Kibirli Gül Hikayesi

Pelin Kaya 17.01.2026 66 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 0 Yorum
Kibirli Gül Hikayesi
Sesli Masal

Güneşin sabah ışıkları, Dereboyu Bahçesi’nin üzerine yumuşacık serilince her çiçek usulca uyanırdı. Menekşeler gözlerini kırpıştırır, papatyalar başlarını sallayıp birbirini selamlardı. Bahçenin en orta yerinde ise bir gül vardı; kadife gibi kırmızı yapraklarıyla görenin aklını alırdı. Adı da kendisi gibi gösterişliydi: Kızıl Suna.

Kızıl Suna güzelliğini severdi, ama ne yazık ki bunu herkesin bilmesini de isterdi. Üstelik yalnızca bilmek yetmezdi; hayran kalmaları gerekiyordu. Sabah çiyi yapraklarına konduğunda sanki mücevher takmış gibi parıldar, rüzgâr estiğinde taç giyen bir kraliçe gibi kıpırdanırdı.

Bahçenin kenarında, her sabah aynı saatte uyanan küçük bir papatya yaşardı. Adı Pırpır’dı. Küçük, sade, neşeli… Üstelik kime rastlasa iyi günler derdi. O sabah da yapraklarını açıp gülümseyerek seslendi:

"Günaydın Kızıl Suna! Yaprakların bugün daha da ışıl ışıl!"

Kızıl Suna burnunu havaya kaldırdı.

"Elbette öyle. Işıl ışıl olmak benim işim. Sen de fena değilsin… papatya işte."

Pırpır, biraz kırıldı ama bunu belli etmemeye çalıştı.

"Bahçede herkesin ayrı güzelliği var. Senin kırmızın harika, benim beyazım da güneşi sever."

Kızıl Suna kıkırdadı.

"Beyaz dediğin, boş kâğıt gibi. Ben ise resmin ta kendisiyim."

Bu sözleri duyan yakınlardaki lavanta kümeleri fısıldaştı. İncir ağacının altındaki kekik bile kokusunu bir an susturdu. Çünkü bahçede kimse kimseyi küçümsemezdi. Yalnızca Kızıl Suna böyle konuşurdu.

Öğleye doğru bahçeye bir misafir geldi: Rüzgâr. Dereboyu Bahçesi’ne uğradığında mutlaka bir tur atar, yapraklarla oyun oynar, kuşların kanatlarını serinletirdi. O gün rüzgâr biraz daha neşeliydi; incecik ıslıklar çalarak dolaşıyordu.

Kızıl Suna hemen fark etti. Yapraklarını kabarttı, en gösterişli hâlini takındı.

"Hey rüzgâr! Buraya, buraya! Benim kokumu da taşı; herkes beni duysun!"

Rüzgâr, gülün etrafında bir tur döndü, sonra hafifçe durdu.

"Kokun güzel, Kızıl Suna. Ama ben herkese uğrarım. Sadece sana değil."

Kızıl Suna sinirlendi.

"Herkese mi? Şu papatyaya da mı? Şu kekiklere de mi? Onlar benim kadar özel değil!"

Rüzgârın sesi bir an sertleşti.

"Özel olmak, başkalarını küçültmek değildir."

Kızıl Suna hırçınca yapraklarını titrettı.

"Ben en güzelim. Nokta."

Rüzgâr, gülün bu inadı karşısında içini çekti. Sonra bahçenin öte yanında duran yaşlı bir zeytin ağacına doğru süzüldü. Zeytin ağacı çok şey görmüş, çok şey duymuştu. Dallarını ağır ağır salladı.

"Rüzgâr, bugün yüzün biraz asık."

"Bahçenizde bir gül var. Güzelliğini seviyor ama kalbini unutuyor."

Zeytin ağacı, yapraklarının arasından güneşi süzdü.

"O zaman ona küçük bir ders gerekir. Ama incitmeden."

Rüzgâr düşünceli bir şekilde geri döndü. Akşamüstü yaklaşırken hava biraz serinlemişti. Kuşlar yuvalarına çekiliyor, çiçekler yavaş yavaş kapanıyordu. Kızıl Suna ise hâlâ bahçenin ortasında dimdik duruyor, kendini seyrediyordu.

Tam o sırada rüzgâr, bahçenin üstünden daha güçlü geçti. Öyle bir esti ki, papatyalar eğildi, lavantalar sallandı, hatta küçük bir yaprak havalanıp dereye doğru uçtu. Kızıl Suna ise önce keyiflendi; çünkü güçlü rüzgârın kendisini daha da dikkat çekici yapacağını sandı.

"Aferin rüzgâr! İşte böyle! Beni göster!"

Ama rüzgâr bir anda yön değiştirdi. Kızıl Suna’nın etrafında dönerken onun en ince, en narin yapraklarını da çekiştirdi. Bir yaprak… sonra bir yaprak daha… Kızıl Suna’nın kırmızı taç gibi duran yapraklarından ikisi kopup havada savruldu.

Gül bir an dondu. Sanki bahçenin sesi kesildi.

"Hayır! Dur! Yapraklarım!"

Rüzgâr, sertliğini azaltıp yavaşladı ama susmadı.

"Güzellik, dikkat ister. Kalp de öyle."

Kızıl Suna’nın sesi titredi.

"Ben… ben sadece güzel olmak istedim."

Rüzgâr hafifçe esip kopan yaprakları dere kenarındaki çimenlerin üzerine bıraktı.

"Güzel olmak kötü değil. Ama güzelliği bir merdiven yapıp başkalarının üstüne çıkarsan, bir gün dengen bozulur."

Bu konuşmayı duyan Pırpır papatya, yavaşça yaklaşmaya çalıştı. Gülün yanına geldiğinde sesi yumuşacıktı.

"İstersen sana yardımcı olabilirim. Kopan yaprakların geri gelmez ama kalanlarınla yine harika olursun."

Kızıl Suna, ilk defa gözlerini papatyaya çevirdi. İçinde bir sıcaklıkla birlikte bir utanç da kabardı.

"Sen… bana kızgın değil misin?"

"Kırıldım. Ama bahçe, affetmeyi de sever."

Kızıl Suna uzun bir süre konuşmadı. Sonra sesi fısıltıya döndü.

"Ben hep herkesin bana bakmasını istedim. Baktıklarında içim dolacak sandım. Ama şimdi… içim boş gibi."

Zeytin ağacı uzaklardan seslendi; sesi ağır ama şefkatliydi.

"İçini başkalarının bakışı doldurmaz, Kızıl Suna. İçini, başkalarının yanında nasıl durduğun doldurur."

Kızıl Suna başını eğdi. Kopan yapraklarının yerinde hafif bir sızı vardı ama asıl sızı, söylediği sözleri hatırlayınca kalbinde büyüyordu.

"Pırpır… Sana kötü konuştum. Özür dilerim."

Pırpır papatya gülümsedi.

"Özür, bahçede en güzel kokulardan biridir."

Kızıl Suna, ilk defa kahkaha atmadı; ama yüzünde sakin bir rahatlama belirdi.

"Rüzgâr… Sen de haklıydın. Ben özel olduğumu sanırken aslında yalnız kalmışım."

Rüzgâr yumuşacık esti, gülün etrafında bu kez incitmeden döndü.

"Yalnız kalmak istemiyorsan, güzelliğini paylaş. Birini gölgeleme, yanında parılda."

Ertesi sabah Dereboyu Bahçesi yine uyandı. Çiy damlaları yine parladı. Kızıl Suna’nın iki yaprağı eksikti, ama gülün duruşu değişmişti. Gösteriş için kabarmıyor, nefes alır gibi açılıyordu.

Pırpır papatya günaydın dedi.

"Günaydın Kızıl Suna!"

Kızıl Suna, bu kez başını nazikçe eğdi.

"Günaydın Pırpır. Bugün senin beyazın da çok güzel."

Pırpır şaşırdı, sonra içten bir sevinçle sallandı.

"Teşekkür ederim!"

O gün rüzgâr bahçeyi dolaşırken yalnızca gülün kokusunu değil, lavantanın ferahlığını, kekiğin sıcaklığını, papatyanın neşesini de taşıdı. Ve Kızıl Suna, bahçedeki herkesin bir arada daha güzel olduğunu fark etti.

Güzelliği hâlâ vardı. Ama artık kibri yoktu. Çünkü en parlak renk bile, paylaşılınca gerçek bir ışığa dönüşürdü.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın