Tavşan ve Kaplumbağa Hikayesi
Geniş bir ormanın tam ortasında, gökyüzünün en mavi göründüğü, çimenlerin yumuşacık olduğu bir açıklık vardı. Bu açıklığın bir ucunda ceviz ağaçları yükselir, diğer ucunda küçük bir gölet parıldardı. Ormanda yaşayan hayvanlar burayı buluşma yeri olarak seçmişti. Kimisi oyun oynamaya gelir, kimisi dinlenir, kimisi de sadece etrafı izlerdi.
Bu açıklıkta yaşayan iki hayvan vardı ki, onları gören herkes önce şaşırır, sonra gülümserdi. Biri hızlı mı hızlı, enerjik bir tavşandı. Diğeri ise ağır ama kararlı adımlarla yürüyen bir kaplumbağaydı. Tavşanın adı Sürmeli, kaplumbağanın adı ise Doruk idi.
Sürmeli sabahları erkenden uyanırdı. Güneş daha yaprakların arasından yeni süzülürken bile zıplamaya başlamış olurdu. Doruk ise sabahları acele etmezdi. Kabuk evinden yavaşça çıkar, derin bir nefes alır, günü sakin karşılamayı severdi.
Bir sabah Sürmeli, Doruk’un yanına zıplayarak geldi.
— “Doruk, bugün göletin etrafında üç tur atmaya ne dersin?”
Doruk başını kaldırdı, Sürmeli’ye baktı ve gülümsedi.
— “Üç tur mu? Ben bir turu bitirene kadar sen çoktan yorulursun.”
Sürmeli kulaklarını sallayıp güldü.
— “Yorulmak mı? Ben rüzgâr gibiyim.”
— “Rüzgâr bazen durur,” dedi Doruk sakince. “Ama ben durmam.”
Sürmeli bu cevabı duyunca biraz duraksadı. Doruk’un sözleri ona ilginç gelmişti. Hiç acele etmeden konuşur, ama söyledikleri uzun süre akılda kalırdı.
O gün birlikte yürümeye karar verdiler. Sürmeli zıplaya zıplaya ilerliyor, Doruk ise küçük ama sağlam adımlarla arkasından geliyordu. Bir süre sonra Sürmeli durdu.
— “Ben biraz ilerleyip etrafa bakacağım,” dedi. “Sen gelene kadar keşif yaparım.”
— “Tamam,” dedi Doruk. “Ama çok uzaklaşma.”
Sürmeli hızla uzaklaştı. Ağaçların arasından geçti, bir tepeye çıktı, çiçeklerin arasına girdi. Ama Doruk’un yanına döndüğünde, Doruk hâlâ aynı kararlılıkla yürüyordu.
— “Hiç mi sıkılmıyorsun?” diye sordu Sürmeli.
— “Hayır,” dedi Doruk. “Yürürken düşünürüm.”
— “Ne düşünürsün?”
— “Arkadaşlığı.”
Sürmeli şaşırdı.
— “Arkadaşlık yürürken mi düşünülür?”
— “Evet,” dedi Doruk. “Çünkü arkadaşlık aceleye gelmez.”
Bu söz Sürmeli’nin aklında kaldı.
Günler geçtikçe Sürmeli ile Doruk daha çok vakit geçirmeye başladı. Sürmeli bazen Doruk’un hızına uymaya çalışıyor, Doruk da bazen Sürmeli’yi izleyip gülümsüyordu. Ormandaki diğer hayvanlar bu dostluğu konuşuyordu.
Bir gün sincap Pusat, yanlarına geldi.
— “Sürmeli, neden hep Doruk’la takılıyorsun?” dedi. “Senin hızına yetişemiyor.”
Sürmeli cevap vermeden önce Doruk’a baktı.
— “Hız her şey değil,” dedi. “Doruk benim fark etmediğim şeyleri fark ediyor.”
Doruk mahcup bir şekilde kabuğuna biraz çekildi.
— “Ben sadece yavaşım,” dedi. “Ama dikkatliyim.”
O gün ormanda bir etkinlik yapılacaktı. Herkes göletin çevresinde toplanacaktı. Oyunlar oynanacak, hikâyeler anlatılacaktı. Sürmeli çok heyecanlıydı.
— “Doruk, ilk oyuna ben katılacağım,” dedi. “Ama sen de gel.”
— “Gelirim,” dedi Doruk. “Kazanmasam da olur.”
Oyunlar başladı. Koşular, zıplamalar, saklanmalar… Sürmeli birçok oyunda öne çıktı. Ama bir oyun vardı ki herkes şaşırdı. Bu oyunda sabır gerekiyordu. Kim uzun süre dengede durursa o kazanacaktı.
Sürmeli hızlı olduğu için hemen öne geçti ama kısa sürede sıkıldı. Doruk ise sessizce durdu, dengede kaldı.
— “Doruk kazanıyor,” diye bağırdı kuşlar.
Sürmeli Doruk’a baktı ve alkışladı.
— “Bunu hak ettin,” dedi. “Ben beklemeyi bilmiyorum.”
— “Sen de öğreneceksin,” dedi Doruk. “İstersen birlikte.”
Akşam olunca göletin kenarına oturdular. Gökyüzü turuncuya dönmüştü.
— “Doruk,” dedi Sürmeli yavaşça. “Ben eskiden sadece hızlı olmayı severdim.”
— “Şimdi?”
— “Şimdi durmayı da seviyorum.”
Doruk gülümsedi.
— “Ben de bazen hızlanmak istiyorum,” dedi. “Ama seninle.”
İki arkadaş yan yana oturdu. Biri hızlıydı, biri yavaştı. Ama kalpleri aynı ritimde atıyordu. O günden sonra ormanda bir söz dolaşmaya başladı:
Gerçek dostluk, aynı hızda yürümek değil; birlikte yürümeyi istemekti.
Ve Sürmeli ile Doruk, bunu herkese sessizce öğretti.
1 Yorum
Güzel bir hikaye güzel olmuş
Yorum Yazın