Denizci Sinbad Hikayesi

Pelin Kaya 08.12.2025 69 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 0 Yorum
Denizci Sinbad Hikayesi
Sesli Masal

Denize bakan herkes rüzgarı duyar ama kalbinde rüzgar taşıyanların maceraları farklı olur. Küçük bir sahil kasabasında yaşayan Sinbad da onlardan biriymiş; gözlerini ufka diker, dalgaların her gelişini bir davet gibi görürmüş. Gün boyu kayıkçıların sesleri, ağlardan damlayan su ve martıların çığlıkları arasında tek bir cümle döner dururmuş zihninde:
“Bir gün, bu mavi perde açıldığında, ben de ardındaki hikayeyi göreceğim.”

Babası, bir zamanlar uzun seferlere çıkmış bir denizciymiş. Ellerindeki yaralar bile eski rüzgarları anlatırmış. Annesi ise limanda yırtık ağları onarırken sabrın ne kadar güçlü bir şey olduğunu öğretirmiş. Sinbad bazen onların sessizliğinde bile tuz kokan bir hikâye duyarmış.

Bir gece rüzgarsız ve dinginmiş; gökyüzü, fener gibi parlayan yıldızlarla doluymuş. Sinbad, evlerinin damına çıkıp denize bakarken içinden bir dilek fısıldamış:

— Eğer kaderim denize yazıldıysa, bana nereye gideceğimi göster.

Tam o anda sanki gök cevap vermiş. Yıldızlardan biri kaymış, ışığı rüzgarı yararcasına süzülmüş ve Sinbad’ın önünde garip sembollerle dolu bir parşömen belirmiş. Üzerinde yol tarif eder gibi görünen şekilli adalar varmış. Kenarında da şu yazı okunuyormuş:

“Yol, yüreğine itaat edenlere görünür.”

Sabah vakti geldiğinde Sinbad soluğu limanda almış. Eski, mavi boyası dökülmüş bir geminin yanında sakalları tuzla beyazlamış yaşlı bir kaptan duruyormuş. Geminin adı Yorgun Serçe imiş.

— Kaptan, diye başlamış Sinbad. — Bir işaret aldım. Bu gemiye katılmak istiyorum.

Kaptan, parşömene bakmış, sonra yüzünde sert ama nazik bir ifade belirmiş:

— Deniz, sadece cesareti olanları seçer. Fakat denizin cesaret tanımı, senin bildiğinden farklıdır. Bu yol zorlu olacak. Eğer vazgeçmeyeceksen, gemiye hoş geldin.

Yorgun Serçe yola çıktığında ilk günler masal gibiymiş. Gökyüzü açık, rüzgar dostmuş. Fakat bir sabah deniz karanlık bir yüzünü göstermiş; bulutlar bir anda kalınlaşmış, gök gürlemiş, dalgalar gemiyi oyuncak gibi savurmaya başlamış.

Tayfalar panik içindeyken kaptan haykırmış:

— Fırtınayla kavga edilmez, dinlenir! Yerlerinize!

Sinbad, korkuyu iliklerine kadar hissetmiş. Ayakları titremiş, gözleri yanmış ama içinden bir ses ona acımasızca doğruları söylemiş:

“Kaçarsan hiçbir liman seni kabul etmez.”

Geminin yanı başında devasa bir siluet belirmiş. Görünümü bir adayı andıran, sırtı yosunlarla kaplı, kocaman bir deniz kaplumbağası yükselmiş. Sesini duymak bile yelkenleri titreten bir güç taşıyormuş:

— İnsan çocuğu, deniz sana ne anlatmalı?

Sinbad, rüzgara rağmen bağırmış:

— Korku benim içimde. Ama gitme isteği de. Hangisi doğru?

Kaplumbağa, dalga gibi konuşmuş:

— Cesaret, korkunun olmaması değil; korkuya rağmen ilerleyebilmektir. Kendi içindeki fırtınayı dindirmeden bu deniz sana yol vermez.

Kaplumbağa, dev gövdesini gemiyle rüzgar arasına koymuş. Dalgalar, sanki bir el tarafından geri itilmiş. Fırtınanın çığlığı zayıflamış. Gemi, nihayet derinliğin karanlığından sıyrılıp açık sulara kavuşmuş.

Kaptan, sessizce Sinbad’a bakmış:

— Deniz seni sınadı. Sen, kaçmak yerine nefes aldın. Bu yolculuk seni değiştirecek.

Günler sonra gemi tekrar Sinbad’ın doğduğu limana dönmüş. Ailesi, Sinbad’ın yüzündeki olgunluğu fark etmiş. Eskisi gibi denize yalnızca bakan çocuk değil; dalgalarla konuşmuş ve içindeki pusulayı keşfetmiş bir genç varmış karşılarında.

Sinbad, kasabadaki çocukları toplar, onlara yolculuğunu anlatırmış. Haritayı, fırtınayı, kaplumbağayı…
En sonunda da her masala aynı cümleyi ekler, gözleri parlayarak:

“Deniz büyüktür ama en büyük dalga içindedir. Korkarsan bile kalbinde saklı pusulayı dinlersen, hiçbir fırtına seni yolundan edemez.”

Zamanla, onun hikayesi rüzgarla taşınmış; kıyıdan kıyıya, çocuktan çocuğa ulaşmış. Dalgalar sadece kayaları değil, kalpleri de şekillendirmiş.

Ve masal, denizin söylediği şu gerçeği unutturmamış:
Yol, korkuyla değil, cesaretin kıvılcımıyla başlar.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın