Minecraft Hikayesi: Kayıp Pusula ve Işıltılı Nether Taşı

Pelin Kaya 01.01.2026 72 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 0 Yorum
Minecraft Hikayesi: Kayıp Pusula ve Işıltılı Nether Taşı
Sesli Masal

Overworld sabahı, blok blok güneşin yumuşacık ışıklarıyla uyanmıştı. Çimenler pırıl pırıl, ağaçların yaprakları “pıtır pıtır” rüzgârla fısıldaşıyordu. Köyün kenarında bir tarlanın yanında, Steve küçük bir sandığın kapağını açtı; içinden ekmek, havuç ve birkaç meşale çıkardı. Alex ise çantasında ip, odun, biraz da demir külçe taşıyordu. Bugün sıradan bir gün olacaktı… ya da onlar öyle sanıyordu.

Köyün meydanında, villagerlar her zamanki gibi “hımm” sesleriyle dolaşıyor, işlerine bakıyordu. Ama bir şey farklıydı: meydandaki fener direği yanmıyordu. Köyün ortasındaki küçük çeşmenin yanında duran bir villager telaşla Steve’e doğru yaklaştı.

— Hımm! Hımm-hımm! diye homurdandı villager, kollarını sallayarak.

Steve eğilip gözlerini kısarak villagerın elindeki şeye baktı. Villager, kırık bir pusulayı uzatıyordu. Pusulanın ibresi titriyor, sanki doğru yönü bulmaya çalışırken korkudan ürperiyordu.

— Alex… bu pusula bozuk değil, dedi Steve. — Sanki… bir şeye kilitlenmiş gibi.

Alex pusulayı aldı, dikkatle çevirdi. İbre normalde kuzeyi bulur, sakin sakin dururdu. Ama bu ibre, köyün dışında, ormana doğru işaret ediyor; sonra birden sapıtıp tekrar aynı yöne dönüyordu.

— Bu, “lodestone” pusulası gibi davranıyor, dedi Alex. — Ama köyde lodestone yok.

Tam o sırada gökyüzünde bir gölge kaydı. Bir Enderman, köyün kenarındaki küçük bir tepeye dikilmiş, uzun kollarıyla havayı yoklar gibi duruyordu. Gözleri mor mor parlıyordu. Köylüler geriye çekildi.

— Sakın göz teması kurma, diye fısıldadı Alex.

Steve başını eğdi, ama merakı da blok gibi ağırdı. Enderman’ın yanında yerde garip bir şey vardı: sanki bir taş parçası… ama taş değil. Üzerinde turuncu-mor bir ışıltı dolaşıyordu, kıvılcımlar ince ince kayıyor, taşın içinde küçük bir fırtına varmış gibi parlıyordu.

Steve bir adım attı, Enderman bir anda “vuuup!” diye kayboldu. Ama taş oradaydı.

Alex hemen meşaleleri hazırladı.

— Bu taş… Nether’dan gelmiş olabilir, dedi Alex. — Ama buraya nasıl geldi?

Steve taşı eline aldı; taş sıcak değildi ama sanki içinden kalp atışı gibi bir ritim yayılıyordu. Pusulanın ibresi bir anda sakinleşti ve doğrudan bu taşa döndü.

— Tamam, dedi Steve. — Bu taş pusulanın hedefi. Ve bu… bir macera demek.

Köyün girişinde bir kurt oturuyordu; Steve onu daha önce kemikle evcilleştirmişti. Boynunda kırmızı bir tasma vardı. Kurt başını yana eğdi, sanki “Nereye gidiyoruz?” der gibi.

— Gel bakalım Wolf, dedi Steve. — Senin burnun bizden iyi.

Üçü birlikte—Steve, Alex ve Wolf—ormanın içine doğru yürüdü. Ağaçlar sıklaştı, ışık azaldı. Kuş sesi yoktu; sadece yaprakların hışırtısı ve uzaktan gelen bir “tık tık”—muhtemelen bir iskeletin kemiklerinin sesiydi.

Bir süre sonra çalılıkların arasından bir hışırtı geldi. Wolf havladı.

— Hav! Hav!

Steve kılıcını çekti. Çalılıktan bir Creeper çıktı. Yeşil, sessiz, ama niyeti çok gürültülüydü.

— Sakın yaklaşma! dedi Alex.

Creeper “tsssss” diye şişmeye başladı.

— Koş! diye bağırdı Steve.

Üçü geriye sıçradı. Steve kalkanını kaldırdı, Alex bir ok fırlattı. Ok Creeper’ın tam ortasına saplandı ve Creeper bir anda söndü—patlamadan devrildi.

Alex nefesini tuttu.

— Az kalsın köyün yarısını “dekorasyon” yapacaktık, dedi.

Steve gülümsedi ama pusulayı tekrar kontrol etti.

— İbre bizi hâlâ aynı yere götürüyor. Yakındayız.

Derinlerde, yosunlu taşlardan oluşan bir geçit buldular. Yer altına inen bir mağara ağzıydı. İçeriden soğuk bir hava ve hafif bir “damla” sesi geliyordu.

— Mağara… harika, dedi Alex. — İçeride ya hazine vardır ya da başımıza gelecekler listesi.

Steve meşaleyi yaktı.

— İkisi de olabilir.

Aşağı indiler. Mağara, eski bir minenin kalıntılarına açıldı: ahşap kirişler, raylar, bozuk bir maden arabası. Duvarlarda örümcek ağları vardı. Tam rayların yanında bir sandık gördüler.

Steve sandığın kapağını açtı. İçinde birkaç demir külçe, biraz altın ve… bir kitap vardı. Kitabın kapağında “Enchanted” parıltısı dalgalanıyordu.

Alex kitabı aldı, okur gibi yaptı.

— Başlığı yok… ama sayfalarda bir şey yazıyor.

Sayfayı çevirdi. Yazı, sanki biri aceleyle kazımış gibiydi:

“Taşı sakla. Taş, kapıyı çağırır. Kapı açılırsa köy susar.”

Steve kitabı eline aldı.

— Köy susar ne demek?

Wolf bir anda kulaklarını dikti. Uzakta tıkırtılar duyuldu. Bir Skeleton, minenin köşesinden çıktı. Arkasında bir tane daha… ve bir tane daha.

— Geri çekil! dedi Steve.

Skeleton’lar ok atmaya başladı. Oklar “çıt!” diye taşlara saplandı.

Alex kalkanını kaldırdı.

— Wolf, saldır!

— Hav!

Wolf ileri atıldı, en öndeki Skeleton’a saldırdı. Steve kılıcıyla ikinci Skeleton’ı devirdi. Alex üçüncüyü okla düşürdü. Ama ok yağmuru bitmedi. Mağaranın daha karanlık kısmından bir Spider indi, gözleri kıpkırmızı.

— Ben örümceklerle konuşmuyoruz, dedi Alex, sesi titreyerek.

Steve geri adım attı.

— Konuşmayacağız, savaşacağız.

Steve kılıcı savurdu, Spider geri sıçradı. Alex bir meşale fırlattı, ışık bir anda yayıldı. Spider’ın gölgesi duvarda büyüdü, sonra Steve son darbeyi vurdu.

Bir sessizlik oldu. Sadece Wolf’un nefesi ve uzak su sesi.

Alex dizlerinin üstüne çöktü.

— Tamam… bu taş kesinlikle belalı.

Steve pusulayı tekrar kaldırdı; ibre artık daha da aşağıyı, minenin en derin kısmını gösteriyordu.

— Aşağıda bir şey var. Ve kitabın dediğine göre, bu “kapı” meselesi köyle ilgili.

Rayların sonunda bir kırık duvar buldular. Taşların arasında sanki tuhaf bir blok dizilimi vardı: siyaha yakın, sert bir taş… obsidian. Ama bir Nether portalı gibi çerçeve değildi. Daha küçük, daha farklı bir şekildi.

Alex eğilip inceledi.

— Bu… bir portal değil. Ama portal yapmaya çalışılmış.

Steve elindeki ışıltılı Nether taşına baktı. Taş bir anda daha parlak yanmaya başladı. Sanki obsidian’a yaklaşınca sevinmişti.

Wolf huzursuzlandı, geri geri gitti.

— Hav… hırr…

— Wolf korkuyorsa, ben iki kat korkarım, dedi Alex.

Steve taşı obsidian’ın yanına koydu. Taş yere değdiği an, havada ince mor çizgiler belirdi. Sanki bir şey “yükleniyor” gibiydi. Mağaranın duvarları titreşti.

Bir “vuuuum” sesi duyuldu ve karanlığın ortasında mor bir çatlak açıldı. Çatlak büyüdü; bir portal gibi ama daha dar, daha uzun. İçinden sıcak bir rüzgâr ve uzak bir “ghast” çığlığı geldi.

Alex geri sıçradı.

— Steve! Ne yaptın?!

Steve şaşkındı.

— Ben sadece… taşı bıraktım!

Portalın içinden bir Piglin çıktı. Altın zırhı parlıyordu. Elinde bir kılıç vardı. Gözleri keskin, adımları sertti. Arkasından iki Piglin daha belirdi. Piglin’ler etrafa bakındı, buranın Nether olmadığını anladıkları anda burunlarını çekti, sanki “burada altın kokusu var” der gibi.

Alex hemen altın külçeyi çıkardı.

— Sakin… ticaret yapabiliriz.

Piglin’lerden biri Alex’e yaklaştı. Alex altını uzattı. Piglin altını aldı, elinde çevirdi, sonra bir şey fırlattı: bir Ender Pearl.

Steve gözlerini büyüttü.

— Ender Pearl! Harika!

Piglin homurdandı.

— Grr…

Piglin’lerin arkasında portalın içi dalgalandı. Bir şey daha geliyordu. Bu kez uzun, ince… bir Enderman. Portalın kenarında durdu, taşın parıltısına baktı ve başını eğdi. Sanki üzgündü.

Steve içgüdüyle gözlerini kaçırdı ama Enderman saldırmadı. Sadece elini uzattı; ışıltılı taşa doğru.

Alex fısıldadı:

— Steve… bu Enderman… taşı istiyor.

Steve tereddüt etti.

— Eğer taşı verirsek portal kapanır mı?

Enderman’ın gözleri bir an daha parlak yanıp söndü. Sonra Enderman yere bir şey bıraktı: normal bir lodestone. Taşın üzerine ince mor çizgiler işlenmişti. Pusula ibresi bir anda lodestone’a kilitlendi.

Alex’in sesi yumuşadı.

— Demek pusula bunun içindi…

Steve anladı. Bu ışıltılı Nether taşı, portalı “çağıran” bir anahtar gibiydi. Enderman ise onu geri almak istiyordu; çünkü portal açılırsa Nether yaratıkları Overworld’e sızabilirdi. Köy “susar” derken belki de villagerlar kaçacak, korkacak, ya da köy dağılıp gidecekti.

Steve yavaşça taşı aldı, Enderman’a uzattı.

— Tamam… bunu senin götürmen daha güvenli.

Enderman taşı kavradı. Taş Enderman’ın elinde bir an parladı, sonra sanki sakinleşti. Portalın çatlağı titredi, küçülmeye başladı.

Piglin’ler homurdandı, geri çekildi. Sanki “macera bitti mi?” diye kızmışlardı.

Alex lodestone’u aldı, çantasına koydu.

— Bu lodestone’u köyün yakınına koyarsak, pusula ile hep yolu buluruz. Ama o taş… o taş burada kalmamalıydı.

Portal bir “pof!” sesiyle kapandı. Mağara tekrar sessizleşti.

Wolf yaklaşmaya cesaret etti, Steve’in bacağına sürtündü.

— Hav…

Steve Wolf’un başını okşadı.

— Haklıymışsın, dostum. Burası tehlikeliydi.

Alex derin bir nefes aldı.

— Steve… bugün bir şeyi öğrendim.

— Ne öğrendin?

— Minecraft’ta her blok bir hikâye saklar. Ama bazı bloklar… hikâyeyi başlatmak için fazla hevesli.

Steve güldü.

— O zaman bir dahaki sefere, “hevesli” bloklara dokunmadan önce iki kez düşüneceğiz.

Yukarı çıktılar, köye geri döndüler. Köy hâlâ yerindeydi; villagerlar hâlâ “hımm” diyordu. Fener direği yanmıyordu ama artık kimse panikte değildi. Steve lodestone’u köyün kenarına, güvenli bir yere yerleştirdi. Alex pusulayı lodestone’a bağladı. İbre artık düzgün çalışıyordu.

Köyün meydanındaki villager, kırık pusulayı getiren aynı villager, bu kez daha sakin yaklaştı.

— Hımm… hımm!

Sanki “Teşekkürler” diyordu. Steve elini salladı.

— Biz de teşekkür ederiz. Bize küçük bir macera verdin.

Akşam olduğunda, Steve ve Alex köyün yakınında küçük bir kamp kurdu. Meşaleler yanıyor, gökyüzünde yıldızlar kare kare parlıyordu. Wolf uyukluyor, arada bir kuyruğunu sallıyordu.

Alex ateşe bakıp fısıldadı:

— Steve… sence Enderman neden taşı bu kadar önemsiyordu?

Steve bir süre düşündü.

— Belki de bazı yaratıklar sadece korkutucu görünür. Ama onların da korumaya çalıştığı şeyler vardır.

Alex gülümsedi.

— Yani… Enderman bugün kahramandı mı diyorsun?

Steve omuz silkti.

— Minecraft’ta kahramanlar bazen sessiz olur. Uzun olur. Ve mor gözlü olur.

O sırada uzaktan bir Creeper sesi geldi: “tss…”

Wolf bir anda sıçradı.

— Hav!

Steve kalkanını kaldırdı, Alex gülmeye başladı.

— Steve… kahramanlık konuşması güzel ama… önce şu yeşil misafiri halledelim!

— Aynen! dedi Steve. — Bu gece “sessiz” geçmeyecek gibi.

Ve Overworld’de bir gece daha başladı: biraz korku, biraz kahkaha, bolca cesaret ve elbette… blok blok macera.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın