Lunapark Hikayesi
Lunaparkın ışıkları akşamüstü yanmaya başladığında, gökyüzü turuncuyla mora karışmıştı. Renkli ampuller birer birer parlıyor, dönme dolap yavaşça hareket ediyor, uzaktan gelen kahkaha sesleri kalabalığın içinden dalga dalga yayılıyordu. Bu lunapark sıradan bir yer değildi; burası kasabanın en büyük hayaliydi. Yazın gelişi, okulun bitişi, arkadaşlıkların güçlenmesi demekti.
Emre, lunapark kapısının önünde durup derin bir nefes aldı. Elinde biletler vardı ama kalbi biraz hızlı atıyordu. Çünkü bu akşam onun için sadece eğlence değil, aynı zamanda bir cesaret sınavıydı.
Yanında Zeynep, Murat ve Elif vardı. Dördü de aynı mahallede büyümüş, aynı okulda okumuştu. Ama Emre, diğerlerinden farklı olarak lunaparktaki büyük oyuncaklardan biraz korkardı. Bunu kimseye pek belli etmezdi.
— Hadi ama Emre, içeri girelim artık! dedi Zeynep, heyecanla kapıya doğru çekiştirerek.
— Bir dakika ya, biletleri düşürmeyeyim, diye mırıldandı Emre, aslında biraz zaman kazanmaya çalışıyordu.
Murat etrafa bakındı, gözleri dönme dolaba takıldı.
— Ben ilk ona binmek istiyorum. Yukarıdan bütün kasaba görünüyormuş, dedi gururla.
Elif ise pamuk şeker standını işaret etti.
— Önce şeker alalım. Lunapark pamuk şekersiz olmaz ki, diye güldü.
İçeri girdiklerinde müzik sesi iyice yükseldi. Renkli balonlar, kahkahalar, bağırışlar… Her şey birbirine karışmıştı ama bu karışıklık güzel bir karmaşaydı. Emre’nin içindeki heyecan biraz olsun hafifledi.
İlk durak pamuk şeker standı oldu. Görevli adam kocaman pembe bir pamuk şeker uzattı.
— Dikkat edin, erir, dedi gülümseyerek.
— Erirse erisin, yeter ki yiyelim, dedi Murat.
Dört arkadaş bir bankta oturup pamuk şekerlerini paylaşırken, Zeynep Emre’ye dikkatle baktı.
— Sen iyi misin? Biraz sessizsin, dedi.
Emre omuz silkti.
— İyiyim ya, sadece… biraz kalabalık işte.
Zeynep bir şey demedi ama anladı. Emre’nin gözleri hız trenine kaymıştı. Devasa raylar gökyüzünde kıvrılıyor, arabalar çığlıklarla aşağı iniyordu.
Bir süre sonra Murat ayağa fırladı.
— Tamam, sıradaki durak çarpışan arabalar!
Çarpışan arabalara bindiklerinde kahkaha eksik olmadı. Elif direksiyonu kontrol etmeye çalışırken sürekli Murat’a çarpıyordu.
— Bilerek yapıyorsun! diye bağırdı Murat.
— Hayır, araba sözümü dinlemiyor! dedi Elif, gülmekten direksiyonu bile zor tutarak.
Emre de güldü. İçindeki gerginlik biraz daha azalmıştı. Ama sonra Murat’ın sesi yeniden yükseldi.
— Şimdi sıra hız treninde. Kim geliyor?
Bir anlık sessizlik oldu. Emre’nin kalbi yine hızlandı.
— Ben geliyorum, dedi Zeynep hiç düşünmeden.
Elif tereddüt etti.
— Biraz korkutucu ama… denemek istiyorum.
Üç göz Emre’ye döndü. Emre yutkundu.
— Ben… şey… belki sonra?
Murat kaşlarını kaldırdı.
— Emre, her sene “sonra” diyorsun. Hiç binmeyecek misin?
Bu soru Emre’nin içine dokundu. Gerçekten de her sene korkusunun arkasına saklanmıştı. Zeynep yumuşak bir sesle konuştu.
— İstersen binmeyebilirsin. Kimse seni zorlamıyor.
Ama Emre bu sefer farklı hissetti. Korku vardı ama yanında başka bir duygu daha vardı: deneme isteği.
— Hayır… dedi yavaşça. — Deneyeceğim.
Üçü de şaşkınlıkla gülümsedi.
Sıraya girdiler. Rayların gıcırtısı, arabaların çıkardığı sesler Emre’nin kulağında büyüyordu. Elleri terlemişti. Zeynep bunu fark etti.
— Yanındayım, tamam mı? dedi.
Emre başını salladı.
Arabaya bindiklerinde kemerler bağlandı. Görevli düğmeye bastı. Araba yavaşça yukarı tırmanmaya başladı. Aşağıdaki ışıklar küçülüyordu.
— Buradan lunapark çok güzel görünüyor, dedi Elif, sesi titreyerek.
— Daha düşmedik bile, dedi Murat, yarı şaka yarı heyecanla.
Tepeye geldiklerinde bir an durdular. O an Emre’nin içinden binlerce düşünce geçti. Ama sonra Zeynep’in sesi geldi.
— Hazır mısın?
— Korkuyorum ama… hazırım, dedi Emre.
Ve sonra araba hızla aşağı indi. Çığlıklar, rüzgâr, kalp atışları… Emre gözlerini kapattı ama sonra açtı. Korku yerini tuhaf bir mutluluğa bırakıyordu.
Bittiğinde arabadan indiklerinde Emre’nin dizleri hafif titriyordu ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
— Ben… bindim! dedi şaşkınlıkla.
— Ve hayattasın, dedi Murat gülerek.
Zeynep Emre’ye sarıldı.
— Seninle gurur duyuyorum.
O an Emre için lunapark sadece oyuncaklardan ibaret değildi. Korkularını yendiği bir yer olmuştu.
Gece ilerledikçe lunapark daha da güzelleşti. Dönme dolaba bindiler. Yavaşça yükselirken kasaba ışıkları ayaklarının altındaydı.
— Bazen yukarıdan bakmak iyi geliyor, dedi Elif.
— Evet, sorunlar daha küçük görünüyor, diye ekledi Emre.
En son lunapark kapanmaya yakınken bankta oturup sessizce etrafı izlediler. Işıklar tek tek sönmeye başlamıştı.
Murat derin bir nefes aldı.
— Keşke bu gece hiç bitmese.
Zeynep gülümsedi.
— Bitiyor ama anısı kalıyor.
Emre lunaparka son kez baktı. Artık orası onun için sadece eğlence değil, büyüdüğünü hissettiği bir yerdi.
— Seneye yine geliriz, değil mi? dedi.
— Kesinlikle, dediler hep bir ağızdan.
Lunaparkın kapısından çıkarken arkalarında kalan ışıklar sönüyordu ama içlerinde yanan şey hâlâ parlıyordu: arkadaşlık, cesaret ve unutulmayacak bir akşam.
Ve Emre biliyordu; bazı geceler insanı biraz daha büyütürdü. Bu gece de onlardan biriydi.
1 Yorum
bu masala bayıldım
Yorum Yazın