Kibritçi Kız Hikayesi
Kış, şehrin dar sokaklarına sessizce çökmüştü. Kar taneleri, gökyüzünden ağır ağır süzülürken taş kaldırımların arasına doluyor, rüzgârın uğultusu bacaların dumanını ince çizgiler hâlinde savuruyordu. Bu soğuk akşamda, ince paltosunun içinde titreyen küçük bir kız, elindeki kibrit kutusunu sıkıca tutuyordu. Ona herkes Kibritçi Kız derdi ama kimse gerçek adını sormamıştı. Oysa onun da bir adı, bir hayali, bir gülüşü vardı.
Sokak lambalarının solgun ışığında yürürken kapıların arkasından gelen kahkahaları duydu. Pencerelerde sıcak yemekler, masalarda mumlar vardı. Kız, camların önünde bir an durup içeri baktı; sonra başını eğdi. Bugün de kibrit satması gerekiyordu, yoksa eve eli boş dönecekti. Kar ayaklarını uyuşturuyor, parmakları soğuktan sızlıyordu.
— "Kibrit alır mısınız?" diye seslendi, sesi rüzgârda kayboldu.
Bir adam aceleyle yanından geçti, bir kadın şalına sarınıp yolunu değiştirdi. Kimse durmadı. Kız, köşedeki taş basamağa oturdu. Dizlerini karnına çekti, nefesini ellerine üfledi. O sırada cebindeki tek kibriti hissetti. Bir an durdu; kibriti yakmaması gerektiğini biliyordu. Ama soğuk çok şiddetliydi.
— "Sadece bir an," diye fısıldadı.
Kibriti çaktı. Küçük bir alev parladı. O an, karşısında eski bir soba belirdi. Soba, turuncu ışığıyla odayı ısıtıyor, çıtırdayan odunların sesi içini rahatlatıyordu. Kız, ellerini sobaya uzattı.
— "Ne kadar sıcak," dedi gülümseyerek.
Alev söndü. Soba da yok oldu. Kız irkildi. Geriye sadece kar ve soğuk kaldı. Gözleri doldu ama ağlamadı. Bir kibrit daha yaktı. Bu kez önünde uzun bir masa belirdi; üzerinde buharlanan bir çorba, taze ekmek ve bir kase elma vardı. Burnuna güzel kokular geldi.
— "Bir kaşık bile yeter," dedi iştahla.
Alev yine söndü. Masa da kayboldu. Kız, karnını tutup yutkundu. Etrafta kimse yoktu. Sokak lambası cılız bir ışıkla titriyordu. Uzakta bir kilise çanı çaldı. Kız, üçüncü kibriti yaktı. Bu kez gökyüzü açıldı; yıldızlar parladı. Yıldızların arasında bir yüz belirdi, gülümseyen, tanıdık bir yüz. Büyükannesi.
— "Büyükanne!" diye sevinçle seslendi.
— "Buradayım," dedi yumuşak bir ses. "Üşüdün mü?"
— "Çok," dedi kız, gözleri ışıldayarak. "Ama sen gelince içim ısındı."
Alev titredi, sönmeye yüz tuttu. Kız, aceleyle kibriti yakmaya devam etti. Dördüncü, beşinci kibrit… Hepsini yaktı. Büyükannesi yanına geldi, onu sarıp sarmaladı. Soğuk çekildi, karın sesi uzaklaştı.
— "Benimle gel," dedi büyükanne. "Ama önce kalbinin sesini dinle."
— "Kalbim ne diyor?" diye sordu kız.
— "Umudu bırakma," diye cevap verdi büyükanne. "Ve yardım istemekten korkma."
Kız gözlerini açtığında kibritler bitmişti. Ama bu kez yalnız değildi. Karşısında yaşlı bir seyyar satıcı duruyordu. Adam, kızın titrediğini fark etmişti.
— "Küçüğüm, burada ne yapıyorsun?"
— "Kibrit satıyorum," dedi kız çekinerek. "Ama kimse almıyor."
— "Bu soğukta olmaz," dedi adam. "Gel, benim kulübeme gidelim."
Adam paltosunu kızın omuzlarına sardı. Birlikte sokağın başındaki küçük kulübeye girdiler. İçeride bir soba yanıyordu. Adam çorba koydu, ekmek uzattı.
— "Adın ne?" diye sordu.
— "Elif," dedi kız, ilk kez adını söylemenin verdiği sevinçle.
— "Ben de Hasan," dedi adam. "Bugün sen benim misafirimsin."
Elif çorbasını içerken yüzü ısındı. Gözleri doldu ama bu kez mutluluktan. Sobanın yanındaki rafta küçük bir defter vardı. Hasan defteri uzattı.
— "Okumayı sever misin?"
— "Çok," dedi Elif. "Ama kitabım yok."
— "Artık var," dedi Hasan. "Bu defter senin. İçine hayallerini yaz."
Gece ilerledi. Dışarıda kar yağmaya devam etti. Elif, sobanın yanında uykuya daldı. Rüyasında büyükannesi gülümsüyordu.
— "Gördün mü?" dedi. "Bir kibrit bazen kapıları açar, ama asıl ışık insanlardadır."
Sabah olduğunda kulübenin kapısı tıklatıldı. Bir kadın ve iki çocuk içeri girdi. Hasan, Elif’i gösterdi.
— "Bu kızın ailesini arıyoruz," dedi. "Biri biliyorsa haber versin."
Kısa süre sonra Elif’in annesi geldi. Gözleri endişeyle doluydu. Elif’i görünce koştu.
— "Elif!"
— "Anne!"
Sarılırlarken sobanın ateşi daha da harlandı sanki. Hasan, bir kese uzattı.
— "Bundan sonra kibrit satmak zorunda kalmasın," dedi. "Okula gitsin."
Elif, defterini sımsıkı tuttu. Dışarı çıktıklarında kar hâlâ yağıyordu ama artık soğuk değildi. Elif, gökyüzüne baktı.
— "Teşekkür ederim," dedi fısıltıyla. "Işık buldum."
O günden sonra Elif, sokaklardan geçtiğinde kibrit satmadı. Defterine hikâyeler yazdı, soba başında okudu, güldü. Ve her kış geldiğinde, kar taneleri düşerken, bir kibritin küçük alevinin nasıl büyük bir iyiliğe dönüştüğünü hiç unutmadı.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın