Kırmızı Balon Hikayesi

Pelin Kaya 11.01.2026 138 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 1 Yorum
Kırmızı Balon Hikayesi
Sesli Masal

Sabahın erken saatlerinde, Çınar Mahallesi’nin küçük sokaklarına güneş yavaş yavaş yayılıyordu. Fırının önünden geçenlerin burnuna taze simit kokusu doluyor, esnaf kepenklerini açarken birbirine selam veriyordu. Mahallenin en meraklı çocuklarından biri olan Ece, okul çantasını kolunun içine sıkıştırmış, kaldırım taşlarının üstünde “tık tık” diye zıplar gibi yürüyordu. İçinde, sanki karnının tam ortasında küçük bir kuş kanat çırpıyordu. Çünkü bugün, sınıfta “en sevdiğimiz şeyi anlatma günü” vardı.

Ece’nin en sevdiği şey, kimsenin bilmediği bir şeydi: Odasının köşesindeki küçük kutuda sakladığı, geçen yıl panayırdan aldığı kırmızı bir balonun ipiydi. Balon çoktan uçup gitmişti ama ipi Ece’de kalmıştı. Ece, o ipi her gördüğünde balonun havada titreyen halini hatırlıyor, bir anda içi hem ısınıyor hem de biraz burkuluyordu.

Sokağın köşesine geldiğinde, parkın yanında kurulan seyyar tezgâhı fark etti. Renk renk balonlar, rüzgârda birbirine sürtünüp hafifçe çıtırdıyordu. Tezgâhın arkasında, kasketli, güler yüzlü bir amca vardı. Ece bir an durdu. Kırmızı bir balon, tam en üstte, diğerlerinin arasından sanki ona bakıyordu.

"Amca… o kırmızı balon kaç lira?" dedi Ece, sesi biraz titreyerek.

Baloncu amca gülümsedi.

"Kırmızı balon mu? O en cesur balondur. Rüzgârı sever. Beş lira."

Ece cebindeki bozuklukları yokladı. Dört lira vardı. Kaşları çatıldı; yüzü bir anda düşüverdi.

"Dört liram var… O balonu çok istiyorum ama…"

Amca Ece’nin gözlerine baktı. Ece’nin gözleri, “olmazsa da olur” der gibi değil; “olmazsa içim acır” der gibiydi.

"Dört lira da olur," dedi amca. "Ama bir şartla."

Ece irkildi.

"Ne şartı?"

"Balonun ipini sıkı tutacaksın. Canın sıkıldığında değil, canın korktuğunda da. Çünkü bazı şeyler, insan korkunca daha kolay elinden kayar."

Ece, bunu duyunca yutkundu. Sanki amca, Ece’nin geçen yıl panayırda balonu nasıl kaçırdığını biliyordu.

"Tamam," dedi Ece, kısık bir sesle. "Söz."

Amca balonu uzattı. Kırmızı balon Ece’nin eline geçince, sanki kalbi de bir tık yukarı çıktı. Balonun ipi inceydi ama Ece’nin avucu onu sımsıkı sardı.

Okul yolunda balonla yürümek… Ece’nin içini hem sevinçle hem de endişeyle doldurdu. Rüzgâr biraz esince balon ipi geriliyor, Ece istemsizce daha da sıkıyordu. Tam okul kapısına yaklaşırken arkadan bir ses duydu: Mahallenin yaramaz ama aslında yalnız çocuğu olan Murat koşuyordu.

"Ece! Ece! Ne o, balon mu aldın?"

Ece, balonu arkasına saklar gibi yaptı. Saçma olduğunu biliyordu ama içi, “ya uçarsa” diye kıpır kıpırdı.

"Evet… kırmızı balon," dedi, temkinli.

Murat balona uzaktan baktı; gözleri parladı ama o parıltının içinde bir şey daha vardı: imrenme ve biraz da öfke gibi.

"Bana da tutturur musun? Birazcık. Sadece biraz."

Ece’nin boğazı düğümlendi. Geçen yıl balonunu kaçırdığında, “keşke biri yardım etseydi” diye ağlamıştı. Şimdi Murat’ın yüzünde aynı “keşke”yi görür gibiydi.

"Olur… ama dikkatli," dedi Ece. "İpi sakın çekme."

Murat ipi tuttu. Bir an ikisi de sustu. Balon, iki çocuğun arasında, küçük bir güneş gibi kıpkırmızı duruyordu.

"Çok güzelmiş," dedi Murat, sesi yumuşayarak. "Ben hiç böyle bir şey tutmadım."

Ece şaşırdı.

"Hiç mi?"

Murat omuz silkti.

"Babam işte… hep ‘gereksiz’ der. Annem de ‘sonra alırız’ der. Sonra da unutulur."

Ece’nin içi sızladı. Bir balon, “sonra”ya bırakılınca, sanki uçup gidiyordu. Ece bunu iyi biliyordu.

Okul bahçesine girdiklerinde öğretmenleri Ayşe Öğretmen çocukları sıraya dizdi. Balonla okula gelmek yasaktı ama bugün anlatım günü olduğu için öğretmen bazen küçük şeylere izin verirdi. Ece balonu saklamaya çalışırken Ayşe Öğretmen fark etti.

"Ece, elindeki nedir?"

Ece’nin yüzü kızardı. Murat hemen geri çekildi, ipi bırakacak gibi oldu. Ece panikledi; ipi daha da sıkı tuttu.

"Kırmızı balon…" dedi Ece, sesi incecik. "Bugün anlatım günü ya… en sevdiğim şeyi anlatacaktım."

Ayşe Öğretmen’in bakışı sertleşmedi, tam tersine yumuşadı.

"Anlatım günü için getirdiysen, sınıfta gösterebilirsin. Ama teneffüste dışarı çıkarmayacağız. Tamam mı?"

"Tamam," dedi Ece, rahatlayarak.

Murat Ece’ye eğildi.

"Şanslısın," diye fısıldadı.

"Sen de şanslısın," diye fısıldadı Ece. "Çünkü biraz önce tuttun."

Sınıfta herkes sırasına oturdu. Sıra Ece’ye geldiğinde, kırmızı balonu masanın yanına bağladı. Balon tavana doğru yükseliyor, ip masanın ayağına dolanıyordu. Ece derin bir nefes aldı.

"Benim en sevdiğim şey…" dedi Ece, sınıfa bakarak. "Kırmızı balon."

Çocuklar kıkırdadı; bazıları “ne var bunda” der gibi baktı. Ece sözlerine devam etti.

"Geçen yıl panayırda bir kırmızı balonum vardı. Çok mutluydum. Sonra bir rüzgâr esti… ben ipi gevşettim. Balon uçtu."

Sınıfta bir sessizlik oldu. Ece, kendi kalbinin sesini duydu. Bir an gözleri doldu ama ağlamadı; çünkü anlatmak istiyordu.

"Balon uçunca ben sadece balonu kaybetmedim. O gün ‘tutamadığım’ bir şeyi kaybettim. Bazı şeyleri tutmak zor oluyor ya… Mesela cesaret… ya da birine ‘yanındayım’ demek… Ben o gün kendime çok kızdım."

Arka sıradan Murat’ın gözleri Ece’ye kilitlendi. Sanki Ece onun içine bakıyordu.

Ayşe Öğretmen yavaşça sordu:

"Peki bugün neden yine balon aldın?"

Ece, kırmızı balona baktı. Balon, tavanda hafifçe sallanıyordu.

"Çünkü… tekrar denemek istedim," dedi. "Ben bazen korkunca elim gevşiyor. Bazen de biri bir şey isteyince ‘hayır’ demekten korkuyorum. Bugün balon bana şunu hatırlatsın istedim: Korksam da tutabilirim."

Sınıftan Elif adlı bir kız, parmak kaldırdı.

"Ama balon patlayabilir," dedi Elif. "O zaman daha kötü olmaz mı?"

Ece bir an durdu. Sonra, çocuklara bakıp en dürüst cümlesini söyledi.

"Patlarsa üzülürüm," dedi. "Ama patlamasın diye hiç balon tutmazsam, o zaman zaten hep üzülürüm."

Ayşe Öğretmen başını salladı.

"Bu çok olgun bir düşünce," dedi. "Hayatta bazı şeyler kırılabilir. Ama sevdiğimiz şeyleri sırf kırılır diye yaşamaktan vazgeçmek de doğru değil."

Tam o sırada sınıfın penceresi aralık olduğu için içeri ince bir rüzgâr girdi. Kırmızı balon ipinden hafifçe çekildi. Ece’nin yüreği hopladı. Çocuklardan biri “Aaa!” diye bağırdı. Ece refleksle ipi yakaladı; ama ip, masanın ayağından çözülür gibi oldu.

Murat yerinden fırladı. O ana kadar sessiz duran Murat, ilk kez bir şeyi “çekinmeden” yaptı. Ece’nin yanına geldi, masanın altına eğildi ve ipi tekrar sağlamca bağladı.

"Ben tutarım," dedi Murat, kararlı bir sesle. "Sen anlatmaya devam et."

Ece’nin gözleri doldu. Bu sefer dolan gözyaşları, kaybetme korkusundan değil; birinin yanında olmasından dolayıydı.

"Teşekkür ederim," dedi Ece, kısık ama net bir sesle.

Murat, balona bakarken sanki içinden bir cümleyi ilk kez söylüyordu.

"Ben de… bir şeyleri tutmayı öğrenmek istiyorum," dedi. "Hep ‘sonra’ deyince… insanın içi boş kalıyor."

Sınıfta bir uğultu oldu; kimse dalga geçmedi. Çünkü Murat’ın sesi, dalga geçilecek bir ses değildi. Gerçekti.

Ders bitip teneffüs gelince Ayşe Öğretmen, balonu sınıfta bırakmalarını söyledi. Ece balona son kez baktı. Kırmızı balon, tavanda sabit duruyor, sanki “merak etme” der gibi hafifçe salınıyordu. Ece Murat’la birlikte bahçeye çıktı. Hava daha da aydınlanmıştı.

Murat, ellerini cebine soktu, sonra çıkarıp avuçlarını açtı; sanki boş avuçlarını gösteriyordu.

"Ece… ben bazen kıskanıyorum," dedi. "Kıskanınca da saçma şeyler yapacak gibi oluyorum. Ama az önce… balon uçmasın diye yardım etmek daha iyi hissettirdi."

Ece başını salladı.

"Ben de bazen korkuyorum," dedi. "Korkunca da kimseye bir şey söylemiyorum. Ama az önce… sen yardım edince, sanki korkum küçüldü."

İkisi bir süre yürüdü. Sonra Ece durdu, Murat’a döndü.

"İstersen okul çıkışı… birlikte parka gideriz," dedi. "Balonu beraber gezdiririz. İpini sırayla tutarız."

Murat’ın gözleri büyüdü.

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten," dedi Ece. "Ama bir şartla."

Murat gülümsedi, sanki baloncu amcayı hatırlamış gibi.

"Ne şartı?"

Ece ciddi bir ifadeyle ama yumuşak bir sesle söyledi:

"Korkunca da tutacağız."

Murat başını salladı.

"Tamam," dedi. "Söz."

O gün okul çıkışında, kırmızı balon iki çocuğun arasında gökyüzüne doğru yükselirken, mahalle sokaklarından geçenler yalnızca bir balon görmedi. İki küçük elin, aynı ipi paylaşmayı öğrendiğini gördü. Ve Ece ilk kez, geçen yıl uçup giden balonunu hatırladığında içi burkulmadı. Çünkü artık biliyordu: Bazı şeyler uçar gider… ama insan isterse, yeniden tutmayı öğrenebilir.

Bu Hikayeyi Paylaş

1 Yorum

  • A
    ali

    benim de kırmızı balonum varrr

Yorum Yazın