Tom ve Jerry Hikayesi
Kasabanın en renkli evlerinden birinde, her sabah birbirine benzemezdi. Çünkü o evde yaşayan iki küçük afacan, güne hep yeni bir macerayla başlardı. Biri hızlı, kıvrak ve meraklı Jerry, diğeri ise bazen sakar ama aslında iyi kalpli Tom’du. İkisi gün içinde sık sık birbirini kovalar, oyunlar oynar, mutfakta komik telaşlar çıkarırdı. Fakat evin penceresinden içeri süzülen sabah güneşi, o gün sanki başka bir şey fısıldıyordu. O gün, sıradan bir koşuşturma günü değil, dostluğun kalpten hissedileceği özel bir gündü.
Tom, mutfağın kapısında kollarını iki yana açmış duruyordu. Jerry ise masanın üstündeki meyve sepetinin yanına çıkmış, bıyıklarını oynatarak onu izliyordu. İkisi de birbirine bakıyor ama nedense kavga etmek yerine gülmemek için kendini zor tutuyordu. Çünkü ikisi de az önce aynı anda kayıp düşmüş, aynı anda ayağa kalkmış ve aynı anda birbirine şaşkın şaşkın bakmıştı.
— "Bugün çok garip başladın Tom," dedi Jerry, kulaklarını hafifçe sallayarak.
— "Ben mi garip başladım? Asıl sen muz kabuğunun üstünde dans eder gibi kaydın," dedi Tom, kıkırdayarak.
— "Dans ettiysem de güzel ettim," dedi Jerry, göğsünü kabartarak.
— "Bir kere kabul et, benden daha komik düştün," dedi Tom.
— "Hayır, sen düştün, ben artistik bir dönüş yaptım," dedi Jerry.
— "Peki, artistik dönüş ustası, kahvaltıda ne var?" diye sordu Tom.
— "Bence peynir, zeytin ve biraz da neşe var," dedi Jerry.
— "Neşe mi?"
— "Evet, bazen en güzel kahvaltı odur."
Tom, Jerry’nin bu sözünü duyunca bir an sustu. Sonra gülümseyip pencerenin önüne oturdu. Bahçede rengarenk çiçekler açmıştı. Uzakta salıncağın yanına serçeler konuyor, rüzgar da ağaçların yapraklarını hafif hafif sallıyordu. Jerry de pencerenin pervazına çıktı. Bir süre birlikte dışarıyı seyrettiler. Neredeyse ilk kez, birbirlerini kovalamadan yan yana durmuşlardı.
Tam o sırada bahçeden ince bir ses duyuldu. Küçük sarı bir top, açık kalan kapıdan içeri yuvarlandı. Topun arkasından da minik bir kız çocuğu göründü. Adı Elif’ti. Yanakları pembe pembe olmuştu, belli ki topunu ararken biraz koşmuştu.
— "Merhaba, topum buraya kaçtı galiba," dedi Elif, çekinerek.
— "Galiba değil, kesin kaçtı," dedi Jerry, topun üstüne oturarak.
— "Jerry, misafire biraz nazik ol," dedi Tom.
— "Nazik oldum ya, top burada dedim," dedi Jerry.
— "Merhaba Elif," dedi Tom, eğilerek. — "Topunu sana verebiliriz ama bir şartımız var."
Elif’in gözleri büyüdü. — "Ne şartı?"
— "Bize bahçede ne oynadığını anlatacaksın," dedi Tom.
— "Ben bugün dostluk pikniği yapacaktım," dedi Elif.
— "Dostluk pikniği mi?" diye Jerry şaşkınlıkla sordu.
— "Evet. Oyuncaklarımı, kurabiyelerimi ve en sevdiğim örtüyü hazırladım. Ama tek başıma biraz sıkıcı oluyor."
Tom ile Jerry aynı anda birbirine baktı. Gözlerindeki yaramazlık yerini sıcak bir heyecana bıraktı. Belki de günün sırrı buydu. Koşup durmak yerine birlikte güzel bir şey yapmak.
— "Biz geliriz," dedi Jerry.
— "Gerçekten mi?" dedi Elif, sevinçle.
— "Elbette geliriz," dedi Tom. — "Ama piknikte yarış da olmalı."
— "Yarış olur, oyun olur, şarkı olur," dedi Elif.
— "Peynir de olur mu?" diye sordu Jerry.
— "Olur," dedi Elif gülerek.
— "Tamam, bu piknik resmi olarak harika ilan edildi," dedi Jerry.
Biraz sonra bahçedeki çınar ağacının altına renkli bir örtü serildi. Elif kurabiyeleri dizdi, Tom küçük limonataları taşıdı, Jerry de minik peynir parçalarını özenle yerleştirdi. Bahçeye sanki kahkaha kokusu yayılmıştı. Önce halka oyunu oynadılar. Sonra top sektirdiler. Sonra da kim daha komik yüz yapacak yarışması düzenlediler. Bu yarışmayı açık farkla Jerry kazandı ama Tom buna pek inanmadı.
— "Benim suratım daha komikti," dedi Tom.
— "Seninki komik değil, şaşkın bulut gibiydi," dedi Jerry.
— "Şaşkın bulut da çok komik olabilir," dedi Tom.
— "Olabilir ama ben yine kazandım," dedi Jerry.
— "Bence ikiniz de kazandınız," dedi Elif.
— "Nasıl yani?" diye sordu ikisi birden.
— "Çünkü ikiniz gülünce ben de çok güldüm."
Bu söz, Tom ile Jerry’yi yumuşacık yaptı. Bazen kazanmanın en güzel yolu, başkasını mutlu etmekti. Piknik örtüsünün üstüne oturup kurabiyelerini yerlerken kısa bir sessizlik oldu. Bu sessizlik sıkıcı değildi. Tam tersine, kalbe iyi gelen, huzurlu bir sessizlikti.
Sonra hafif bir rüzgar çıktı ve Elif’in hazırladığı renkli kağıttan yel değirmeni uçarak çitlerin ötesine düştü. Elif’in yüzü bir anda üzüldü. O yel değirmeni onun dedesiyle birlikte yaptığı özel bir oyuncaktı. Gözleri dolacak gibi oldu.
— "Eyvah," dedi Elif sessizce. — "Onu çok seviyorum."
Jerry hemen ayağa fırladı. — "Merak etme, ben getiririm."
Tom da patilerini yere koyup kararlı bir şekilde doğruldu. — "Hayır, bu işi birlikte yaparız."
— "Birlikte mi?" dedi Jerry.
— "Evet. Çünkü dostluk pikniğinde kimse üzgün kalmaz."
Çitin ötesi küçük bir sebze bahçesiydi. Yel değirmeni, domates sırıklarının arasına sıkışmıştı. Jerry dar aralıklardan kolayca geçebilirdi ama yel değirmeni biraz yüksekte kalmıştı. Tom ise uzun boyuyla yetişebilirdi ama sırıkların arasına rahat giremiyordu. Birbirlerine baktılar. İkisinin de aklına aynı fikir geldi.
— "Omzuma çık," dedi Tom.
— "Düşürmezsin değil mi?" dedi Jerry.
— "Bugün düşürmemeye söz veriyorum," dedi Tom.
— "Bu çok önemli bir söz," dedi Jerry.
— "Biliyorum," dedi Tom, gülümseyerek.
Jerry dikkatlice Tom’un omzuna tırmandı. Tom da yavaşça ilerledi. Bir adım, bir adım daha. Jerry uzandı, biraz daha uzandı ve sonunda yel değirmenini yakaladı. Tam alacağı sırada ayağı kayar gibi oldu ama Tom sabit kaldı. Bir an ikisinin de yüreği pır pır etti. Sonra Jerry yel değirmenini sıkıca tuttu.
— "Aldım!" diye bağırdı Jerry.
— "Biliyordum başaracağını," dedi Tom.
— "Sen sabit durmasaydın yapamazdım," dedi Jerry.
— "Sen de cesur olmasaydın ben yetmezdim," dedi Tom.
Bahçeye geri döndüklerinde Elif sevinçten ellerini çırptı. Yel değirmenini kalbine bastırdı, sonra Tom ile Jerry’ye sımsıkı sarıldı. Tom biraz utandı, Jerry ise mutluluktan kulaklarını oynattı. O anda ikisi de içini sıcacık bir duygu kapladı. Kovalama oyunlarından çok daha büyük, çok daha değerli bir şey vardı. Birini sevindirmek.
— "Teşekkür ederim," dedi Elif.
— "Bir yel değirmeni için değer," dedi Jerry.
— "Sadece yel değirmeni değil," dedi Elif. — "Beni de mutlu ettiniz."
Tom yumuşak bir sesle konuştu. — "Bazen birbirimizi çok yoruyoruz ama sanırım birlikte iyi bir ekibiz."
Jerry başını salladı. — "Evet, kabul ediyorum. Sen bazen sakarsın ama kalbin güzel."
— "Sen de bazen çok yaramazsın ama çok cesursun," dedi Tom.
— "Bu iltifat sayılır mı?"
— "Kesinlikle sayılır," dedi Tom.
Elif kahkahasını tutamadı. — "Bence siz en güzel dostsunuz."
Güneş yavaş yavaş alçalmaya başladığında bahçenin üstü turuncu bir ışıkla doldu. Çınar ağacının gölgesi uzadı, serçeler yeniden dallara kondu. Piknik sona ererken Elif eşyalarını topladı, ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Tom ile Jerry de yan yana oturmuş, gökyüzündeki pamuk bulutlara bakıyordu.
— "Tom," dedi Jerry usulca.
— "Efendim?"
— "Bugün seni kovalamak istemedim."
— "Ben de seni yakalamak istemedim," dedi Tom.
— "Bu biraz tuhaf."
— "Belki de güzel bir tuhaflıktır," dedi Tom.
— "Yarın yine oyun oynar mıyız?"
— "Oynarız. Ama önce arkadaş oluruz, sonra oyun gelir," dedi Tom.
Jerry gülümsedi. — "Anlaştık."
O akşam evin penceresinden dışarı bakan biri olsaydı, aynı manzarayı görürdü. Yan yana oturmuş iki küçük dost. Biri kedi, biri fare. Bazen farklı, bazen inatçı, bazen komik. Ama kalplerinin bir köşesinde birbirleri için sıcacık bir yer taşıyan iki arkadaş. Çünkü gerçek dostluk, hep aynı olmak değildi. Bazen çok farklı olsan da yan yana gülebilmekti. Tom ile Jerry o gün bunu öğrendi. Ve o ev, o günden sonra sadece kahkahaların değil, dostluğun da evi oldu.
1 Yorum
tom ve jerrryyyyyy
Yorum Yazın