Ramazan'da Sahur Hikayesi
Ramazan’ın ilk haftasıydı. Dışarıda gece, sanki kadife bir örtü gibi mahalleyi sessizce sarıyordu. Sokak lambaları sarı sarı yanıyor, uzaklarda bir kedinin patileri taşlara tık tık vuruyordu. Evlerin pencerelerinde tek tük ışıklar vardı; çünkü Ramazan gecelerinde bazı evler uyumaz, sahura kadar kalpleri uyanık olurdu.
On yaşındaki Emir, yatağında bir sağa bir sola dönüp duruyordu. Normalde horul horul uyurdu ama bu gece içi kıpır kıpırdı. Sahura kalkmak… büyüklerin yaptığı o “gizli gece işi” gibi geliyordu ona. Hem de annesi “İstersen sen de kalkabilirsin, ama uykun önemli,” demişti. Emir bunu bir tür davet gibi algılamıştı: “Gel, bu gece dünyaya başka bir pencereden bak.”
Birden kapının arkasından fısıltılar duyuldu. Mutfaktan tencere kapağı tıkırtısı, çatal bıçak şıngırtısı… Emir’in gözleri açıldı. Kalbi, sanki küçük bir davulcu çocuk koşuyormuş gibi hızlandı. Sessizce yataktan kalktı, çoraplarını giydi, kapıyı araladı. Koridorun serinliğinde usulca yürüdü.
Mutfakta ışık yanıyordu. Annesi Zeynep, masaya tabaklar diziyordu. Babası Murat, ekmeği dilimliyordu. Küçük kız kardeşi Elif ise sandalyenin üstünde diz çökmüş, gözleri yarı kapalı bir halde uykuyla savaş veriyordu. Masada peynir, zeytin, bal, yumurta, domates, sıcak ekmek… Her şey bir sahur masasına yakışır şekilde dizilmişti.
Emir kapıda yakalanmış gibi durdu.
—"Emir? Sen uyumuyor muydun?" dedi annesi, yüzünde şaşkın ama sıcak bir gülümsemeyle.
Emir, sanki suçüstü yakalanmış gibi hafifçe omuzlarını silkti.
—"Uyuyamadım… Sahuru merak ettim."
Babası Murat gülerek ekmeği tabağa koydu.
—"Merak iyidir. Sahur biraz da merakla güzelleşir."
Elif, gözlerini açmaya çalışıp Emir’e baktı.
—"Abi… gece mi oldu şimdi? Ben rüya görüyordum… bir simit kovalıyordu beni."
Emir kıkırdadı.
—"Demek rüyanda bile açsın."
Elif dudaklarını büzdü.
—"Hayır! Simit beni kovalıyordu. Ben de onu yakalayacaktım."
Annesi Zeynep, Elif’in saçlarını okşadı.
—"Hadi bakalım, rüyadaki simidi masaya çağırdık zaten."
Masaya oturdular. Emir sandalyesine kurulurken, mutfakta tuhaf ama güzel bir his vardı: Herkes uykulu ama bir o kadar da neşeli. Dışarıda dünya sessizdi ama bu evin içinde küçük bir hayat şenliği vardı.
Babası bir sürahi suyu masaya koydu, Emir’e baktı.
—"Oruç tutmayı düşünüyor musun?"
Emir bir an duraksadı. Oruç ona hem büyük bir görev gibi geliyor, hem de biraz göz korkutucu duruyordu.
—"Tam gün tutabilir miyim bilmiyorum. Ama denemek istiyorum."
Annesi hemen araya girdi, sesi yumuşaktı.
—"Denemek yeterli. İstersen yarım gün tutarsın, ya da bazı günler… Ramazan, kalbi eğiten bir ay. Kalbin yaşı olmaz."
Emir bu sözleri duyunca içi ısındı. “Kalbin yaşı olmaz” cümlesi sanki bir oyuncak gibi aklında dönmeye başladı.
Elif, tabağındaki zeytinleri tek tek sayıyordu.
—"Ben de oruç tutacağım!"
Emir kaşlarını kaldırdı.
—"Sen daha küçüksün."
Elif hemen itiraz etti.
—"Ben küçük değilim! Ben ‘kocamanım’."
Babası Murat gülümseyerek Elif’in önüne bir bardak süt koydu.
—"Senin orucun süt orucu olsun. Sahurda süt içeceksin, iftarda da hurma yiyeceksin. Tamam mı?"
Elif gözlerini parlatıp başını salladı.
—"Tamam! Ben ‘sütlü kahraman’ olacağım."
Emir güldü. Bu evde kahraman olmak bazen süt içmek kadar basit olabiliyordu.
Tam o sırada, camın dışından bir “tık” sesi geldi. Emir irkildi. Balkondan mı geldi? Pencereden mi? Herkes bir an sustu. Sonra yine “tık tık”.
Emir fısıldadı:
—"Birisi mi var?"
Babası ayağa kalktı, perdeyi araladı. Dışarıda, apartmanın bahçesine bakan pencerede küçük bir gölge vardı. Babası dikkatle bakınca gülümsedi.
—"Korkma. Bizim mahalle kedisi Tarçın."
Emir rahatladı ama merakı arttı.
—"Tarçın sahura mı kalkmış?"
Annesi gülerek bir parça peynir aldı.
—"Bazıları sahura kalkar, bazıları da sahurdan pay ister."
Emir pencereyi azıcık açtı. Soğuk hava içeri doldu. Tarçın, turuncuya çalan tüyleriyle pencerenin önünde miyavladı, sanki konuşuyordu.
—"Miyav!" dedi Tarçın.
Elif heyecanla fısıldadı:
—"Bence ‘Ben de varım!’ diyor."
Emir peyniri uzattı. Tarçın burnunu kıpırdatıp peyniri aldı. Sonra yine miyavladı.
—"Miyav!"
Emir gülümsedi.
—"Teşekkür ediyor galiba."
Babası Murat, Emir’in omzuna dokundu.
—"Paylaşmak Ramazan’ın en güzel tarafı. Sadece insanlarla değil; bazen bir kediyle bile."
Emir o anda, Ramazan’ın “aç kalmak”tan çok daha büyük bir şey olduğunu hissetti. Aç kalmak, sadece kapıyı çalan bir şeydi; içeride ise paylaşmak, sabır, düşünmek, iyilik gibi kocaman odalar vardı.
Masaya geri döndüklerinde annesi yumurtaları servis etti. Emir iştahla bir lokma aldı ama sonra bir an durdu. İçinde küçük bir endişe kıpırdadı: “Ya dayanamazsam?” Oruç, ona bir dağ gibi görünmüştü.
Annesi sanki onun içini okumuş gibi konuştu.
—"Emir, açlık bazen sadece mideyle ilgili değildir. Bazen insanın aklı da aç kalır; iyi sözlere, güzel davranışlara. Ramazan, aklı ve kalbi de doyurur."
Emir gözlerini annesine dikti.
—"Peki ya sinirlenirsem? Okulda acıkınca huysuz oluyorum."
Babası kahkaha atmadı; ciddi ama şefkatli bir yüzle cevap verdi.
—"İşte o anlar en değerli anlar. Oruç, sadece yemek yememek değil. Dilini tutmak, kalbini yumuşatmak, kızgınlığı küçültmek."
Elif araya girip bir dilim ekmeği havaya kaldırdı.
—"Ben kızınca… süt içeceğim."
Emir gülerek Elif’in alnına hafifçe dokundu.
—"Senin çözümler basit."
Elif gururla başını salladı.
—"Çünkü ben ‘sütlü kahraman’ım."
Sahur ilerledikçe evin içindeki sessizlik tatlı bir şeye dönüştü. Çatal sesleri, fısıldaşmalar, arada bir gülen gözler… Dışarıda karanlık hâlâ duruyordu ama mutfakta bir sıcaklık vardı. Emir, bu sıcaklığın sadece sobadan değil, aile olmanın kendisinden geldiğini hissetti.
Derken uzaklardan ince bir davul sesi duyuldu. “Düm… tek… düm…” Mahalle davulcusu geçiyordu. Emir’in tüyleri diken diken oldu. Bu ses, sanki Ramazan’ın kalp atışı gibiydi.
Emir heyecanla sordu:
—"Davulcu her gece geliyor mu?"
Babası başını salladı.
—"Evet. Bazen herkes uyanık olur, bazen kimse duymaz. Ama o yine de çalar. Çünkü bu bir gelenek. Bir nevi ‘uyanın’ demek değil, ‘birlikteyiz’ demek."
Emir bu cümleyi çok sevdi. “Birlikteyiz.” Sanki koca mahalle aynı saatte aynı gökyüzünün altında nefes alıyordu.
Annesi saati kontrol etti. Sonra sesi biraz daha ciddileşti, ama içinde tatlı bir huzur vardı.
—"Az kaldı. Son suyu da için."
Elif bardağını iki eliyle tutup içti. Sonra dudaklarını silip Emir’e baktı.
—"Abi, oruç tutunca süper güç geliyor mu?"
Emir gözlerini devirdi.
—"Ne süper gücü?"
Elif gözlerini kısarak bir sır veriyormuş gibi konuştu.
—"Mesela… sabır gücü."
Babası Murat gülümsedi.
—"Aslında evet. Sabır da bir süper güç. Kimse pelerin takmaz ama sabırlı insanın kalbi daha güçlü olur."
Emir içinden “Ben sabırlı olabilir miyim?” diye geçirdi. Okulda bazen bir şeyler ters gidince hemen söylenirdi. Kardeşi odasına girince sinirlenirdi. Arkadaşları onu oyunda yenerse surat asardı. O an, sanki kendi içindeki küçük canavarları gördü: Huysuzluk Canavarı, Sabırsızlık Canavarı, Şikâyet Canavarı… Hepsi küçücük ama çok konuşkan canavarlardı.
Emir bir an nefes aldı. Sonra kendine söz verir gibi konuştu.
—"Ben bugün… daha az şikâyet edeceğim."
Annesinin gözleri parladı.
—"Bu çok güzel bir niyet."
Elif hemen atladı.
—"Ben de bugün… Tarçın’a kızmayacağım. Dün ayakkabımı kokladı."
Emir güldü.
—"Ayakkabı koklamak suç mu?"
Elif ciddi bir yüzle:
—"Benim ayakkabım özel."
Babası gülerek başını salladı.
—"Herkesin Ramazan hedefi farklı."
Sonra ezan vakti yaklaştı. Evin içinde bir an sessizlik oldu. Sanki bütün sesler saygıyla geri çekildi. Dışarıdan, uzak bir camiden ezanın ilk sözleri duyuldu. Emir’in kalbi garip bir şekilde yumuşadı. Bu ses ona yalnız olmadığını, binlerce insanın aynı anda aynı niyetle durduğunu hatırlattı.
Annesi dua etti, babası da içinden bir şeyler mırıldandı. Elif ellerini açtı, ama gözleri kapanacak gibiydi.
Ezan bitince annesi masayı toplamak için ayağa kalktı.
—"Hadi, şimdi biraz dinlenelim."
Emir birden hüzünle karışık bir duygu hissetti. Sahur bitiyordu. Bu güzel an, bir rüya gibi dağılacak mıydı?
Emir usulca söyledi:
—"Keşke sahur daha uzun sürse."
Babası onun başını okşadı.
—"Sürer. Her Ramazan gecesi, içinde saklı bir uzunluk taşır. Bir de… bu anı hatırlarsan, gün boyu seni taşır."
Emir başını salladı. Yatağına doğru giderken koridorda bir an durdu. Pencereye baktı. Tarçın hâlâ oradaydı, kıvrılmış uyuyordu. Mahalle davulcusunun sesi uzaklaşmıştı. Gökyüzü hâlâ karanlıktı ama sanki ufukta ince bir aydınlık çizgisi belirmişti.
Emir, içinden küçük bir cümle söyledi: “Bugün sabır gücümü deneyeceğim.”
Odasına girdi, yatağına uzandı. Gözleri kapanırken sahur masasının sıcaklığını, annesinin sözlerini, babasının gülüşünü, Elif’in “sütlü kahraman” ilanını düşündü. Ve en çok da şu his kaldı içinde: Ramazan, sadece açlık değil; kalbin dolmasıydı.
Uykuya dalmadan önce, Elif’in sesi koridordan geldi:
—"Abi! Eğer acıkırsan… rüyanda simit kovalayabilirsin!"
Emir gülerek gözlerini kapattı.
—"Tamam… ama ben simidi yakalayacağım."
Ve gece, sahurun tatlı hatırasını yastığa saklayarak sessizce devam etti.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın