— "Görünmeyen biri mi? Eğer görünmüyorsa saklambaçta hep kazanır," diye şakalaştı.
Elif ipi bırakıp etrafa bakındı.
— "Ben de kalbimde bir kıpırtı hissediyorum. Sanki biri bizi alkışlıyor," dedi.
Beyaz Melek bu sözleri duyunca sevincinden kanatları ışıldadı. Çocukların kalplerine dokunabilmek, onun için en büyük mutluluktu. Görünmezliğini biraz gevşetti; güneş ışığına karışan beyaz bir parıltı, çınarın gölgesine düştü.
Ayşe parıltıyı fark etti.
— "Bakın! Orada bir ışık var!" diye seslendi.
Çocuklar hep birlikte baktılar. Parıltı, yumuşak bir şekle büründü. Beyaz Melek, kendini çocukların görebileceği kadar gösterdi. Kanatları, pamuk şeker gibi yumuşak görünüyordu. Yüzünde kocaman, neşeli bir gülümseme vardı.
— "Merhaba çocuklar," dedi Beyaz Melek.
Çocuklar şaşkınlıktan bir an durdu, sonra sevinçle zıplamaya başladılar.
— "Gerçek bir melek!" diye bağırdı Mehmet.
— "Adın ne?" diye sordu Elif, gözleri parlayarak.
— "Benim adım Beyaz Melek," dedi melek, kanatlarını nazikçe kapatıp eğilerek.
Ayşe heyecanla öne çıktı.
— "Bizi neden ziyaret ettin?"
— "Çünkü burada çok güzel bir neşe var. Neşe paylaşıldıkça çoğalır," dedi Beyaz Melek.
Bu sözler çocukların hoşuna gitti. Hepsi birbirine baktı ve aynı anda gülmeye başladı. O an, çınarın yaprakları daha hızlı hışırdadı, kuşlar daha yüksek sesle öttü.
Beyaz Melek, çocuklara küçük bir oyun teklif etti. Bu oyun, Neşe Tohumları oyunu idi. Oyunun kuralı çok basitti: Herkes, aklına gelen en eğlenceli fikri söyleyecek, sonra o fikir gerçek olacakmış gibi hayal edilecekti.
— "Ben başlıyorum," dedi Ayşe. "Çınarın yaprakları balon olsun!"
Beyaz Melek kanatlarını çırptı ve bir anda yapraklar renkli balonlara dönüştü. Balonlar iplerinden kopmadan hafifçe sallanıyordu.
Mehmet sırayı kaptı.
— "Topumuz konuşsun!"
Top birden zıpladı ve neşeyle konuştu.
— "At beni, yakala beni, hadi oyuna devam!"
Çocuklar kahkahaya boğuldu. Elif de fikrini söyledi.
— "İpler gökkuşağı olsun!"
İpler, yedi renkli gökkuşağına dönüşerek ışıldadı. Her sıçrayışta renkler değişiyor, çocukların gözleri sevinçle doluyordu.
Beyaz Melek, her fikri gerçeğe dönüştürürken çocukların yüzlerindeki mutluluğu izliyordu. Onların neşesi, onun kanatlarına güç veriyordu. Bir süre sonra oyunlar iyice coştu; balon yapraklar dans etti, konuşan top şarkı söyledi, gökkuşağı ipler rüzgârla yarıştı.
Kasabadan geçen büyükler de bu neşeyi hissetti. Onlar melekleri göremiyordu ama içlerinde bir ferahlık oluşuyordu. Kimisi gülümsüyor, kimisi adımlarını ritimle atıyordu. Beyaz Melek’in neşesi, kasabanın her köşesine yayılıyordu.
Oyunların arasında, Ali adında bir çocuk sessizce kenarda durmuştu. Gülümsüyordu ama bir şey düşünüyordu. Beyaz Melek bunu fark etti ve yanına yaklaştı.
— "Ali, sen de bir fikir söylemek ister misin?" diye sordu.
Ali başını kaldırdı, gözleri pırıl pırıldı.
— "İsterim. Herkesin kalbi bir zil gibi çalsın, ne zaman gülersek tınlasın," dedi.
Beyaz Melek bu fikri çok sevdi. Kanatlarını genişçe açtı ve yumuşak bir ışık yayıldı. O andan sonra, çocuklar güldükçe içlerinden tatlı bir zil sesi duyuldu. Bu ses, neşeyi daha da büyüttü.
— "Bu harika!" diye bağırdı Mehmet.
— "Sanki mutluluk müziği," dedi Elif.
Gün ilerledikçe oyunlar durulmadı ama Beyaz Melek’in yeryüzünde kalma süresi azalıyordu. Güneş yavaşça batıya kaymıştı. Melek, çocukların etrafında bir çember oluşturdu.
— "Artık gitmem gerekiyor," dedi nazikçe. "Ama neşeyi sizde bırakıyorum."
Ayşe biraz hüzünlenecek gibi oldu ama Beyaz Melek hemen gülümsedi.
— "Merak etmeyin," dedi. "Ne zaman birlikte güler, paylaşır ve oyunlar kurarsanız, ben zaten yanınızdayım."
Çocuklar başlarını salladı. Hepsi, Beyaz Melek’in sözlerini kalplerine koydu.
— "Tekrar gelir misin?" diye sordu Elif.
— "Her zaman," dedi Beyaz Melek. "Bir kahkahanın içinde, bir oyunun ortasında."
Beyaz Melek yavaşça yükseldi. Kanatlarından dökülen beyaz ışıklar, çınarın dallarına kondu ve minik yıldızlar gibi parladı. Çocuklar el salladı, gülerek, zıplayarak.
Beyaz Melek gökyüzüne karıştığında, kasabada neşe kalıcı olmuştu. Çocuklar ertesi gün de aynı çınarın altında buluştu. Oyunlar belki eski haline dönmüştü ama kahkahalar daha güçlüydü, hayaller daha renklidi.
Ayşe gökyüzüne bakıp fısıldadı.
— "Bugün de buradasın, değil mi?"
Rüzgâr hafifçe esti, yapraklar hışırdadı ve sanki görünmez bir zil tatlı tatlı çaldı. Neşe, oyunun içinde yaşamaya devam etti.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın