Cinnamoroll Hikayesi

Pelin Kaya 25.01.2026 8 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 0 Yorum
Cinnamoroll Hikayesi
Sesli Masal

Sabah güneşi bulutların arasından sızarken Cafe Cinnamon’ın camlarına minik ışık halkaları çiziyordu. Kapının üstündeki çan, daha açılmadan önce bile rüzgârın dokunuşuyla usul usul tınlıyor; içerideki vanilya kokusu sokağa taşarak geçenleri gülümsetiyordu. Cinnamoroll, tezgâhın üstünde duran küçük fırın eldivenlerini inceliyor, bir yandan da kulaklarını nazikçe sallayarak dışarıdaki gökyüzünü seyrediyordu. Bugün bir şeyler olacaktı; içi kıpır kıpırdı. Çünkü Poron bir gün önce, yıldızların tam da Cafe Cinnamon’ın üstünde daha parlak görüneceği bir akşamdan söz etmişti.

Kapı açıldı. İlk gelen Chiffon oldu; saç gibi kabarık tüyleri her zamanki gibi pofidikti. Ardından Cappuccino, Espresso ve Mocha içeri süzüldü. Milk ise Cinnamoroll’un yanından bir an bile ayrılmamak ister gibi hemen tezgâhın altına kıvrıldı.

— "Günaydın! Bugün burnumda macera kokusu var!" dedi Mocha, gözleri ışıldayarak.

— "Benim burnumda da kruvasan kokusu var." diye fısıldadı Cappuccino; sonra gülüp kendini toparladı. — "Şaka şaka. Ama gerçekten çok güzel kokuyor."

— "Cinnamoroll, yüzün niye böyle dalgın? Rüzgârın fısıldadığı bir sır mı var?" diye sordu Espresso, her zamanki sakinliğiyle.

Cinnamoroll, kulaklarını biraz daha yukarı kaldırdı. İçindeki heyecanı saklayamadı.

— "Poron dün gece geldi. Bugün gökyüzünde kaybolmuş bir yıldız ışıltısı varmış. Onu bulursak, akşam Cafe Cinnamon’ın üstünde küçük bir mutluluk yağmuru gibi parlayacakmış."

Chiffon iki patisini birden havaya kaldırdı.

— "Kaybolmuş yıldız ışıltısı mı? Bu kulağa hem romantik hem de eğlenceli geliyor!"

Milk başını uzattı, Cinnamoroll’un koluna sürtündü.

— "Ben de geliyorum, ben de! Yıldızlar bana çok yakışır." diye mırıldandı; sesi minik ama iddialıydı.

Mocha tezgâhın kenarına dirseklerini koydu; gözleri bir anda ciddileşti.

— "Tamam, ama kaybolan şeyler bazen üzgün olur. Onu bulurken kalbimizi de yanımıza alalım."

Cinnamoroll bu sözlere yumuşacık gülümsedi. Mocha, ne zaman bir macera olsa önce duyguları hatırlatırdı.

O sırada kapı bir kez daha çaldı. Bu kez içeri Poron uçtu. Minik kanatları, sanki rüzgârın yaptığı bir ninniyi taşıyor gibiydi.

— "Herkes burada mı? Harika! Yıldız ışıltısı sabah erken saatlerde en görünür olur. Biraz acele etmeliyiz."

Espresso başını salladı.

— "Planımız nedir?"

Poron havada küçük bir daire çizdi ve kapının önündeki sokağı işaret etti.

— "Işıltı dün gece bulutların arasından düşerken üç yere dokundu: Şekerli Bulut Sokağı, Fısıltılı Papatya Parkı ve Uçurtma Tepesi. İzleri takip edeceğiz."

Cinnamoroll, içindeki sevinci bastırmaya çalışsa da kulaklarının ucundan belli oluyordu. Hep birlikte dışarı çıktılar. Sokaklar yumuşak pastel renkler gibi; kaldırımlar bile sanki yeni yıkanmış gibi temizdi. Şekerli Bulut Sokağı’na vardıklarında, yerlerde incecik parıltı tozları gördüler. Ama tozlar rüzgârla savruluyor; yakalamak zorlaşıyordu.

— "Bunlar iz değil, sanki heyecan kırıntıları!" dedi Chiffon, parıltılara bakarken.

— "Heyecan kırıntıları da iz sayılır." dedi Mocha. — "Bir şey telaşla kaçınca geride böyle şeyler bırakır."

Cinnamoroll yere eğildi; parıltı tozunun arasında minik, şeffaf bir damla gördü. Damla, sanki gülüşten yapılmış gibiydi.

— "Bu… bir duygu damlası."

Poron yaklaşınca damla titredi. Bir anda damladan çok ince bir ses yükseldi, sanki uzaktan gelen bir şarkı gibi.

— "Korkuyorum…"

Herkes bir an durdu. Cappuccino’nun yüzü yumuşadı.

— "Kim korkuyor? Küçük ışıltı mı?"

Damla bir kez daha titredi.

— "Kayboldum… Bulutlar beni itti… Yıldızlar beni unutur diye korkuyorum…"

Cinnamoroll’un kalbi sıkıştı. Kaybolmuş bir ışıltının bile unutulmaktan korkması, ona tanıdık gelmişti. Çünkü bazen o da, gökyüzünden düştüğü ilk günlerde, bir yere ait olup olmadığını merak ederdi.

— "Unutulmazsın." dedi Cinnamoroll, sesi sakince ama kararlı. — "Biz buradayız."

Milk ileri atıldı.

— "Ben seni unutmam. Benim hafızam çok güçlüdür."

Espresso, parıltı tozlarını dikkatle inceledi.

— "Bu damla bizi ikinci noktaya götürebilir. Ses, rüzgârın yönüne karşı titreşiyor. Park tarafına."

Hep birlikte Fısıltılı Papatya Parkı’na yürüdüler. Parkta papatyalar rüzgârla konuşuyor gibi sallanıyor; çimenler adımlarını yumuşacık karşılıyordu. Ama ortada bir huzursuzluk vardı. Papatyalar normalden daha sessizdi.

Chiffon papatyalara eğildi.

— "Siz neden susuyorsunuz? Bugün şarkınız yok mu?"

Papatyaların arasından incecik bir ses çıktı.

— "Bir şey parladı ve sonra ağladı. Işığı toprağa düştü, kalbi havada kaldı."

Mocha gözlerini kısarak etrafı taradı.

— "Kalbi havada kalan bir şey… demek ki asıl parça yukarıda."

Cinnamoroll başını kaldırdı. Ağaçların dalları arasında minik bir ışık, ip gibi bir şeye takılmıştı. Rüzgâr her estiğinde ışık sallanıyor; sanki düşmemek için tutunuyordu.

— "Orada!"

Cappuccino hemen heyecanlandı.

— "Ben tırmanayım!"

Espresso onu nazikçe durdurdu.

— "Dallar ince. Kırılabilir. Daha güvenli bir yol bulalım."

Poron havalanıp ışığa yaklaştı; ama tam uzanacakken ışık bir anda geri çekildi. Utangaç bir çocuk gibi saklandı.

— "Yaklaşmayın… Ben… ben parlak değilim artık."

Cinnamoroll bir adım öne çıktı. Kulaklarını gevşekçe açtı; sanki kollarıymış gibi.

— "Parlak olman gerekmiyor. Sadece kendin ol."

— "Ama yıldızlar parlak olur. Ben sönüksem… herkes hayal kırıklığına uğrar."

Mocha yumuşak bir sesle konuştu.

— "Biz seni bir gösteri için aramıyoruz. Seni, kaybolduğun için arıyoruz."

Chiffon gözlerini kapatıp gülümsedi.

— "Bazen en güzel ışık, gülerken çıkar."

Milk, Cinnamoroll’un arkasından seslendi.

— "Ve bazen en güzel ışık, birinin yanında güvende hissedince çıkar."

Işık bir an durdu. Sonra ip gibi şeye daha da sarıldı.

— "Peki ya düşersem?"

Cinnamoroll gözlerini ışığa dikti; sesi biraz titredi ama içinde sıcaklık vardı.

— "Düşersen… seni ben tutarım."

Bu söz, havayı değiştirdi. Sanki papatyalar bile daha rahat nefes aldı. Işık, yavaşça ipten gevşedi; ama hâlâ korkuyordu. Espresso çevreyi inceledi; yerdeki piknik masasında, uçurtma yapmak için bırakılmış uzun bir kurdele gördü.

— "Bunu kullanabiliriz. Kurdeleyi kulaklarına dolayarak bir hamak gibi yaparsan, ışıltı güvenle iner."

Cinnamoroll hemen eğildi, kurdeleyi aldı. Kulaklarını dikkatle uzatıp kurdeleyi iki yanına bağladı. Kulakları birer yumuşak köprüye dönüştü. Işık, önce tereddüt etti; sonra Cinnamoroll’un kulaklarına doğru süzüldü. Kurdeleye değdiği an, ürkek bir pırıltı yayıldı.

— "Sıcak… Bu sıcaklık ne?"

Cinnamoroll gülümsedi.

— "Bu, arkadaşlık."

Işık, yavaşça kurdeleden kayıp Cinnamoroll’un patilerine indi. O an, küçük ışık bir damla gibi şekil değiştirdi; daha önce buldukları duygu damlasıyla birleşti. İkisi bir araya gelince minik bir yıldız tanesi oluştu. Yıldız tanesi hâlâ titriyordu.

— "Ben… ben tamamlandım mı?"

Poron hafifçe döndü.

— "Neredeyse. Son dokunuş Uçurtma Tepesi’nde. Orası rüzgârların şarkı söylediği yer. Işıltı, rüzgârla barışmalı."

Uçurtma Tepesi’ne çıktıklarında, gökyüzü daha geniş görünüyordu. Rüzgâr yüzlerine serin bir dokunuş yapıyor; tepenin üstünde renkli uçurtmalar dans ediyordu. Ama rüzgârın içinde garip bir hüzün vardı. Sanki bir şeyi istemeden incitmiş gibi.

Yıldız tanesi Cinnamoroll’un patilerinde kıpırdandı.

— "Rüzgâr… beni itti. Ben düşerken çok korktum."

Rüzgâr, sanki duyuyormuş gibi bir anda yavaşladı. Çimenler nazikçe yatıp kalktı. Poron havada durdu; gözleri ciddileşti.

— "Rüzgâr bazen hızını ayarlayamaz. Ama niyeti kötü değildir. Şimdi konuşma zamanı."

Cinnamoroll, yıldız tanesini iki patisiyle hafifçe yukarı kaldırdı; rüzgâra doğru döndü.

— "Rüzgâr… Seninle konuşabilir miyiz?"

Rüzgâr, bir çan sesi gibi hafif bir uğultu çıkardı. Uçurtmalar bile daha yavaş hareket etti.

— "Ben… seni incitmek istemedim." diye fısıldadı rüzgâr. — "Bulutlar ağırdı, gökyüzü kalabalıktı. Seni taşırken dengemi kaybettim."

Yıldız tanesi titredi.

— "Ben de seni suçlamak istemedim. Sadece… yalnız kalmaktan korktum."

Mocha ileri çıktı, yüzünde sıcak bir ifade vardı.

— "Korku bazen suçlama gibi duyulur. Ama aslında sadece sarılmak ister."

Chiffon başını salladı.

— "Evet! Sarılmak! Rüzgâr sarılamaz belki ama şarkı söyleyebilir."

Cappuccino hemen atıldı.

— "Ben şarkıya tempo tutarım!"

Espresso küçük bir gülümsemeyle ekledi.

— "Duyguların ritmi iyileştirici olabilir."

Milk, Cinnamoroll’un yanına sokuldu.

— "Hadi, birlikte söyleyelim."

O an, rüzgârın uğultusu bir melodiye dönüştü. Uçurtmalar gökyüzünde geniş daireler çizdi. Cinnamoroll, yıldız tanesini rüzgâra doğru biraz daha yükseltti. Yıldız tanesi rüzgârın melodisini hissedince, içindeki titreme yavaş yavaş neşeye dönüştü.

— "Ben… yeniden parlıyorum!"

Rüzgârın sesi sevinçle yükseldi.

— "Çünkü artık yalnız değilsin."

Poron, havada küçük bir yıldız şekli çizdi.

— "Son dokunuş için hazır mısın, küçük ışıltı?"

Yıldız tanesi, Cinnamoroll’un patilerinden havalanmak ister gibi kıpırdandı ama yine de Cinnamoroll’a baktı.

— "Beni bırakır mısın?"

Cinnamoroll’un gözleri bir an nemlendi. Bu, mutlu bir nemdi; birinin büyüdüğünü görmek gibi.

— "Bırakırım. Ama gitmek, kaybolmak demek değil."

Mocha gülümsedi.

— "Gitmek bazen geri dönebilmenin yoludur."

Cinnamoroll patilerini açtı. Yıldız tanesi rüzgârın melodisiyle yukarı çıktı, gökyüzüne doğru süzüldü. Sanki tepenin üstünde görünmez bir yuvası varmış gibi, bir an durdu. Sonra birdenbire etrafa incecik ışık damlaları saçtı. Bu damlalar, mutluluk yağmuru gibi parlayarak yere indi. Ama ıslatmıyor, üşütmüyor; sadece gülümsetiyordu.

Cappuccino kahkaha attı.

— "Bu yağmur yüzümü gıdıklıyor!"

Chiffon zıpladı.

— "Benim de tüylerim pofuduk pofuduk oluyor!"

Espresso, gökyüzüne bakarken sesi yumuşadı.

— "Kayıp olan bir şeyin, bulununca daha da güzel parlaması… ilginç bir düzen."

Milk, Cinnamoroll’un patisine sarıldı.

— "Cinnamoroll, senin kulakların en güvenli yer."

Cinnamoroll gülerek Milk’in başını okşadı.

— "Sen de benim en küçük cesaretim."

Akşam yaklaşırken hep birlikte Cafe Cinnamon’a döndüler. Gökyüzü pembe ve altın renklerine boyanmıştı. İçeride sıcak kekler, taze süt ve tatlı kurabiyeler hazırlandı. Dışarıda ise yıldız tanesinin bıraktığı ışıltı, Cafe Cinnamon’ın üstünde bir taç gibi yavaş yavaş birikiyordu.

Poron pencerenin kenarına kondu.

— "Şimdi izleyin."

Herkes dışarı çıktı. Gökyüzü karardıkça, Cafe Cinnamon’ın üstündeki ışıltılar bir araya geldi ve küçük bir yıldız yolu oluşturdu. Yolun ucunda, minik bir ışık belirdi. Yıldız tanesi, sanki onlara el sallıyordu.

— "Unutulmadım!" diye seslendi ışık. — "Siz beni buldunuz. Ben de her gece burada parlayacağım!"

Cinnamoroll’un kalbi hafifledi. Bir şeyin kaybolup geri dönmesi, her zaman sadece bir bulma hikâyesi değildi; bazen birbirine tutunmayı öğrenmekti.

Mocha, Cinnamoroll’un yanına geldi.

— "Bak, duygular da yıldızlar gibi. Paylaşınca çoğalıyor."

Cinnamoroll gözlerini kapatıp gülümsedi.

— "Evet. Ve bugün benim içimdeki gökyüzü daha da büyüdü."

Chiffon, Cappuccino ve Espresso hep bir ağızdan güldüler; Milk zıpladı; Poron havada neşeli bir tur attı. Cafe Cinnamon’ın çanı, sanki yıldızlara teşekkür eder gibi tınladı.

Ve o gece, herkes uykuya dalmadan önce, pencereden son bir kez gökyüzüne baktı. Orada, tam Cafe Cinnamon’ın üstünde, küçük bir yıldız yolu parlıyordu. Kaybolmuş bir ışıltı artık kayıp değildi. Çünkü bir gün, doğru kalpler onu bulmuştu. Bu da dünyadaki en neşeli, en sıcak parıltıydı.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın