Neşeli Balon Hikayesi
Mahallenin en renkli sokağında, küçük ama sevimli bir ev vardı. Bu evin pencerelerinde sardunyalar açar, kapısının önünde her sabah iki serçe zıplaya zıplaya dolaşırdı. O evde yaşayan Elif ise dünyadaki en meraklı çocuklardan biriydi. Elif, sıradan görünen şeylerin içinde bile bir sır saklı olduğuna inanırdı. Ona göre bir taş sadece taş değildi, belki de yorulmuş bir yıldız parçasıydı. Bir yaprak sadece yaprak değildi, rüzgârın yazdığı yeşil bir mektuptu. Bir balon ise asla yalnızca balon olamazdı.
Bir gün mahalle meydanına rengârenk bir panayır kuruldu. Panayırın girişine sarı, mavi, yeşil ve kırmızı bayraklar asılmıştı. Şeker kokusu havaya karışıyor, uzaktan dönme dolabın neşeli sesi duyuluyordu. Elif sabah kahvaltısını öyle bir heyecanla yaptı ki zeytinini neredeyse meyve suyu sanıp bardağa atacaktı.
Annesi gülerek ona baktı.
— "Bugün yerinde duramayacaksın galiba Elif."
— "Anne, panayırda mutlaka çok ilginç bir şey bulacağım. Belki konuşan bir oyuncak, belki de kendi kendine dönen bir top."
Babası çayını yudumlayıp göz kırptı.
— "Bence sen ilginç şeyi bulmazsın, ilginç şey seni bulur."
Elif bu cümleyi çok sevdi. Hemen ayakkabılarını giydi, saçlarını hızlıca topladı ve en yakın arkadaşı Mert ile buluşmak için dışarı çıktı.
Mert, sokağın başında onu bekliyordu. Üzerinde cepleri dolu bir yelek vardı. Mert her zaman hazırlıklı olurdu. Cebinden ip çıkar, düğme çıkar, misket çıkar, bazen nohut bile çıkardı.
— "Geç kaldın."
— "Sadece iki dakika."
— "Ben o iki dakikada üç şey düşündüm, bir simidi ikiye böldüm ve bir kediyle arkadaş oldum."
Elif kahkahayla güldü.
— "Bugün çok komiksin."
— "Hayır, bugün çok açım."
İkisi birlikte panayıra doğru yürüdü. Meydana vardıklarında gözleri kocaman açıldı. Bir yanda tahta atlı karınca dönüyor, bir yanda yüz boyama çadırında çocukların yanaklarına kelebekler çiziliyordu. Pamuk şekerci, uzun sopaların ucuna bulut gibi şekerler takmıştı. Bir köşede kuklacı şarkı söylüyor, bir başka köşede yüzünde kocaman bıyıkları olan bir amca sabun köpükleriyle gökyüzüne minik gökkuşakları salıyordu.
Elif ile Mert her yere baktılar ama Elif’in gözleri bir anda küçük, eski görünümlü bir tezgâha takıldı. Bu tezgâh diğerlerine hiç benzemiyordu. Üzerinde tahta bir tabela vardı. Tabelada eğri büğrü harflerle Balon Ustası yazıyordu. Tezgahta onlarca balon vardı ama içlerinden biri apayrı parlıyordu. Ne kırmızıydı ne pembe ne mavi. Sanki hepsiydi. Rengi değişiyor, güneşe göre ışıldıyor, bakana göre başka bir ton alıyordu.
Tezgâhın başında güler yüzlü, beyaz bıyıklı bir dede oturuyordu.
— "Bak Mert, şu balonu görüyor musun?"
— "Görüyorum da o balon bana da bakıyor gibi."
Elif usulca tezgâha yaklaştı.
— "Merhaba amca, şu ışıklı gibi görünen balon ne balonu?"
Dede gözlüğünü düzeltti, gülümsedi.
— "O sıradan bir balon değil yavrum. O, sihirli balon."
Mert hemen yanaştı.
— "Gerçekten mi, yoksa panayır reklamı mı?"
Dede kahkaha attı.
— "İkisi biraz karışık olabilir. Ama şunu söyleyeyim, bu balon çocukların kalbinde ne varsa onu büyütür."
Elif merakla eğildi.
— "Nasıl yani?"
— "Sevinci varsa çoğaltır. Cesareti varsa parlatır. Paylaşma isteği varsa etrafa saçar. Ama en çok da umutla parlar."
Elif balona bakınca içinin ısındığını hissetti. Sanki balon ona hafifçe göz kırpmıştı. Dede ipini Elif’e uzattı.
— "Bu balon seni seçti."
— "Beni mi seçti?"
— "Evet. Bazı balonlar rüzgârı sever, bazıları tavanı. Bu balon ise neşeli kalpleri sever."
Elif heyecandan ne diyeceğini şaşırdı.
— "Ama benim param çok az."
Dede elini salladı.
— "Bunun bedeli para değil. Bunun bedeli iyi bir kalp ve güzel bir macera sözü."
Elif’in yüzü aydınlandı.
— "Söz veriyorum."
Böylece sihirli balon artık Elif’in oldu. İpi yumuşacıktı, balon ise göğe çıkmak ister gibi hafifçe çekiyordu. Elif ile Mert panayırdan çıkıp mahallenin parkına doğru yürürken balon birden pırıl pırıl parladı.
— "Mert, gördün mü?"
— "Gördüm. Ya güneş vurdu ya da başımıza çok tatlı bir tuhaflık geliyor."
Tam o sırada parkta tek başına oturan Zeynep’i gördüler. Zeynep normalde çok neşeli bir çocuktu ama bugün başı önde, elleri dizlerinde sessizce oturuyordu.
Elif yanına koştu.
— "Zeynep, ne oldu?"
Zeynep iç çekti.
— "Resim yarışmasına katılacaktım ama boyalarımı evde unutmuşum. Şimdi geri gitsem süre yetişmez."
Elif üzgün üzgün sihirli balona baktı. Balon hafifçe sallandı ve içinden minik altın renkli parıltılar çıktı. Parıltılar yere konunca bir kutu oluştu. Kutunun içinde rengârenk pastel boyalar vardı.
Üç çocuk şaşkınlıkla birbirine baktı.
— "Bu... bu nasıl oldu?" dedi Zeynep.
— "Sanırım balon bir şeyler yapıyor." dedi Elif.
Mert kollarını bağladı.
— "Ben artık hayatı sorgulamayı bıraktım. Boyaları al, yarışmaya koş."
Zeynep’in gözleri sevinçle doldu.
— "Gerçekten kullanabilir miyim?"
— "Tabii ki."
— "Teşekkür ederim! Hem de çok teşekkür ederim!"
Zeynep koşarak yarışma alanına gitti. O gider gitmez balon bu kez daha sıcak bir ışık yaydı. Elif, kalbinin hafiflediğini hissetti.
— "Balon, yardım edince parlıyor galiba."
— "Yani iyi kalp dedikleri şeyin pil gücü bu olabilir." dedi Mert.
İkisi kahkaha atarak yürümeye devam etti. Biraz sonra mahalle bakkalının önünde yaşlı Hasan Dede’yi gördüler. Hasan Dede elindeki filelerle zor yürüyordu. Elif hemen yanına gitti.
— "Hasan Dede, yardım edelim mi?"
— "Evladım çok sevinirim. Bugün patatesler sanki taş olmuş."
Mert filelerden birini aldı, Elif diğerini taşıdı. Sihirli balon onların üstünde yüzer gibi ilerliyordu. Hasan Dede’nin evine geldiklerinde dede kapıyı açtı, içeri davet etti ve minik bir tabakta tarçınlı kurabiye getirdi.
— "Siz var ya, günümü güzelleştirdiniz."
Elif kurabiyeden bir ısırık aldı. Taptazeydi. O sırada balon bir kez daha parladı ve tavanda minik yıldız şekilli ışıklar dönmeye başladı. Hasan Dede hayranlıkla yukarı baktı.
— "Benim gençliğimde böyle balonlar yoktu. Olsaydı ben kesin müzisyen olurdum."
— "Balonla ne ilgisi var?" diye sordu Mert.
— "İnsan böyle şeyleri görünce içinde şarkılar beliriyor."
Gerçekten de o an evin içi neşeli bir havayla doldu. Hasan Dede eski bir türkü mırıldandı. Elif ile Mert de ona eşlik etti. Kurabiye kokusu, gülüşmeler ve tavanda dönen yıldızlar bir araya gelince, o küçücük ev sanki kocaman bir şenlik salonuna dönüştü.
Akşamüstü olduğunda Elif balonu alıp eve döndü. Annesi onu kapıda karşıladı.
— "Bugün yüzün güneş gibi parlıyor."
— "Anne, sana anlatacaklarım o kadar çok ki hangisinden başlayacağımı bilmiyorum."
Babası da salondan seslendi.
— "O zaman en şaşırtıcı yerinden başla."
Elif oturdu, bütün gün olanları anlattı. Annesi dikkatle dinledi, babası bazen gülümseyip bazen hayretle kaşlarını kaldırdı. Balon ise salonda usulca süzülüyor, sanki anlatılanları o da dinliyordu.
Gece yatmadan önce Elif balonu yatağının yanına bağladı.
— "Sihirli balon, bugün çok güzeldi. Yarın da birlikte bir şeyler yapar mıyız?"
Balon hafifçe sallandı. Elif bunu bir evet saydı ve gülümseyerek uykuya daldı.
Ertesi sabah mahallede bir telaş vardı. O gün okulun bahar şenliği yapılacaktı. Herkes bir şey hazırlıyordu. Kimi kurdele asıyor, kimi masa taşıyor, kimi şarkı provası yapıyordu. Ama okulun müdürü Nalan Hanım biraz endişeliydi. Sahnede kullanılacak süslerin bir kısmı yağmurda ıslanmış, afişler sarkmış, çocukların morali biraz bozulmuştu.
Elif sihirli balonuyla okula gidince tüm arkadaşları etrafına toplandı.
— "Bu balon neden parlıyor?"
— "İçinde yıldız mı var?"
— "Dokunabilir miyim?"
Elif gülerek herkese anlattı ama biraz da çekiniyordu. Çünkü sihirli şeylerin gösteriş için değil, iyilik için çalıştığını hissetmişti.
O sırada sınıfın en sessiz çocuklarından biri olan Kerem, köşede durmuş sahneye bakıyordu. Şenlikte şiir okuyacaktı ama yüzü çok gergindi. Elif yanına gitti.
— "Kerem, iyi misin?"
— "Şiiri ezberledim ama kalabalığın önüne çıkınca sesim titriyor."
— "İstersen birlikte prova yapalım."
— "Ya unutursam?"
— "Unutsan da dünyanın sonu değil. En fazla bir kelime uçar gider, biz de tutup geri getiririz."
Kerem gülümsemeye çalıştı ama yine de heyecanlıydı. Elif sihirli balona baktı. Balon yavaşça Kerem’in üzerine ışık saçtı. Bu ışık parlak değil, daha çok sıcak bir battaniye gibi huzurluydu. Kerem derin bir nefes aldı.
— "Birden içim rahatladı."
— "Hadi bakalım, ilk dinleyicin benim."
Kerem şiiri okumaya başladı. Önce sesi titredi, sonra düzeldi, sonra iyice güçlendi. Son dizeye geldiğinde neredeyse şarkı söyler gibi akıcıydı.
— "Ben bunu gerçekten okuyabileceğim galiba."
— "Kesinlikle okuyacaksın."
Şenlik başladığında okul bahçesi cıvıl cıvıldı. Veliler gelmiş, sandalyeler dolmuştu. Bahçede limonata masası, kitap köşesi, oyun alanı kurulmuştu. Ama en güzel şey çocukların yüzlerindeki heyecandı. Sıra Kerem’e geldiğinde herkes sessizleşti. Kerem sahneye çıktı, bir an durdu, sonra Elif’e baktı. Elif başparmağını kaldırdı. Sihirli balon da tam o anda yumuşacık bir ışıkla parladı.
Kerem şiiri öyle güzel okudu ki sonunda bahçe alkıştan çınladı. Kerem sahneden iner inmez gözleri parlıyordu.
— "Yaptım!"
— "Tabii ki yaptın!"
Ardından Zeynep resim yarışmasının sonucunu gösterdi. Kocaman bir gökkuşağı, uçan kuşlar ve el ele tutuşmuş çocuklar çizmişti. Resmin sağ üst köşesinde küçücük ama çok parlak bir balon da vardı. Birincilik kazanmıştı.
— "Bu resme bakınca herkes mutlu olsun istedim."
— "Olmuş da." dedi Mert.
Gün boyunca sihirli balon kimi zaman bir masaya renkli kurdele bıraktı, kimi zaman düşen bir oyuncağı tam çocuk ağlayacakken hafifçe yukarı kaldırıp sahibine ulaştırdı, kimi zaman da sadece parlayıp herkese neşe verdi. Ama en büyük sihri, insanları birbirine yaklaştırmasıydı. Çocuklar daha çok paylaşıyor, öğretmenler daha çok gülümsüyor, büyükler daha dikkatli dinliyordu.
Akşamüstü şenlik sona erdiğinde gökyüzü turuncuya dönmüştü. Elif okul bahçesinin köşesinde sihirli balonla yalnız kaldı. Balon o gün hiç olmadığı kadar parlaktı. Sonra yavaşça alçaldı ve Elif’in tam karşısında durdu. İpi gevşedi. Sanki bir şey söylemek istiyordu.
Elif fısıldadı.
— "Gidiyor musun?"
Balon usulca sallandı.
Elif’in gözleri doldu ama yüzünde yine de küçük bir gülümseme vardı.
— "Seni çok sevdim."
Balon bir kez daha parladı. İçinden minik ışıklar çıktı. Bu ışıklar havada dönüp küçük şekillere dönüştü. Bir kurabiye, bir boya kutusu, bir şiir kâğıdı, bir yıldız, bir gülümseme... Sonra ışıklar birleşip Elif’in kalbine doğru süzüldü. O anda Elif bir şey anladı. Balonun gerçek sihri kendi içinde değildi. İnsanların içindeki güzelliği ortaya çıkarıyordu. Asıl büyü, paylaşmakta, yardım etmekte, cesaret vermekteydi.
Mert yanına geldi.
— "Ben biraz duygusallaştım galiba."
— "Ben de."
— "Ama ağlamıyorum."
— "Ben de ağlamıyorum."
İkisi de burunlarını çekince kendileri bile gülmeye başladı.
Balon yavaşça yükseldi. Göğe doğru çıkarken rengi mavi oldu, sonra pembe, sonra altın sarısı. En sonunda akşam güneşinin içinde minicik bir ışık noktasına dönüştü.
Elif elini salladı.
— "Güle güle sihirli balon."
Tam kaybolacağı sırada gökyüzünden hafif bir pırıltı düştü. Elif avcunu açtı. Avucuna minicik, renkli bir balon resmi çizilmiş bir kart indi. Kartın üstünde sadece bir cümle vardı.
— "Neşe paylaşıldıkça büyür."
Elif kartı kalbinin üstüne koydu. O günden sonra sihirli balonu bir daha görmedi. Ama ne zaman biri üzülse, Elif yardım etmeye koştu. Ne zaman biri korksa, onu cesaretlendirdi. Ne zaman biri yalnız kalsa, yanına oturdu. Ve her böyle yaptığında, sanki görünmez bir balon yanında ışıldıyormuş gibi içi ısındı.
Mahallede zamanla tatlı bir söylenti yayıldı. Kimi çocuklar parkta gökyüzünde renk değiştiren bir balon gördüğünü söyledi. Kimi panayır yolunda bir ışık süzüldüğünü anlattı. Hasan Dede ise her kurabiye yaptığında pencerede küçük bir parıltı gördüğünü iddia etti.
Ama Elif gerçeği biliyordu. Sihirli balon bazen gökte görünse de asıl yeri insanların kalbiydi.
Bir akşam, ailece balkonda otururlarken babası ona baktı.
— "Bugün seni izledim. Yeni taşınan komşu çocuğa tüm oyuncaklarını gösterdin, sonra da onu oyununa kattın."
— "Çünkü biraz çekiniyordu."
Annesi gülümseyip saçını okşadı.
— "Senin kalbinde çok güzel bir ışık var Elif."
Elif gökyüzüne baktı. Uzakta küçücük, renkli bir nokta parladı sanki.
— "Belki de hepimizin kalbinde vardır."
Babası başını salladı.
— "Doğru. Bazıları sadece onu hatırlatacak bir balon bekler."
Elif o gece yatağına yattığında pencereyi biraz aralık bıraktı. Belki rüzgâr bir haber getirir diye. Gözlerini kapatırken yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı.
Ve dışarıda, yıldızlarla dolu gökyüzünün altında, görünmez bir yerlerde çok neşeli bir balon hafif hafif dans ediyordu. Sanki her çocuğa tek tek uğrayacak, küçük kalplere cesaret, sevinç ve umut bırakacaktı. Çünkü sihirli balonun işi hiç bitmezdi. Bir yerde biri gülümsemeyi unuttuğunda, o mutlaka yolunu bulurdu.
Belki yarın bir parkta
Belki bir okul bahçesinde
Belki de tam senin pencerenin önünde...
Ve onu gören her çocuk, içinden aynı şeyi hissederdi: Dünyada iyilik oldukça, sihir asla kaybolmazdı.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın