Labubu Hikayesi
Bir zamanlar, gökyüzünü izlemeyi saplantı haline getirmiş küçük bir kız yaşardı. Adı Aysun’du. Odasının penceresinde, gece boyunca parıldayan fosforlu yıldız süsleri dururdu. Aysun’un en kıymetli varlığı ise, yatağının kenarında bekleyen sivri kulaklı, garip ama sevimli Labubu adlı oyuncaktı.
Labubu sıradan bir kumaş parçacığı değildi. Çocuk uykuya yenildiğinde, oyuncak hafif bir titreşimle canlanır, gözlerinin içinde puslu bir ışık dolaşır, sonra da kısık bir sesle konuşurdu:
— Uyuya daldıysan, macera zamanı gelmiştir.
Bir akşam, Aysun yorganın sıcaklığına gömülmüş beklerken, oyuncak yerinden fırladı. Kulaklarının içinden yumuşak tonlarda renkler sızdı ve odanın duvarları açılıp bambaşka bir dünyaya dönüştü. Etrafı saran çiçekler ateşböceği gibi parlıyor, havada tatlı bir narenciye kokusu dolaşıyordu.
Aysun hayranlıkla soruverdi:
— Sen… gerçekten canlı mısın?
Labubu yanaklarının kenarını kıvırıp gülümsedi:
— Ben, çocukların hayal gücüyle nefes alan bir varlığım. Kimin sevgisi güçlü ise onun yanında uyanırım.
Küçük kız ürkek ama meraklı bir sesle elini uzattı:
— Bu gece nereye gideceğiz?
Labubu, minik pençeleriyle elini kavradı:
— Yıldız Ormanı’na. Orada parlayan ağaçlar var; ışıkları söndü. Onları yeniden ateşlemek isteyen tek kalp seninki.
Bir göz kırpma süresinde, ikisi sisli bir ormanın içindeydi. Gövdeleri gümüş renginde olan ağaçlar karanlığa gömülmüş, gökyüzü bile donuk bir kül rengine bürünmüştü.
Labubu hafif bir tonda konuştu:
— Işıkları uyandırmak için, kalbinin en derin yerinde taşıdığın duyguyu söylemen gerekiyor.
Aysun düşünmek için birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra içinden taşan bir kelimeyi usulca söyledi:
— Sevgi.
Sözcük havaya karıştı. Yıldız ağaçlarının dallarında saklanan ışıklar, sanki duydukları kelimeye karşılık verir gibi yandı. Renkler yükseldi, hava ısındı, rüzgar bile başka bir tınıyla esmeye başladı.
Labubu’nun sesinde gurur vardı:
— İçindeki sevgi, yalnızca seni değil, etrafındakileri de aydınlatmaya yeter.
Aysun gözlerini parıldatarak yanıtladı:
— Bunu tek başıma yapamam sandım.
Labubu başını eğdi:
— Ben yol gösteririm, ışığı taşıyan sensin.
Bir anda, orman yok oldu. Oda geri geldi. Aysun yine yatağında, Labubu ise sanki hiç hareket etmemiş gibi başucunda oturuyordu. Ama kulaklarının ucunda solgun bir parıltı kalmıştı.
Aysun yavaşça fısıldadı:
— Yarın gece farklı bir macera olur mu?
Labubu hiçbir şey söylemedi. Sadece kulaklarının ucundaki ışık bir kez titreşti.
Bu titreme Aysun’a yetti.
Bu yolculuk bitmemişti. Her gece, yeni bir ışık yakılacaktı.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın