Çöp Kamyonu Hikayesi

Pelin Kaya 03.01.2026 72 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 0 Yorum
Çöp Kamyonu Hikayesi
Sesli Masal

Güzelpınar diye küçük bir sahil kasabası vardı. Bu kasabada sabahlar, martı sesleri ve fırından yükselen sıcak ekmek kokusuyla başlardı. Ama Güzelpınar’ın asıl kahramanı, çoğu kişinin fark etmeden yanından geçtiği turuncu bir çöp kamyonuydu.

Kasabanın çocukları ona Temizcan adını vermişti. Çünkü Temizcan geçti mi, sokaklar ferahlardı. Kaldırımlar nefes alır, rüzgâr daha temiz eserdi. Yine de Temizcan’ın içinde büyüyen bir ağırlık vardı. Son günlerde çöpler daha dağınık atılıyordu. Geri dönüşüm kutusuna gitmesi gerekenler, karışık çöplerin içine karışıyor; sokak köşelerinde rüzgârla uçuşan poşetler, bir şey anlatmaya çalışır gibi kıpırdanıyordu.

O sabah Temizcan belediye garajında motorunu ısıtırken şoförü Hasan Usta direksiyona geçti. Hasan Usta’nın yüzünde her zamanki sakin ifade vardı ama gözleri dikkatliydi. Kamyonun sesinde tuhaf bir kırgınlık duyar gibi oldu.

"Hayırdır Temizcan, bugün sesin kısık geliyor."
Temizcan farlarını iki kez yakıp söndürdü. Bu, Hasan Usta’nın bildiği bir işaretti: İçinde bir şey var.

"Yoruldun mu sen?" diye sordu Hasan Usta, elini sevgiyle direksiyonun üstüne koyarak.
"Biraz."
Hasan Usta bir an durdu. Çöp kamyonları konuşmaz derlerdi, ama Hasan Usta yıllardır Temizcan’la çalışıyordu. Bir makinenin bile kalbi gibi çalışan bir düzeni olduğunu bilirdi. En azından onun gözünde.

"Anlat bakalım. Yolda konuşuruz."

Garaj kapısı açıldı, Temizcan güneşin ilk ışıklarıyla yola çıktı. İlk durak Çınarlı Sokak’tı. Sokak başında Elif, Mert ve Zeynep okul yolunda yürüyordu. Zeynep Temizcan’ı görünce iki adım öne fırladı, sanki büyük bir arkadaşını görmüş gibi.

"Günaydın Temizcan!"
"Günaydın küçük ekip."
Elif gülümseyip çantasını düzeltti.

"Temizcan, dün akşam parkta çok çöp vardı. Rüzgâr hepsini dağıtmış."
Mert kaşlarını çattı.

"Kim yapıyor ya bunu? Çöpü kutuya atmak bu kadar zor mu?"
Zeynep yumuşak bir sesle ekledi.

"Belki de kimse fark etmiyor. Fark etse üzülür."
Temizcan’ın motoru bir an daha derin çalıştı, sanki iç çekmiş gibi.

"Ben fark ediyorum."
Hasan Usta aynadan çocuklara baktı.

"Siz de mi fark ediyorsunuz? O zaman bugün bir görevimiz var."
Elif merakla yaklaştı.

"Ne görevi?"
"Temizcan’ı biraz hafifletme görevi."
Mert şaşırdı.

"Kamyonun yükünü mü?"
"Sadece kasasını değil," dedi Hasan Usta. "İçindeki yükü de."

Çocuklar ne demek istediğini tam anlamadı ama Temizcan’ın farları kısa kısa yanıp söndü. Bu, onların sevdiği bir gülümseme gibiydi.

İleride Papatya Apartmanı’nın önünde ilk konteyner vardı. Kapağı yarım açıktı, içinden kâğıtlar taşmıştı. Yanında da bir poşet yırtılmış, portakal kabukları kaldırıma yayılmıştı. Temizcan durdu. Hasan Usta indi, eldivenlerini daha sıkı çekti. Çocuklar da okul yolu olmasına rağmen birkaç adım yaklaşarak baktı.

"Hasan Usta, bunu kim böyle bırakmış?"
"Bazen acele, bazen umursamazlık."
Temizcan’ın sıkıştırma kapağı ağır ağır hareket etti. Ama Temizcan duraksadı.

"Hasan Usta, ben… ben bazen kendimi görünmez gibi hissediyorum."
Hasan Usta bir an elini konteynerin kenarında tuttu.

"Neden öyle diyorsun Temizcan?"
"Herkes benden sadece toplama bekliyor. Ama doğru atılmazsa ben de zorlanıyorum. Canım sıkışıyor. Sesim kısılıyor."
Zeynep gözlerini büyüttü.

"Canın mı var gerçekten?"
"Benim de bir işim var. İşim düzgün olunca mutlu oluyorum."
Elif dudaklarını ısırdı, sanki bir arkadaşının üzülmesine dayanamamış gibi.

"O zaman biz yardımcı olalım."
Mert hemen atıldı.

"Evet, okuldan sonra toplanalım. Parkı temizleyelim. Geri dönüşüm işini de gösterelim."
Hasan Usta başını salladı.

"Ama bunu kızarak değil, anlatarak yapacağız."
"Biz zaten bağırmayı sevmiyoruz." dedi Zeynep. "Ama kimse dinlemezse ne olacak?"
Temizcan farlarını yavaşça yaktı.

"Dinlerler. Yeter ki birileri ilk adımı atsın."

Çocuklar okula koştu. Temizcan ise sokak sokak dolaşmaya devam etti. Balıkçı Barınağı’na uğradı, manavın önünden geçti, küçük meydandaki bankların yanındaki kutuları boşalttı. Fakat her durakta aynı manzarayı görüyordu: karışık atılmış çöpler, yere düşmüş kapaklar, yanlış kutuya bırakılmış şişeler.

Öğleye doğru Temizcan’ın kasası doldu, sıkıştırma sistemi çalışırken bir an takılır gibi yaptı. Hasan Usta hemen durdu. Küçük bir taş parçası sıkıştırma bölmesine girmişti. Hasan Usta dikkatle çıkardı. Temizcan’ın motoru titredi, sanki korkmuştu.

"Özür dilerim Hasan Usta."
"Sen niye özür diliyorsun?"
"Ben güçlü olmalıyım. Her şeyi taşımalıyım."
Hasan Usta gözlerini yumuşattı.

"Güçlü olmak, her şeyi sessizce taşımak değildir."
"Peki nedir?"
"Güçlü olmak, yardım istemeyi bilmektir. Bugün çocuklar yardım edecek. Ben de yardım edeceğim. Kasaba da edecek."

Akşamüstü okul dağıldığında Elif, Mert ve Zeynep söz verdikleri gibi parkta buluştu. Yanlarında Elif’in abisi Emir de vardı. Emir biraz büyüktü, başta isteksiz görünüyordu ama parkın köşesinde rüzgârla savrulan kâğıtları görünce yüzü değişti.

"Bunu kim yapıyorsa gerçekten ayıp ediyor."
Elif eldivenleri uzattı.

"Hadi Emir, söylenmek yerine toplayalım."
Emir eldivenleri giydi.

"Tamam. Ama sonra insanlara da söyleyelim. Çünkü bu böyle sürmez."
Zeynep çantasından küçük bir defter çıkardı.

"Ben bir şey yazdım."
Mert meraklandı.

"Ne yazdın?"
"Kasaba için küçük bir temizlik sözü."
Elif heyecanlandı.

"Oku!"
Zeynep derin bir nefes aldı, gözleri biraz parladı. Çünkü kalbinden geliyordu.

"Biz Güzelpınar’da çöpleri yere atmayacağız. Kutuları doğru kullanacağız. Denizimizi, parkımızı, sokaklarımızı koruyacağız. Bir kamyonu değil, birbirimizi de rahatlatacağız."
Emir şaşkınlıkla gülümsedi.

"Bu güzelmiş."
Mert başını salladı.

"Bunu duvara yazamayız ama insanlara söyleyebiliriz."

O sırada Temizcan parkın yan sokağından geçti. Hasan Usta, çocukları görünce kamyonu durdurdu. Temizcan farlarını sevinçle yaktı. Çocuklar ellerindeki poşetleri gösterdi. Ayrı ayrı biriktirmişlerdi: plastikler başka, kâğıtlar başka, camlar başka.

"Bak Temizcan, karışık yapmadık!"
"Gözlerim ışıldadı."
Elif güldü.

"Gözün yok ama farların var!"
"Farlar da kalbin penceresi sayılır." dedi Hasan Usta.
Emir çekinerek yaklaştı.

"Hasan Usta, biz bunu daha büyütelim mi? Mahalleye anlatalım. Küçük bir yürüyüş yapalım, herkese kutuları gösterelim."
Hasan Usta düşünmeden cevap verdi.

"Yapalım. Ama kimseyi utandırmadan."
Zeynep onayladı.

"Evet. İnsanlar utanınca kaçıyor. Anlayınca kalıyor."
Temizcan bir an sessiz kaldı, sonra konuştu.

"Ben de size yardım edeceğim. Her durakta durur, doğru kutuyu hatırlatırım."
Mert kıkırdadı.

"Kamyon nasıl hatırlatacak?"
Hasan Usta göz kırpar gibi yaptı.

"Ben konuşurum, Temizcan da ışık yakar. İkimiz takımız."

Ertesi gün Güzelpınar’da küçük ama etkili bir hareket başladı. Çocuklar okuldan sonra mahalle mahalle gezdi. Emir, bazı apartmanların yöneticileriyle konuştu. Elif ve Zeynep, küçük çocuklara oyun gibi anlattı. Mert, marketin önüne yanlış kutuya atılanları örnek gösterip doğru olanı gösterdi. Ama kimseyi suçlamadı. Sadece çözüm sundu.

Bir gün balıkçı barınağında yaşlı bir amca, elindeki plastik şişeyi denize atacak gibi yaptı. Zeynep koştu, ama sert değil, nazik bir sesle durdu.

"Amca, onu buraya atarsan balıklar yanlışlıkla yutabilir."
Adam bir an dondu.

"Ben küçükken böyle değildi buralar. Ne oldu da bu hale geldi?"
Zeynep şişeyi işaret etti.

"Bazen bir şey küçücük görünür ama sonuç büyür."
Emir de ekledi.

"İsterseniz şuradaki geri dönüşüm kutusu var. Birlikte atalım."
Yaşlı adam gözlerini kıstı, sonra yavaşça gülümsedi.

"Haklısınız. Siz iyi çocuklarsınız."
Temizcan o sırada barınağın önünden geçiyordu. Farlarını bir kez yaktı, sonra bir kez daha. Yaşlı adam şaşkınlıkla baktı.

"Bu kamyon bana selam mı verdi?"
Hasan Usta camı açtı.

"Verdi. Çünkü doğruyu yaptınız."

Günler geçtikçe kasaba değişmeye başladı. Parkta çöpler azaldı. Kutuların kapakları kapanır oldu. İnsanlar çöp poşetlerini daha dikkatli bağlamaya başladı. Hatta bazı apartmanlar, kâğıt ve plastik için ayrı kutu koydu. Temizcan’ın sesi de değişti. Motoru daha canlı çalışıyor, sıkıştırma sistemi daha rahat hareket ediyordu.

Ama bir akşamüstü beklenmedik bir şey oldu. Şiddetli bir rüzgâr çıktı. Deniz kabardı. Meydandaki birkaç çöp kutusu devrildi. Kâğıtlar havada döndü, poşetler ağaca takıldı. İnsanlar pencerelerden baktı ama kimse çıkmadı. Sanki herkes bir an durup donmuştu.

Temizcan o anda sokaktan geçiyordu. Hasan Usta hemen durdu. Fakat tek başına her şeyi toplayamazdı. Tam o sırada Elif koşarak geldi. Ardından Mert, Zeynep ve Emir de yetişti. Birkaç komşu da kapıdan başını uzattı.

"Biz buradayız!"
"Rüzgâr güçlü ama biz de güçlüyüz." dedi Emir.
Zeynep komşulara seslendi, sesi titremedi ama duyguluydu.

"Lütfen birer eldiven, birer poşet… Sadece on dakika. Sonra meydan yine güzel olur."
Bir teyze çıktı, ardından bir amca, sonra iki genç daha. Kısa sürede küçük bir ekip oluştu. Herkes bir şey tuttu, bir şey topladı. Kâğıtlar kâğıt kutusuna, plastikler plastik kutusuna gitti. Temizcan da dolan poşetleri aldı. Sanki kasaba ilk kez aynı ritimde nefes alıyordu.

Hasan Usta işi bitirince eldivenlerini çıkarmadan Temizcan’ın yanına döndü.

"Gördün mü Temizcan?"
"Gördüm."
"Ne hissettin?"
Temizcan bir an durdu. Farları yumuşak bir ışıkla yandı.

"Yalnız olmadığımı hissettim."
Elif’in gözleri doldu, hemen fark etmemiş gibi yaptı.

"Biz de bazen yalnız hissediyoruz."
Mert başını eğdi.

"Ama bir şey yapınca geçiyor."
Zeynep elini Temizcan’ın yan tarafına koydu. Metal soğuktu ama Zeynep’in içi sıcaktı.

"Temizcan, sen bizim kahramanımızsın. Ama kahramanlar da yorulur. Biz de artık senin ekibiniz."
Emir gülümsedi.

"Ekip adı da belli: Güzelpınar Temizlik Takımı."
Hasan Usta kahkaha attı.

"Ben de takımın büyük üyesiyim."
Temizcan’ın motoru keyifle çalıştı.

"Ben de turuncu üyenizim."

O günden sonra Temizcan artık sadece çöp toplamıyordu. İnsanlara dikkat etmeyi, birlikte hareket etmeyi, utanmadan öğrenmeyi hatırlatıyordu. Çocuklar da yalnızca bir parkı değil, bir fikri temiz tutuyordu.

Bir sabah Temizcan Çınarlı Sokak’tan geçerken okulun duvarında renkli bir afiş gördü. Afişte çizilmiş turuncu bir kamyon, yanında üç çocuk ve üstünde küçük bir kalp vardı. Yazıyı Hasan Usta okudu. Temizcan da farlarını yaktı.

"Bunu kim yaptı?"
Elif gururla elini kaldırdı.

"Biz yaptık. Ama öğretmenimiz de yardım etti."
Mert ekledi.

"Afiş demiyor ki sen çöp taşıyorsun. Diyor ki sen kasabayı koruyorsun."
Zeynep fısıldar gibi konuştu, ama Temizcan duydu.

"Bazen birini korumak, onu görmekle başlar."
Hasan Usta başını salladı.

"Ve siz bugün Temizcan’ı gördünüz. Aslında birbirinizi gördünüz."

Temizcan yola devam etti. Güneş yükseldi, deniz parladı. Güzelpınar’da sokaklar daha temizdi. Ama en önemlisi şuydu: Temizcan’ın içindeki o görünmez ağırlık azalmıştı. Çünkü artık biliyordu; bir işin değeri, o işi yapanı hatırlamakla büyürdü. Ve bazen bir çöp kamyonu, bir kasabanın kalbine iyi gelirdi.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın