Kurabiye Adam Hikayesi

Pelin Kaya 14.01.2026 55 Okunma Sayısı Eğitici & Öğretici Hikayeler 0 Yorum
Kurabiye Adam Hikayesi
Sesli Masal

Fırının camı buğulanmıştı. Tepsinin üzerinde sıra sıra dizilmiş küçük kurabiyeler, fırının sıcaklığında yavaş yavaş altın rengine dönüyordu. Mutfakta tarçınla vanilyanın kokusu birbirine karışırken, masanın üstünde un izleri, küçük parmakların dokunuşunu saklar gibiydi. Bu kurabiyelerden biri, diğerlerinden biraz farklıydı. Çünkü onun gözleri vardı. Ve kalbi.

Kurabiye adam, fırının içindeki ışıltıya bakarak kendi kendine düşünüyordu: Bugün ilk kez dünyayı göreceğim. Sanki içimde minik bir zil çalıyor, tıngırdıyor. Ya birisi beni sevmezse? Ya beni hemen yerlerse?

Tam o sırada fırının kapağı açıldı. Sıcak hava bir dalga gibi mutfağa yayıldı. Kurabiye adamın üzerine serin bir rüzgâr geldi, sanki bir kapı aralanmıştı.

"Ohoo, işte oldunuz!" dedi pastacı teyze.
"Beni mi diyorsun?" diye fısıldadı kurabiye adam, ama sesi çıtır çıtırdı.
"Evet evet, özellikle de sen!" Pastacı teyze gülümsedi. "Üstüne iki damla bal sürüp parlatacağım."

Balın tatlı kokusu yaklaştıkça kurabiye adamın içi ısındı. Ama yine de kalbi hızlı hızlı atıyordu. Tepsiden masaya alındığında, etrafı daha net görmeye başladı. Pencerenin kenarında bir bardak süt, yanında pembe bir peçete, köşede de küçük bir oyuncak ayı duruyordu.

Derken mutfak kapısından bir çocuk sesi geldi. Koşarak gelen küçük Ali, gözlerini tepsiye dikti.

"Vaaay! Ne kadar güzel!"
Kurabiye adamın yanakları yoktu ama sanki kızardı.
"Ben güzel miyim gerçekten?" diye mırıldandı.
Ali eğildi, yüzünü yaklaştırdı.
"Baksana, gözlerin bile var!"
Kurabiye adam ürkekçe kıpırdadı.
"Merhaba..." dedi, sesi çok kısık çıktı.
Ali bir an dondu, sonra ağzı açık kaldı.
"Sen... konuşuyor musun?"
"Evet..."
Ali sevinçle zıpladı.
"Anneee! Kurabiye konuşuyor!"

Pastacı teyze bir an şaşırdı, sonra sakin bir şekilde gülümsedi. Sanki bunu bekliyormuş gibi.

"Demek sen uyandın, küçük kurabiye adam."
"Uyandım..." dedi kurabiye adam. "Ama çok korkuyorum."
"Neden korkuyorsun?"
Kurabiye adam gözlerini süt bardağına çevirdi.
"İnsanlar kurabiyeleri yer..."
Ali hemen elini kalbine götürdü.
"Ben seni yemem!"
"Söz mü?"
"Söz!"

Pastacı teyze masanın üstüne küçük bir tabak koydu.
"O zaman bir anlaşma yapalım."
Kurabiye adam, anlaşma kelimesini duyunca daha da dikkat kesildi.
"Ne anlaşması?"
"Sen burada misafir olacaksın. Ama bir şartla."
"Şart..."
"Ali’nin bugün biraz üzgün olduğunu biliyor musun?"
Ali başını öne eğdi. Gözleri bir anda parlamayı bıraktı.
Kurabiye adamın içi cız etti.
"Neden üzgün?"
Ali burnunu çekti.
"Bugün okulda kimse benimle oyun oynamadı."
Kurabiye adamın kalbi, tarçınlı bir davul gibi vurdu.
"Ben oynarım." dedi hemen.
Ali başını kaldırdı.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."

Pastacı teyze küçük bir kutu getirdi, kutunun içinde renkli şekerlemeler vardı.
"Bakın, bu şekerlemelerle sana bir pelerin yapalım."
Kurabiye adam şaşkınlıkla titredi.
"Pelerin mi?"
"Evet, çünkü sen bugün Ali’nin neşe kahramanı olacaksın."
Ali’nin yüzüne bir gülümseme geri döndü.
"Neşe kahramanı!"

Şekerlemelerle kurabiye adamın arkasına küçük bir pelerin gibi duran bir şerit yapıştırdılar. Pelerin kırmızıydı, üstünde minicik beyaz noktalar vardı. Kurabiye adam kendini aynada görünce neredeyse inanamadı.

"Ben... çok havalıyım."
Ali kahkaha attı.
"Evet! Sen Kurabiye Kahraman’sın!"
Kurabiye adam bir an durdu.
"Kahraman olmak zor mu?"
Pastacı teyze hafifçe başını salladı.
"Bazen zor. Çünkü kahramanlık, korkmamak değildir. Korkarken de doğru şeyi yapmaktır."

Bu söz, kurabiye adamın içine sıcak bir ışık gibi düştü.

Ali kurabiye adamı dikkatle tabağa aldı, sonra onu odasına götürdü. Oda rengârenk oyuncaklarla doluydu. Bir köşede lego kutusu, bir köşede küçük bir tren seti vardı. Kurabiye adam hepsine merakla bakıyordu.

"Burası senin dünyan mı?" diye sordu kurabiye adam.
"Evet." dedi Ali. "Ama bazen çok yalnız."
Kurabiye adam pelerinini düzeltti.
"O zaman yalnızlığı birlikte küçültürüz."
"Nasıl?"
"Oyunla."

Ali tren setini çalıştırdı. Tren raylarda dönerken kurabiye adam da masanın üstünde küçük adımlarla yürüdü. Her adımında çıtır diye bir ses geliyordu.

"Çok ses çıkarıyorsun." dedi Ali gülerek.
"Ben çıtır çıtırım." dedi kurabiye adam. "Bu benim sesim."
"Ben o sesi sevdim."
Kurabiye adamın içi kabardı. Sevilmek, bal gibi bir duyguydu.

Bir süre sonra kapı tıklandı. Ali’nin ablası Elif içeri girdi. Elif’in bakışları hızlıydı, sanki her şeyi hemen çözerdi. Kurabiye adamı görünce şaşırdı.

"Bu da ne?"
Ali heyecanla anlatmaya başladı.
"O konuşuyor! Hem de kahraman!"
Elif kaşlarını kaldırdı, eğildi.
"Konuşuyor mu gerçekten?"
Kurabiye adam yutkundu. Birden kalbi yeniden hızlı attı. Ya Elif ona inanmazsa? Ya dalga geçerse?

"Merhaba..." dedi, bu kez biraz daha cesur.
Elif’in gözleri büyüdü.
"Vay canına."
Sonra yüzünde yumuşak bir ifade belirdi.
"Demek sen Ali’yi mutlu etmeye geldin."
"Evet." dedi kurabiye adam. "Çünkü üzgünmüş."
Elif bir an durdu, sonra Ali’nin saçını okşadı.
"Ali, okul bazen zor olabilir. Ama yalnız değilsin."
Ali’nin gözleri doldu.
"Ama kimse beni seçmedi."
Kurabiye adam o an kendini masanın kenarına kadar getirdi. Küçücük olsa da sesi kararlıydı.
"Ben seni seçtim."

Ali bir anda kurabiye adamı avuçlarının arasına aldı. Elleri sıcaktı, titriyordu.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."

Ali’nin gözlerinden iki damla yaş aktı. Ama bu, acı bir ağlama değildi. Rahatlamış bir kalbin gözyaşıydı.

Elif gülümsedi.
"Biliyor musun, bazen birinin seni seçmesi için çok büyük şeyler yapmana gerek yok."
Kurabiye adam başını salladı.
"Bazen küçük bir cümle bile yeter."

O sırada Ali’nin karnı guruldadı. O ses, odanın içinde yankılandı. Kurabiye adamın pelerini bir an sanki ağırlaştı. Çünkü o an, korktuğu şey yeniden aklına geldi.

Ali utandı.
"Ben... acıktım."
Kurabiye adam titredi.
"Beni yiyecek misin?"
Ali hemen başını iki yana salladı.
"Hayır! Sana söz verdim."
Elif araya girdi.
"Ali, istersen mutfaktan başka kurabiye alalım."
Ali rahatladı.
"Evet!"

Kurabiye adam derin bir nefes aldı. Söz tutulmuştu. Bu, onun için dünyanın en güvenli battaniyesi gibiydi.

Mutfakta pastacı teyze yeni bir tabak hazırlamıştı. Ali ve Elif başka kurabiyeler yerken, kurabiye adam masanın kenarında oturdu. Kırmızı peleriniyle bir kahraman gibi görünüyordu ama gözleri biraz dalgındı.

Pastacı teyze yanına yaklaştı.
"Ne düşünüyorsun?"
Kurabiye adam kısık sesle konuştu.
"Ben yenmek için yapılmışım."
"Evet."
"Ama ben burada kalmak istiyorum."
Pastacı teyze başını eğdi.
"Bazen bir kurabiyenin görevi yenmek değildir."
"Ne peki?"
"Bir kalbi tatlandırmak."

Kurabiye adamın içi ısındı. Ali uzaktan ona baktı, gülümsedi. Bu gülümseme, kurabiye adamın pelerinini yeniden hafifletti.

Ali yaklaştı.
"Kurabiye Kahraman, yarın da benimle gelir misin?"
Kurabiye adam bir an düşündü. Korkusu hâlâ vardı. Ama cesareti artık daha büyüktü.

"Gelirim." dedi. "Ama bir şartla."
Ali merakla gözlerini açtı.
"Ne şartı?"
Kurabiye adam pelerinini düzeltti.
"Yarın okulda biri yalnız kalırsa, onu da seç."

Ali’nin yüzü ciddileşti. Sonra yavaşça başını salladı.
"Tamam."

Kurabiye adam o an anladı. Kahramanlık, pelerinle değil; kalple oluyordu. Ve bir kurabiye bile, doğru cümleyi bulduğunda, bir çocuğun dünyasını değiştirebiliyordu.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın