Çizgili Kedi Hikayesi

Pelin Kaya 22.01.2026 58 Okunma Sayısı Hayvanlar Alemi Hikayeleri 1 Yorum
Çizgili Kedi Hikayesi
Sesli Masal

Kasabanın en hareketli sokağında, camında renkli kurdeleler asılı küçük bir fırın vardı. Fırının önünden her sabah mis gibi simit kokusu yükselir, sokakta yürüyen herkesin karnı azıcık da olsa guruldardı. İşte o fırının arka bahçesinde, gölgeyle güneşin oyun oynadığı yerde yaşayan bir kedi vardı: Çizgili Kedi. Adı üstünde, tüyleri sanki bir ressam ince fırçayla tek tek çizmiş gibi çizgiliydi; alnında üç ince çizgi, sırtında dalga dalga şeritler, kuyruğunda da sanki halka halka bir desen. Ama onu asıl özel yapan şey çizgileri değil, merakıydı. Çizgili Kedi her şeyi bilmek isterdi: Kuşlar neden sabahları aynı dala konardı, rüzgâr neden bazen ıslık çalardı, insanlar neden gülünce gözleri kısılırdı… Bir de bir alışkanlığı vardı; bir şey fark etti mi onu düzeltmeden rahat edemezdi.

O sabah Çizgili Kedi, bahçenin köşesindeki tahta sandığın üstüne çıkmış, çevreyi izliyordu. Tam o sırada fırının kapısı açıldı, içerden Fırıncı Mehmet Usta göründü. Elinde tepsi, yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

"Günaydın Çizgili! Bak sana da bir parça susamlı çörek ayırdım."

Çizgili Kedi kulaklarını dikti, tepsinin kokusunu içine çekti. Hemen sandıktan atlayıp Mehmet Usta’nın yanına koştu. Mehmet Usta çöreği yere koydu. Çizgili Kedi minik bir ısırık aldı ama sonra başını kaldırıp gözlerini sokağa çevirdi. Sokağın başında bir kalabalık vardı; çocuklar bir şey konuşuyor, elleriyle işaret ediyor, aralarında heyecanla fısıldaşıyorlardı.

Çizgili Kedi, çöreği bitirmeden oraya doğru yürüdü. Kalabalığın ortasında, elinde defter tutan bir kız vardı: Elif. Elif’in yanında da iri gözlü, saçları iki yandan örgülü bir oğlan: Ali. Onların yanında ise biraz geride, gülmekten yanakları kızarmış bir çocuk: Zeynep.

"Çizgili geldi!" dedi Elif sevinçle. "Tam da seni konuşuyorduk."

Çizgili Kedi miyavladı, sanki “Anlatın bakalım” der gibi. Ali defterini gösterdi; defterde bir harita çizilmişti. Haritanın üzerinde küçük işaretler, oklar, yıldızlar vardı.

"Bak, biz bugün kasabada ‘Gülüş Avı’ yapacağız!" dedi Ali.

"Gülüş Avı mı?" diye sordu Zeynep, gülümseyerek Elif’e baktı. "Bunu sen mi uydurdun?"

"Ben uydurdum!" dedi Elif gururla. "Ama av kelimesi sakın yanlış anlaşılmasın. Kimseyi üzmek yok. Sadece gülüşleri topluyoruz."

Çizgili Kedi başını yana eğdi. Elif hızlıca açıkladı: Kasabanın farklı yerlerinde minik görevler olacaktı. Görevleri yapanlar bir “gülüş” kazanacaktı. Gün sonunda en çok gülüş toplayan, büyük ödül olan “Balon Sepeti”ni kazanacaktı. Balon Sepeti, rengârenk balonlar ve küçük sürprizlerden oluşan bir sepetti.

"Çizgili, sen de bizim ekibimize katıl!" dedi Ali. "Senin burnun iyi koku alıyor, gözlerin de iyi görüyor."

"Ve sen çok tatlısın!" dedi Zeynep hemen araya girip.

Çizgili Kedi, kuyruğunu havaya kaldırıp bir tur attı. Bu, onun “Tamam” demesiydi. Elif deftere bir işaret koydu.

"Harika! O zaman takımımızın adı belli: Çizgi Takımı!"

İlk görev, kasabanın meydanındaki saat kulesinin yanında başladı. Orada yaşlı bir amca, elinde küçük bir çan tutuyor, çocuklara bakıp gülümsüyordu. Amcanın adı Hüseyin Amca’ydı. Çanın üstünde minik bir yazı vardı: “Neşeyi duy.” Hüseyin Amca görev kâğıdını uzattı.

"Görev şu: Meydandaki üç farklı sesi bulun ve bana anlatın."

Ali hemen kulak kabarttı.

"Birincisi belli: Saat kulesinin tıkırtısı!" dedi.

Zeynep gözlerini kapadı.

"Ben de güvercinlerin kanat sesini duydum!" diye ekledi.

Elif bir an durdu, etrafa baktı. Çizgili Kedi ise tam o sırada yere eğildi; yerin kenarından ince bir su damlasının düştüğünü fark etmişti. Damla, eski bir çeşmenin çatlayan borusundan sızıyordu ve düzenli aralıklarla “tik… tik…” diye ses çıkarıyordu. Çizgili Kedi patisiyle borunun altına dokundu, sonra başını kaldırıp Elif’e baktı. Elif hemen anladı.

"Üçüncü ses: Çeşmenin damlacıkları!" dedi Elif sevinçle.

Hüseyin Amca çanı hafifçe çaldı.

"Tebrikler, üç sesi de yakaladınız. İşte bir gülüş!"

Gülüş, küçük bir kâğıt rozetti; üzerinde kocaman bir gülümseme çizilmişti. Elif rozeti defterin arasına koydu. Çizgili Kedi ise bir an çeşmeye döndü, sızan suya baktı. Hüseyin Amca göz kırptı.

"Merak etme Çizgili, bunu birazdan belediyedeki Hasan Usta’ya söyleyeceğim. Sen şimdilik eğlen."

İkinci görev, kitapçının önündeydi. Kitapçı Nermin Teyze, rafların arasından başını uzatıp çocukları çağırdı.

"Göreviniz: Bir hikâyenin en neşeli cümlesini bulun!"

Ali hemen bir kitabı açtı. Zeynep başka bir kitabı karıştırdı. Elif ise rafların altına baktı; çünkü Çizgili Kedi rafların altına doğru yürümüş, bir kitabın düşmüş olduğunu fark etmişti. Kitabın kapağında kocaman bir kedi resmi vardı ve kedinin yüzünde şakacı bir ifade. Elif kitabı aldı, sayfalarını çevirdi. Bir yerde şu cümleyi buldu ve yüksek sesle okudu:

"Gülmek, cepten çıkarılan bir şeker gibidir; paylaştıkça çoğalır!"

Nermin Teyze alkışladı.

"İşte bu! Tam aradığım cümle. Bir gülüş daha!"

Çizgili Kedi, kitapçıdaki kedi resmine bakıp kuyruğunu salladı. Sanki “Benim gibi” der gibiydi. Çocuklar güldü.

Üçüncü görev, parkta idi. Parkın ortasında kocaman bir salıncak, yanında kaydırak, köşede de küçük bir çiçek tarhı vardı. Tarhın başında Bahçıvan Rıza Abi duruyordu. Elinde minik bir sulama kabı vardı ve yüzü her zamanki gibi sakindi.

"Görev: Çiçeklerin arasından kaybolmuş bir kurdeleyi bulun."

Zeynep heyecanla çiçeklere koştu ama dikkatli davranıyordu; çiçekleri ezmek istemiyordu. Ali tarhın etrafında dolaştı. Elif ise Çizgili Kedi’yi izledi. Çizgili Kedi, tarhın kenarında yere düşmüş çok küçük bir ip parçası gördü. İp parçası, çiçeklerin içine doğru uzanıyordu. Kedi ipi takip etti, patisini nazikçe çiçeklerin arasına soktu ve pembe bir kurdele çekip çıkardı.

"Aaa bulduk!" dedi Elif.

Rıza Abi gülümseyip başını salladı.

"Çizgili Kedi bu işin ustası. Bir gülüş daha!"

Çocuklar artık üç gülüş toplamıştı. Ama asıl büyük görev sondaydı. Elif defterdeki haritanın en altına baktı. Orada “Gizli Durak: Neşe Kapısı” yazıyordu. Neşe Kapısı, kasabanın eski taş sokağının sonunda, sarmaşıklarla kaplı bir bahçenin girişindeki küçük bir kapıydı. Kapıyı genelde kimse açmazdı, çünkü bahçe uzun zamandır boş sanılırdı.

Dört kişi, yani Elif, Ali, Zeynep ve Çizgili Kedi, taş sokağa doğru yürümeye başladı. Sokak biraz dar, taşlar biraz pütürlüydü ama hava mis gibiydi. Yolda Ali birden durdu, kaşlarını çatıp düşündü.

"Ya kapı kilitliyse?"

"O zaman görev de kilitli olur." dedi Zeynep gülerek.

Elif ise kendinden emin görünüyordu.

"Haritada boşuna yazmıyor. Bir yolu vardır."

Çizgili Kedi de kapıya doğru hızlı hızlı yürüdü; sanki orayı çoktan tanıyordu. Kapının önüne gelince durdu, başını kaldırdı. Kapının altında küçük bir aralık vardı. Çizgili Kedi burnunu aralığa yaklaştırdı, kokladı. İçeriden lavanta ve limon kokusu geliyordu.

"Bak, içeride biri var!" dedi Elif fısıldayarak.

Elif kapıyı tıklattı. Kapı gıcırdayarak açıldı. İçeriden, rengârenk iplerle süslenmiş bir bahçe çıktı. Bahçede minik rüzgâr çanları asılıydı, yerde boy boy taşlar dizilmişti; taşların üstünde gülümseyen yüzler çiziliydi. Ve bahçenin ortasında, bir masa üzerinde küçük kutular, balonlar, kurdeleler duruyordu. Masanın yanında da yaşlı bir teyze vardı: Saadet Teyze.

Saadet Teyze çocukları görünce gözleri parladı.

"Hoş geldiniz! Nihayet geldiniz."

Ali şaşırdı.

"Bizi bekliyor muydunuz?"

"Elbette." dedi Saadet Teyze. "Çizgili Kedi her sabah buraya uğrar. Ben de onun peşine takılan çocukların geleceğini biliyordum."

Zeynep Çizgili Kedi’ye baktı.

"Sen burayı biliyor muydun?"

Çizgili Kedi, patisini kaldırıp sanki “Ben her yeri bilirim” der gibi yaptı. Çocuklar kahkaha attı. Saadet Teyze masanın üstünden bir kâğıt aldı.

"Son görev şudur: Birini gerçekten sevindirecek bir şey yapın. Ama hediye almak değil, para harcamak değil. İçten olacak."

Elif bir an durdu. Ali düşünmeye başladı. Zeynep ise gözlerini bahçedeki taşlara çevirdi. Her taşın üstünde gülümseyen bir yüz vardı, ama bazılarının gülüşü yarımdı; sanki tamamlanmayı bekliyordu.

"Ben anladım!" dedi Zeynep. "Bu taşlara yeni yüzler çizelim. Sonra kasabanın farklı köşelerine bırakalım. Bulan herkes gülümsesin."

Ali hemen atıldı.

"Ben de küçük notlar yazayım! Ama çok kısa olsun."

Elif ise bahçedeki ipleri ve kurdeleleri gösterdi.

"Ben taşlara küçük kurdeleler bağlayayım. Böylece daha neşeli görünür."

Çizgili Kedi de kendi görevini seçti: Masanın altından bir kutu çekti, içindeki minik çıkartmaları patisiyle masaya itti. Çıkartmalarda yıldızlar, kalpler, küçük patiler vardı. Saadet Teyze gülerek onlara kalem ve boya verdi.

Çocuklar bahçede yere oturdu. Ali taşların yanına minik notlar koydu, Elif kurdele bağladı, Zeynep yüzler çizdi. Çizgili Kedi ise bazen patisini boyaya batırıp taşın kenarına küçük bir pati izi bırakıyordu. Her pati izi o kadar düzgün çıkıyordu ki Elif dayanamadı:

"Sen bunu bilerek mi yapıyorsun?"

Çizgili Kedi gözlerini kısıp gururlu bir bakış attı.

Bir süre sonra taşlar hazırdı. Üzerlerinde gülümseyen yüzler, yıldızlar, kurdeleler, pati izleri… Saadet Teyze taşları sepete koydu.

"Şimdi bunları kasabada bırakın."

Dört kişi bahçeden çıktı ve taş sokağın başına geldi. İlk taşı fırının önüne bıraktılar. Üzerindeki yüz kocaman gülüyordu. Altındaki notta Ali’nin yazdığı cümle vardı:

"Bugün güzel bir şey olacak!"

İkinci taşı parkın salıncağının yanına bıraktılar. Üçüncü taşı kitapçının önüne. Dördüncüyü saat kulesinin yanına. Her bir taş, sanki bulunduğu yere minik bir neşe damlası bırakıyordu.

Derken, fırının önünde küçük bir çocuk taşı gördü. Adı Mert’ti. Taşı eline aldı, yüzüne baktı ve gülmeye başladı. Mert’in gülmesiyle yanında yürüyen annesi de gülümsedi. Annesi gülümseyince fırıncı Mehmet Usta da güldü. Mehmet Usta gülünce sokaktan geçen biri “Ne oluyor?” deyip merakla baktı ve o da gülümsedi. Gülüş, gerçekten de yayılıyordu.

Elif’in gözleri dolu dolu oldu ama yüzü neşeliydi. Ali onu fark etti.

"Elif, iyi misin?"

"İyiyim." dedi Elif. "Sadece… yaptığımız şey işe yaradı ya… çok güzel bir his."

Zeynep sevinçle zıpladı.

"En büyük ödül bu galiba!"

Saadet Teyze onları uzaktan izliyordu. Yanlarına geldi, elindeki küçük çanı çaldı.

"Son görevi başarıyla tamamladınız. İşte son gülüşünüz!"

Elif deftere son rozeti koydu. Toplam gülüş sayıları en yüksekti. Saadet Teyze masanın yanından Balon Sepeti’ni getirdi; sepetin içinde renkli balonlar, minik çıkartmalar, küçük not defterleri ve bir de Çizgili Kedi için çizgili bir tasma vardı. Üstünde küçük bir etiket asılıydı. Etikette yazan tek şey şuydu: Kasabanın Neşe Rehberi.

Ali etiketi okudu.

"Çizgili Kedi, bu senin!"

Zeynep tasmayı Çizgili Kedi’ye takmak için eğildi. Çizgili Kedi hiç itiraz etmedi; sanki bunu hak ettiğini biliyordu. Elif de balonları havaya bıraktı. Balonlar gökyüzüne yükselirken çocuklar gülüyordu.

Mehmet Usta kapıdan seslendi:

"Çizgili! Çocuklar! Gelin, size sıcak çörek var!"

Elif, Ali ve Zeynep aynı anda cevap verdi:

"Geliyoruz!"

Çizgili Kedi önden koştu. Çünkü çörek kokusunu kaçırmak istemezdi. Ama bir yandan da dönüp çocuklara baktı; sanki “Bugün çok iyi iş çıkardık” der gibiydi. Kasaba, o gün akşama kadar taşların üstündeki gülüşleri buldu, okudu, paylaştı. Ve herkesin dilinde aynı cümle vardı: Neşe, bazen bir taş kadar küçük ama bir sokak kadar büyük olabiliyordu.

Bu Hikayeyi Paylaş

1 Yorum

  • Y
    yasmin

    kedileri çok seviyorum

Yorum Yazın