Hayalet Casper Hikayesi

Pelin Kaya 28.12.2025 82 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 0 Yorum
Hayalet Casper Hikayesi
Sesli Masal

Kasabanın tepesindeki eski malikâne, geceleri uzaktan bakınca kocaman bir gölge gibi görünürdü. Pencereleri rüzgârla hafifçe inler, çatıdaki kiremitler “tık tık” diye konuşur, duvarlardaki sarmaşıklar ay ışığında ince uzun parmaklara benzerdi. Çocuklar gündüzleri bile oraya yaklaşmaya çekinirdi. Ama o malikânenin içinde, korkunç bir sır değil; aksine, yumuşacık kalbiyle kocaman bir sır yaşayan biri vardı: Sevimli Hayalet Casper.

O gece Casper, kırık bir şamdanın üstüne oturmuş, dışarıdaki sokağı izliyordu. Uzakta, küçük evlerin ışıkları birer birer sönüyor, kasaba uykuya dalıyordu. Casper içini çekti.

“Keşke biriyle gerçekten konuşabilsem…” diye mırıldandı.

Tam o sırada arkasından kıkırdamalar yükseldi. Üç yaramaz hayalet, tavan arasından aşağı süzülerek geldi: Stretch, Stinkie ve Fatso. Üçü de her zamanki gibi kendilerini çok komik sanan bir havadaydı.

“Aaa, bakın kim burada! Duygusal bulutumuz Casper!” diye dalga geçti Stretch.

“Bence ay ışığına şiir yazacak şimdi!” dedi Stinkie, burnunu çekip gülerek.

Fatso ise sanki görünmez bir sofradan yemek alıyormuş gibi ağzını şapırdattı.

“Şiir mi? Ben şiiri yerim!” dedi ve kahkahayı bastı.

Casper, onların şakasına kızmak yerine, yüzünde hafif bir gülümsemeyle döndü.

“Siz yine kimi korkutmaya gidiyorsunuz?” diye sordu.

Stretch gözlerini kısarak kapıya doğru işaret etti.

“Kasabaya yeni biri taşınmış. Hem de… çocuk!”

Stinkie kıkırdadı.

“Korku çığlığı koleksiyonumuza taze bir tane daha ekleyeceğiz!”

Fatso ellerini ovuşturdu.

“Ben de ‘korkudan düşen kurabiyeleri’ toplayacağım.”

Casper’ın gülümsemesi silindi. Yeni bir çocuk… demek yine biri ürkecek, ağlayacak, belki de bir daha gece uyuyamayacaktı. Casper, bunu düşününce içi cız etti.

“Bunu yapmasanız olmaz mı?” dedi yavaşça.

Stretch alaycı bir kahkaha attı.

“Olmaz! Biz hayaletiz, Casper. İşimiz bu.”

“Ama… ben korkutmak istemiyorum.” Casper’ın sesi yumuşaktı, ama içinde büyüyen bir kararlılık vardı.

Stinkie omuz silkti.

“O zaman sen evde kal, biz eğlenmeye gidiyoruz.”

Üçlü, duvardan kayar gibi geçip dışarı süzüldü. Malikânenin salonu bir an sessizleşti. Casper, yalnız kaldığında, sessizliğin bile kendisine baktığını hissederdi.

Tam o sırada pencerenin önünde bir ışık belirdi; sanki ayın içinden bir kıvılcım kopmuş da odaya düşmüştü. Işık yavaşça bir şekle dönüştü: Wendy. İyi Kalpli Küçük Cadı Wendy, gülümseyerek Casper’a el salladı.

“Merhaba, Casper!” dedi neşeyle.

Casper’ın yüzü aydınlandı.

“Wendy! Tam da… bir şeyler oluyor.”

Wendy pencerenin pervazına konup ayaklarını salladı.

“Biliyorum. Üç yaramaz, yeni taşınan çocuğa doğru uçtu. Senin kalbin şimdi ‘pıt pıt’ diye bağırıyordur.”

Casper şaşırdı.

“Cadılar kalp sesini de mi duyar?”

“Ben duyarım.” Wendy göz kırptı. “Çünkü iyi kalpler, uzaktan bile parıldar.”

Casper derin bir nefes aldı.

“Onları durdurmak istiyorum. Ama… nasıl?”

Wendy düşünceli bir şekilde çenesini tuttu.

“Korkuyu kovalamak kolaydır. Cesareti seçmek zordur. Ama sen zaten cesursun, Casper.”

“Ben mi? Ben sadece… kimsenin üzülmesini istemiyorum.”

“İşte cesaret tam da bu.” Wendy gülümsedi. “Hadi, birlikte gidelim.”

İkisi, malikânenin penceresinden dışarı süzüldü. Rüzgâr, sarmaşıkları hafifçe sallarken kasabanın üzerine ay ışığı seriliyordu. Yeni taşınan çocuğun evi, kasabanın kenarında küçük bir bahçenin içindeydi. Penceresinde zayıf bir gece lambası yanıyor, perdenin arkasında gölgeler titreşiyordu.

İçeride, yatakta oturan bir çocuk vardı: Eli. Battaniyesini çenesine kadar çekmiş, bir yandan etrafına bakıyor, bir yandan da dudaklarını ısırıyordu. Odanın duvarına asılı bir harita ve küçük bir teleskop, onun meraklı biri olduğunu anlatıyordu.

Tam o anda, Stretch perdenin arkasından “vuuuu” diye uzayıp çıktı. Stinkie komodinin üzerine konup korkunç bir surat yaptı. Fatso ise tavanda dönerek “Boooo!” diye bağırdı.

“Aaaaa!” Eli çığlık atmak yerine sesi boğazında kaldı. Gözleri doldu, ama bağırmadı. Sadece titredi.

Stretch kahkaha attı.

“Aferin bana! Bakın nasıl da dondu!”

Stinkie burnunu çekti.

“Korku kokusu aldım. Mis gibi!”

Fatso göbeğini tutup güldü.

“Ben de korku kurabiyesi arıyorum!”

Casper, daha fazla dayanamadı. Pencerenin içinden usulca süzüldü ve kendini Eli’nin görüş alanına getirdi. Wendy de arkasında, yumuşacık bir ışık gibi durdu.

“Durun!” Casper’ın sesi yüksek değildi, ama odadaki bütün şakacı havayı bir anda dondurdu. “Yeter!”

Stretch, Casper’ı görünce gözlerini devirdi.

“Aaa, iyilik meleği geldi!”

“Yanında cadı da var!” Stinkie tısladı.

Wendy ellerini beline koydu.

“Ben cadıyım ama… kötü olan sizsiniz.”

Fatso kafasını kaşıdı.

“Ben kötü müyüm? Ben sadece acıkıyorum.”

Casper Eli’ye döndü. Eli’nin gözleri, korku ile şaşkınlık arasında gidip geliyordu.

“Merhaba… ben Casper.” Casper yavaşça yaklaştı. “Seni korkutmak istemedim.”

Eli’nin sesi titredi ama çıkmayı başardı.

“Sen… hayalet misin?”

“Evet.” Casper başını salladı. “Ama sevimli olanından.”

Wendy öne çıkıp gülümsedi.

“Ben de Wendy. Ben iyi kalpli bir cadıyım.”

Eli gözlerini kısarak ikisine baktı. Sonra, sanki içinde bir düğüm çözülür gibi konuştu.

“Ben zaten… yeni bir yerdeyim. Her şey yabancı. Gece olunca… sesler daha da büyüyor.”

Casper’ın içi burkuldu. Eli’nin korkusu, üçlünün yaptığı şakadan değil; yalnızlıktan doğuyordu.

“Ben de yalnızlığı bilirim.” Casper fısıldadı. “İstersen… bu gece sana eşlik edebilirim.”

Stretch araya girdi.

“Ohooo! Hayalet dadı!”

Wendy, parmağını şıklattı. Odanın içinde minik, parıltılı bir rüzgâr dolaştı. Stretch, Stinkie ve Fatso bir anda havada dönüp birbirine dolandı; sanki görünmez bir ip onları karıştırmıştı.

“Hey! Bırak!” Stretch söylenirken,

“Burnum nereye gitti?” diye bağırdı Stinkie.

Fatso ise dönerek kahkaha atmaya çalıştı ama midesi bulanmış gibiydi.

“Ben… ben… sanırım az önce korktum!” dedi.

Casper, Wendy’ye minnetle baktı.

“Teşekkür ederim.”

Wendy fısıldadı.

“Şimdi, asıl iş sende. Korkuyu değil, güveni büyüt.”

Casper, Eli’nin yatağının kenarına yaklaştı. Hayalet olduğu için yatağa basamıyordu ama sanki havada oturur gibi durdu. Eli, battaniyeyi biraz indirdi.

“Hayaletlerden korkmam gerektiğini sanıyordum.” dedi.

“Bazıları korkutmayı sever.” Casper başını eğdi. “Ama bazıları… arkadaş olmayı.”

Eli’nin gözleri parladı.

“Arkadaş…”

Casper, odadaki teleskopa baktı.

“O ne?”

“Teleskop.” Eli’nin sesi biraz daha güçlendi. “Yıldızlara bakıyorum. Yeni yerimde… yıldızlar bile farklı görünüyor gibi.”

Casper gülümsedi.

“Yıldızlar her yerde aynı… ama onları izleyen kişi değişince, his de değişiyor.”

Wendy, pencereden dışarı bakıp ekledi:

“Korku da öyle. İçindeki hikâyeye göre büyür ya da küçülür.”

Eli yutkundu.

“Ben… babamla birlikte taşındım. Annem…” Bir an durdu. Gözleri doldu. “Annem artık yok. O yüzden geceler daha uzun.”

Casper’ın kalbi, hayalet kalbi bile olsa, sanki ağırlaştı. Wendy’nin yüzü de yumuşadı; o da bir şeylerin ağırlığını hissediyordu.

Casper, Eli’ye daha dikkatle baktı.

“Üzgünüm.” dedi. “Ben de… bazı şeyleri kaybetmenin nasıl bir his olduğunu bilirim. Ama şunu öğrendim: Birini özlemek, sevdiğinin kanıtıdır. Bu acı… sevginin izidir.”

Eli’nin gözünden bir damla yaş aktı.

“O zaman ben onu çok sevmişim.”

“Kesinlikle.” Casper’ın sesi sıcaktı. “Ve o sevgi… seni yalnız bırakmaz.”

O sırada, Wendy sessizce elini kaldırdı. Parmaklarının ucundan minik ışıklar çıktı ve odanın tavanında yumuşak bir görüntü oluşturdu: gökyüzü gibi, ama daha yakın. Minik yıldızlar, kocaman bir battaniye gibi tavanı kapladı.

“Buna ‘cesaret tavanı’ diyelim.” Wendy gülerek.

Eli, ağlamayı bıraktı. Gözleri kocaman açıldı.

“Vay canına…”

Casper, Eli’nin teleskobunu aldı (hayalet elleriyle hafifçe, düşürmeden) ve pencereye doğru çevirdi.

“Bak.” dedi. “Şu en parlak yıldız… bazen ‘yalnız’ görünür. Ama aslında yanında bir sürü yıldız vardır. Sadece gözün alışması gerekir.”

Eli teleskoptan baktı, derin bir nefes aldı.

“Ben de alışacağım.”

“Evet.” Casper gülümsedi. “Ve bu süreçte… ben buradayım.”

Stretch, Stinkie ve Fatso, Wendy’nin büyüsünden kurtulup köşede homurdanarak belirdi. Ama bu kez sesleri daha az “korkunç” çıkıyordu.

“Şey…” Stretch boğazını temizledi. “Çocuk ağlamıyor. Bu… bizim için yeni.”

Stinkie burnunu çekti.

“Ben… ben kendimi biraz suçlu hissettim.”

Fatso kafasını eğdi.

“Ben de… kurabiye bulamadım.”

Wendy sert görünmeye çalıştı ama gözleri gülümsüyordu.

“Korkutmak yerine… yardım etmeyi deneyebilirsiniz.”

Stretch şaşırdı.

“Biz mi? Yardım mı?”

Casper üçlüye döndü.

“Evet. Mesela… Eli’nin eşyalarını yerleştirmesine yardım edebilirsiniz. Sessizce. Kimseyi korkutmadan.”

Stinkie mırıldandı.

“Sessiz şaka olmaz ki.”

Fatso heyecanlandı.

“Ama… yardım ederken düşen kurabiyeler olur mu?”

Eli, üçlüye baktı. Korkmuş gibi değildi artık; sadece temkinliydi.

“Eğer… bana zarar vermeyecekseniz… benimle aynı odada durabilirsiniz.”

Stretch, ilk kez biraz utandı.

“Şey… zarar vermek istememiştik.”

Casper’ın içi ısındı. Belki de bu gece sadece Eli için değil, üçlü için de bir dönüm noktasıydı.

Wendy büyüsünü hafifçe değiştirdi. Odanın içinde bir “şaka rüzgârı” dolaştı ama bu kez korkutucu değil, komikti: Eli’nin kitapları düzgünce rafa dizildi, yastığı kabardı, dağınık oyuncaklar sepetine uçtu. Fatso’nun ağzına nereden geldiği belli olmayan bir kurabiye de konuverdi.

“Hey! Kurabiye!” Fatso gözleri parlayarak ısırdı. “Bu yardım işi harika!”

Eli kıkırdadı. Uzun zamandır çıkmayan bir gülüş gibiydi; önce çekingen, sonra geniş.

Casper, o gülüşü duyunca kendini daha az hayalet, daha çok “biri” gibi hissetti.

Gece ilerledi. Eli yavaş yavaş battaniyenin altına girdi. Wendy tavan yıldızlarını biraz daha sakinleştirdi, ışıklarını yumuşattı. Casper, pencere kenarında bekledi.

Eli gözlerini kapatmadan önce fısıldadı:

“Casper?”

“Buradayım.”

“Gidecek misin?”

Casper bir an durdu. Normalde insanlar uyuyunca yalnız kalırdı. Ama bu kez farklıydı.

“Bu gece gitmeyeceğim.” dedi. “Sabaha kadar… nöbetteyim.”

Eli’nin dudakları küçük bir gülümsemeyle kıvrıldı.

“Teşekkür ederim.”

“Rica ederim.” Casper fısıldadı. “Arkadaşlar böyle yapar.”

Eli uykuya dalarken odadaki hava değişti. Korku yerini güvene bırakmıştı. Stretch, Stinkie ve Fatso bile sessizleşmişti; sanki onlar da ilk kez birinin huzurla uyumasını izlemenin tuhaf ama güzel bir şey olduğunu anlamıştı.

Wendy, Casper’ın yanına gelip kısık sesle konuştu:

“Gördün mü?”

“Neyi?” Casper fısıldadı.

“Korku çığlık toplamaz. Korku duvar örer. Ama iyilik… kapı açar.”

Casper, pencereden ay ışığına baktı. Malikâne artık o kadar da karanlık görünmüyordu. İçinde hâlâ rüzgâr vardı, eski tahtalar gıcırdıyordu… ama artık bu sesler yalnızlığın değil, bir hikâyenin sesleriydi.

Casper gülümsedi.

“Ben… sanırım bugün, gerçekten hayalet gibi değil… gerçekten canlı gibi hissettim.”

Wendy başını eğdi.

“Bazen canlı olmak, kalbinin başkası için atmasıdır.”

Sabaha karşı, gökyüzü mavileşirken Eli hâlâ huzurla uyuyordu. Casper, kendini ilk kez “evinde” gibi hissetti. Çünkü ev, sadece bir malikâne değil; bazen birinin korkusunu azaltabildiğin küçük bir oda olabiliyordu.

Ve o gün, kasabada kimse bilmeden, bir hayalet korkutmayı değil, dostluğu seçmişti. Bu seçim, ay ışığından daha parlak bir şeydi: umut.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın