Deniz Kızı Hikayesi

Pelin Kaya 30.01.2026 156 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 0 Yorum
Deniz Kızı Hikayesi
Sesli Masal

Denizin en berrak, en pırıl pırıl yerinde, mercanların gökkuşağı gibi sıralandığı bir koy vardı. Bu koyun adı Şıpırtı Koyu idi. Şıpırtı Koyu’nda her sabah güneş ışıkları suya değince, sanki denizin içine minik altın tohumlar serpilirmiş gibi parıldardı. İşte o parıltıların arasında, herkesin gülümseyerek selam verdiği bir deniz kızı yaşardı: Mutlu deniz kızı Mavişen.

Mavişen’in saçları yosun gibi yumuşacık, rengi de gece göğü gibi koyu maviydi. Kuyruğu balık pulları gibi ışıldar, hareket edince suyun içine küçük yıldızlar düşerdi. Ama Mavişen’i asıl özel yapan, gittiği her yere sevinç taşımasıydı. Bir balık dalgın görünse, Mavişen hemen yanına gider, oyun bulur, şarkı mırıldanır, denizin içine neşe serperdi.

O sabah deniz çanları tatlı tatlı çalarken Mavişen mercan kayasının üstüne oturdu ve kabarcıkların dansını izledi. Tam o sırada minik bir yengeç, aceleyle yanına geldi. Yengecin adı Kıpırcan’dı. Hep aynı anda hem meraklanır hem sevinirdi.

"Mavişen! Mavişen! Bugün çok özel bir gün olabilir!"
"Neden özel, Kıpırcan?"
"Çünkü herkes bir şey arıyor. Ama kimse ne aradığını tam bilmiyor!"
"O zaman bulacağımız şey, herkesi mutlu eden bir şey olmalı."
"Evet! Ama nasıl bulacağız?"

Mavişen gülümsedi. Bu, kötü bir olayın başlangıcı gibi değil; tam tersine, güzel bir sürprizin kapısı gibi hissettirdi.

"Önce arkadaşlarımızla konuşalım. Denizin kendisi bize ipucu verir."

İkisi birlikte yosunlu patikadan yüzerek ilerledi. İlk durakları, denizanası lambalarının yumuşak ışık saçtığı Işıl Işıl Bahçe oldu. Orada kibar bir denizatı yaşardı: Tufanır. Tufanır, dalgaların ritmiyle başını sallayarak düşünmeyi severdi.

"Tufanır, herkes bir şey arıyormuş. Siz duydunuz mu?"
"Duydum."
"Peki ne arıyorlar?"
"Bence herkes aynı şeyi arıyor ama adı farklı. Ben buna 'paylaşılınca çoğalan sevinç' diyorum."
"Paylaşılınca çoğalan sevinç mi?"
"Evet. Bir kişi mutlu olunca, o mutluluk bir kıvılcım gibi başkasına da geçiyor."

Kıpırcan gözlerini kocaman açtı.

"Kıvılcım mı? Denizin içinde kıvılcım olur mu?"
"Olur." diye güldü Mavişen. "Ama bizim kıvılcımımız ışık değil, gülümseme."

Işıl Işıl Bahçe’den ayrılıp Kabuklar Sokağı’na geçtiler. Kabuklar Sokağı’nda her kabuk evin bir sesi vardı: Kimi tık tık, kimi şık şık, kimi de fıs fıs… Orada yaşlı bir istiridye otururdu: Duruistir. Duruistir, denizin en sakince konuşan canlısıydı.

"Duruistir, sizce herkes ne arıyor?"
"Benim duyduğum, herkesin bir melodi aradığı."
"Melodi mi?"
"Evet. İçinizde gülümseyen bir ritim vardır. Bulunca insanın içi rahatlar."
"O zaman biz denizin melodisini mi bulacağız?"
"Belki de siz zaten melodinin içindesiniz."

Mavişen, bu sözleri duyunca kuyruğunu yavaşça salladı. Suyun içinden incecik bir ses geçti, sanki deniz bir ninni söylüyordu.

"Kıpırcan, duyuyor musunuz?"
"Duyuyorum… Çok yumuşak."
"Demek melodi, dalgaların içinde saklı."

Sonra birlikte, Baloncuk Meydanı’na doğru yüzdüler. Baloncuk Meydanı’nda balıklar yuvarlak yuvarlak dönerek oyun oynar, suyun içine baloncuk halkaları bırakırdı. Meydanın ortasında neşeli bir ahtapot yaşardı: Oynaçın. Oynaçın’ın kolları her zaman bir şey düzenlerdi; bazen yarış, bazen saklambaç, bazen de “en komik yüz ifadesi” oyunu.

"Oynaçın, bugün herkes bir şey arıyormuş."
"Arıyor!"
"Sizce ne arıyorlar?"
"Ben biliyorum. Herkes 'günün sürprizini' arıyor."
"Günün sürprizi mi?"
"Evet! Çünkü bugün Şıpırtı Koyu’nun Gülümseme Şenliği var!"

Mavişen sevinçle dönüp Kıpırcan’a baktı.

"Gülümseme Şenliği! Ben bunu unutmuşum!"
"Şenlik mi? Şenlik olunca aranan şey ne oluyor?"
"Şenlikte aranan şey, birlikte yapılan mutluluk oluyor."
"Yani herkesin aradığı şey… birlikte gülmek!"

Oynaçın kollarını şak diye açtı.

"Hazır mısınız? Şenlik için herkes bir 'deniz gülümsemesi' hazırlıyor. Balıklar şarkı, istiridyeler inci parıltısı, denizatları dalga dansı, ben de oyun hazırladım."
"Ben ne hazırlayayım?" dedi Mavişen.
"Siz, en güzelini hazırlarsınız." dedi Tufanır da oraya yüzerek gelmişti.
"Neyi?"
"Neşeyi birleştirmeyi."

Şenlik başlayınca Baloncuk Meydanı birden renklenmiş gibi oldu. Mercanlar daha canlı göründü, su daha parlak parladı. Herkes birbirine küçük bir hediye veriyordu: Bir gülümseme, bir selam, bir şarkı, bir oyun daveti.

Mavişen, denizin ortasında yavaşça yükseldi ve ince, tatlı bir melodi mırıldandı. Bu melodi; deniz çanlarının sesiyle, dalgaların kıpırtısıyla, balıkların yüzüş ritmiyle birleşti. İnsan gibi konuşmayan canlılar bile sanki “ben de buradayım” der gibi hareket etti.

"Mavişen, içim kıpır kıpır oldu!" dedi Kıpırcan.
"Bu, denizin gülümsemesi." dedi Mavişen.
"Demek herkesin aradığı şey buydu."
"Evet."
"Ama biz aramadan bulduk."
"Çünkü aradığımız şey, zaten birlikteyken ortaya çıkıyor."

O anda Oynaçın bir oyun başlattı. Herkes sırayla bir arkadaşının güzel bir özelliğini söyleyecekti. Sıranın Mavişen’e geldiği an, meydan sessizleşti.

"Ben bugün şunu öğrendim." dedi Mavişen. "Mutluluk, saklanan bir hazine değil. Mutluluk, paylaşınca çoğalan bir deniz dalgası."
"O zaman biz de dalga olalım!" dedi Kıpırcan.
"Olalım!" diye hep bir ağızdan seslendiler.

Şenlik boyunca kimse üzülmedi, kimse kırılmadı, kimse korkmadı. Sadece oyunlar oynandı, şarkılar söylendi, güzel sözler uçuştu. Ve Şıpırtı Koyu’nun üstünde, suyun içinden yükselen kocaman bir neşe vardı.

Günün sonunda Mavişen mercan kayasına geri döndü. Kıpırcan da yanında durdu.

"Bugün çok güzeldi."
"Evet." dedi Mavişen. "Ve yarın daha da güzel olabilir."
"Nasıl?"
"Birine gülümseyerek."
"O zaman yarın ilk işim, herkese gülümsemek."
"Ben de."

Deniz, ninni gibi yumuşak bir sesle kıyıya doğru esnedi. Şıpırtı Koyu uykuya hazırlanırken, Mavişen’in kalbi hafifledi, su da sanki daha sıcak oldu. Çünkü o gece, denizin içinde herkesin taşıdığı mutluluk, aynı şarkıda buluşmuştu.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın