Nar Tanesi Hikayesi
Günlerden bir gün, sonbaharın en güzel zamanında, küçük bir kasabanın kenarındaki bahçede nar ağaçları kırmızı kırmızı gülümser gibiydi. Dallar öyle doluydu ki, narlar sanki birbirine sokulup ısınmaya çalışıyordu. Bahçenin hemen yanında da tahta kapılı, kiremit çatılı küçük bir ev vardı. Bu evde, meraklı ve duygulu bir çocuk olan Zeynep dedesiyle birlikte yaşardı.
Zeynep’in dedesi, bahçeyle konuşur gibi ilgilenirdi. Zeynep de onun peşinden dolaşır, bazen toprağa dokunur, bazen ağaçların gölgelerine basmamaya çalışırdı. Çünkü dedesi her gölgede bir sır varmış gibi davranırdı.
O sabah Zeynep, bahçeye çıkar çıkmaz bir narın dalından hafifçe sallandığını gördü. Rüzgâr mı yapmıştı, yoksa nar gerçekten bir şey mi anlatıyordu, anlamadı. Narın kabuğu çatlamış, içindeki taneler sanki gülümser gibi görünmüştü.
Zeynep yaklaştı, avucunu uzattı. Tam o sırada, narın içinden minik bir nar tanesi yuvarlanıp avucunun ortasına düştü. Nar tanesi küçücük, parlak ve pırıl pırıldı. Zeynep’in avucunda sanki minik bir kalp gibi atıyormuş gibi duruyordu.
Zeynep şaşkınlıkla dedesine seslendi.
— "Dede! Bu nar tanesi sanki canlı gibi!"
Dede, elindeki budama makasını kenara bıraktı, gözlüklerini düzeltti ve Zeynep’in avucuna eğildi.
— "Bazı taneler sır taşır kızım. Ona iyi bakarsan, sana bir şey anlatabilir."
Zeynep nar tanesine daha dikkatli baktı. Tam o an, nar tanesi minik bir titreşimle parladı. Zeynep’in kulağına çok ince bir ses geldi. Öyle yüksek değildi, sanki kalbin içinden konuşuyordu.
— "Ürkme… Ben Nar Tanesi’yim. Kayboldum."
Zeynep donup kaldı. Heyecanı bir anda boğazına düğümlendi ama korkmaktan çok merak etmişti.
— "Sen… gerçekten konuşuyor musun?"
— "Evet. Her narın içinde bir sürü kardeşim var. Ama ben çatlağın kenarından yuvarlandım. Şimdi hangi narın içinden geldiğimi bilmiyorum."
Zeynep nar tanesini iki eliyle bir kup gibi korudu, sanki düşerse kırılacakmış gibi.
— "Üzülme. Ben sana yardım ederim. Evimize gel, seni güvene alalım."
Dede, Zeynep’in gözlerindeki ciddiyeti görünce gülümsedi. Bu, oyun gibi değildi; Zeynep gerçekten sorumluluk alıyordu.
— "Madem misafirimiz var, ona bir yuva hazırlayalım."
Evde küçük bir cam kâse buldular. Zeynep kâsenin içine yumuşak bir yaprak koydu. Nar tanesini yaprağın üstüne bıraktı. Nar Tanesi ışıldadı, sanki rahatlamıştı.
— "Teşekkür ederim… Ama kalbim çok sıkışıyor. Kardeşlerimi merak ediyorum."
Zeynep’in gözleri doldu. Bir nar tanesinin bile özlem duyabilmesi ona çok dokunmuştu.
— "Ben de bazen arkadaşlarımı özlüyorum. Okul kapalıyken evde kalınca içim daralıyor."
— "Özlemek, bağ demektir. Bağ varsa sevgi var."
Zeynep bu cümleyi duyunca nar tanesinin küçücük olmasına rağmen ne kadar bilge olduğunu düşündü.
O gün boyunca Zeynep nar tanesini yanında taşıdı. Bahçeye çıktılar, nar ağaçlarının altına oturdular. Dede, narların nasıl yetiştiğini, çiçek açtığını, güneşle dolduğunu anlattı. Nar Tanesi de dinledi; bazen parladı, bazen sanki hüzünle karardı.
— "Dede, sence bu nar tanesi hangi nardan?"
— "Her nar birbirine benzer, ama her birinin kalbi farklıdır. Bir iz arayacağız."
Zeynep hemen heyecanlandı.
— "İz mi? Nar tanesinin izi mi olur?"
— "Olur. Bazı taneler kokusunu taşır, bazıları sesini. Sabırla bakacağız."
Akşamüstü, Zeynep nar tanesini tekrar kâseye koydu ve dikkatle izledi. O sırada Nar Tanesi birden parlak kırmızıdan hafifçe pembeye döndü.
— "Ben… bir şarkı duyuyorum. Çok uzaktan. Sanki rüzgâr taşıyor."
Zeynep başını bahçeye doğru çevirdi. Rüzgâr yaprakların arasından geçiyor, ince bir hışırtı çıkarıyordu.
— "Ben de duyuyorum. Gel, bahçeye koşalım!"
Dede de peşlerinden geldi. Üçü birlikte ağaçların arasına yürüdüler. Nar Tanesi, Zeynep’in avucunda her adımda biraz daha titreşiyor, bazen de hafifçe ısınıyordu.
— "Sola… hayır, biraz daha sola… Evet! Burada!"
Zeynep bir ağacın önünde durdu. Bu ağaç diğerlerinden biraz daha eğriydi. Dallarından bir nar sarkıyordu; kabuğunda küçük bir çatlak vardı. Çatlağın kenarında, sanki minicik bir boşluk, bir eksiklik görünüyordu.
Nar Tanesi ışıl ışıl parladı.
— "İşte bu! Bu benim evim!"
Zeynep sevinçle gülmek istedi ama içi burkuldu. Çünkü Nar Tanesi’ni geri vermek demek, onu artık avucunda taşımamak demekti. Bir gün içinde bile ona alışmıştı.
— "Seni bırakmak istemiyorum."
Nar Tanesi’nin sesi yumuşadı.
— "Beni sevmen çok güzel. Ama gerçek sevgi, doğru yere bırakmayı da bilmektir."
Zeynep’in gözlerinden bir damla yaş düştü. Dede hemen Zeynep’in omzuna elini koydu.
— "Ağlamak kötü değil kızım. Sevgi bazen gözden taşar."
Zeynep derin bir nefes aldı. Nar Tanesi’ni çatlağa yaklaştırdı. Tam o sırada narın içinden, sanki kardeşlerinin fısıltıları yükseldi. Nar Tanesi, çatlağın kenarından içeri kayarken son bir kez parladı.
— "Zeynep… Sana bir hediye bırakacağım."
— "Ne hediyesi?"
— "Narın kalbini dinlemeyi öğrendin. Bu, en büyük hediye."
Nar Tanesi içeri girince çatlak sanki biraz daha kapanır gibi oldu. Zeynep, narın kabuğuna hafifçe dokundu. Elinin altında sıcak bir canlılık vardı, sanki ağaçla nar birlikte nefes alıyordu.
Zeynep bir süre sessiz kaldı. Sonra dedesine döndü.
— "Dede, içim hem mutlu hem hüzünlü. Böyle olur mu?"
— "Olur. Kalbin büyüyor demektir. Mutluluk tek başına koşmaz, yanında bazen hüzün de yürür."
Zeynep başını salladı. O anda bahçedeki rüzgâr yeniden esti. Yapraklar hışırdadı, sanki nar ağaçları Zeynep’e teşekkür ediyordu.
Ertesi gün Zeynep okula giderken çantasına küçük bir not defteri koydu. Bahçede öğrendiklerini yazmak istiyordu. İlk sayfaya, kendi kendine fısıldar gibi konuştu.
— "Bir nar tanesi bile yuvasını özler. Ben de sevdiklerimi özleyince utanmayacağım."
Okulda arkadaşları ona neden dalgın olduğunu sorunca, Zeynep gülümsedi. Çünkü bir sırrı vardı; ama bu sır, ağır değil, sıcacık bir sırdı.
— "Ben dün bir şey öğrendim. Sevgi bazen elinde tutmak değil, doğru yere bırakmaktır."
Arkadaşları anlamasa da Zeynep’in sesi çok netti. O gün bahçeye döndüğünde ilk işi eğri nar ağacına koşmak oldu. Nar hâlâ oradaydı. Çatlağı hafifçeydi, taneleri içeride parlıyordu.
Zeynep avucunu narın kabuğuna koydu ve gözlerini kapattı. İçinden incecik bir ses geçti, rüzgârla karışmış gibi.
— "Buradayım. Unutmadım."
Zeynep’in yüzü aydınlandı.
— "Ben de unutmadım. İyi ki kayboldun… yoksa seni hiç tanımayacaktım."
Ve bahçede, nar ağaçlarının arasında, küçük bir çocukla küçücük bir nar tanesinin kurduğu bağ, sonbaharın en parlak rengine dönüştü.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın