Neşeli Dolunay Hikayesi
Bir varmış, bir yokmuş. Uçsuz bucaksız çiçek tarlalarının, ışıl ışıl akan küçük derelerin ve akşamları gökyüzünü seyretmeyi seven insanların yaşadığı güzel bir yerde, Parıltıköy adında sevimli bir yer varmış. Parıltıköy’ün en çok sevilen zamanı dolunay geceleriymiş. Çünkü dolunay yükseldiğinde köyün taş yolları inci gibi parlar, ağaçların yaprakları gümüş renkliymiş gibi görünür, herkesin içi sebepsiz yere neşeyle dolarmış. Bu yüzden köyde yaşayanlar dolunaya sadece ay demez, ona mutlu dolunay dermiş.
Parıltıköy’de üç yakın arkadaş yaşarmış. Biri Serra’ymış. Serra, meraklı, güler yüzlü ve her güzel ayrıntıyı fark eden bir çocukmuş. Öbürü Kuzey’miş. Kuzey, kıpır kıpır, hızlı düşünen ve herkesi güldürmeyi seven biriymiş. Üçüncüsü de Aylin’miş. Aylin ise renkleri, şarkıları ve küçük sürprizleri çok seven, çok ince düşünceli bir çocukmuş. Bu üç arkadaş dolunay gecelerini herkesten daha çok severmiş. Çünkü onlara göre dolunay, gökyüzünün kocaman bir sevinç topuymuş.
Bir sabah köy meydanında tatlı bir hareketlilik başlamış. Fırından tarçınlı çörek kokuları yayılıyor, komşular kapılarının önünü süslüyor, çocuklar ellerinde renkli kurdelelerle koşturuyormuş. Serra merakla meydana bakmış.
— "Bugün köyde başka bir neşe var. Sanki herkes aynı anda gülümsüyor."
Kuzey sevinçle dönüp ellerini havaya kaldırmış.
— "Çünkü bu akşam yılın en parlak dolunayı doğacakmış."
Aylin’in gözleri parlamış.
— "O zaman bu geceyi unutulmaz yapmalıyız."
Üç arkadaş hemen büyük çınar ağacının altında toplanmış. Serra dizlerini karnına çekip düşünmeye başlamış. Kuzey bir taşın üstüne çıkıp sanki çok önemli bir duyuru yapacakmış gibi etrafa bakmış. Aylin de elindeki renkli ipleri yanına dizmiş.
— "Bence herkesin yüzünü daha da çok güldürecek bir şey yapalım." demiş Serra.
— "Mesela yarışma olsun." demiş Kuzey. "Koşalım, zıplayalım, kazanana da çörek verelim."
Aylin gülmüş.
— "O da güzel ama ben başka bir şey düşünüyorum. Dolunay zaten gökte parlayacak. Biz de yerde mutluluğu parlatabiliriz."
Serra merakla eğilmiş.
— "Nasıl yani?"
Aylin heyecanla anlatmış.
— "Meydana giden taş yolun kenarlarını süsleyelim. Minik kâğıtlara güzel cümleler yazalım. Renkli fenerler asalım. İnsanlar yürürken hem okusun hem mutlu olsun."
Kuzey bir an durmuş, sonra yüzü kocaman gülmüş.
— "Bu harika. Yani yolun kendisi neşe yolu olacak."
Serra hemen ayağa kalkmış.
— "Tamam, ben cümleleri hazırlarım."
— "Ben ipleri, çubukları ve küçük fenerleri toplarım." demiş Kuzey.
— "Ben de renkli kâğıtları süslerim, üstlerine ay ve yıldız çizerim." demiş Aylin.
Üç arkadaş hiç vakit kaybetmeden işe koyulmuş. Serra evden renkli kalemlerini getirmiş. Aylin, annesinden izin alıp kumaş parçaları ve parlak kurdeleler bulmuş. Kuzey ise komşuları dolaşıp işe yarayacak küçük çubuklar, boş kavanozlar ve sicimler toplamış. Herkes çocukların ne yaptığını merak ediyormuş ama onlar şimdilik bunun sürpriz olduğunu söylüyormuş.
Serra, ilk kâğıda dikkatle bir cümle yazmış. Aylin, etrafına minik aylar çizmiş. Kuzey yazıyı okuyunca gülümsemiş.
— "Burada ne yazıyor?"
Serra gururla okumuş.
— "Gülümseyen yüzler dolunaydan bile parlaktır."
Aylin ellerini birleştirmiş.
— "Çok güzel oldu."
Sonra başka kâğıtlara da yazılar yazmışlar. Birine, bugün neşeni paylaş yazmışlar. Birine, dostluk en güzel ışıktır yazmışlar. Birine de, bu gece gökyüzü kadar kalbin de parlasın yazmışlar. Her cümlenin çevresine farklı süsler eklemişler. Kimi kâğıtta minik bulutlar, kimisinde yıldızlar, kimisinde gülümseyen ay yüzleri varmış.
Öğleye doğru iş büyümüş. Yalnızca üçü değil, başka çocuklar da yardım etmeye başlamış. Yasemin kurdele taşımış, Tamer kavanozların içine minik ışıklar koymuş, Ece de çiçek toplamış. Parıltıköy’ün yolları gitgide şenlenmiş.
Kuzey bir kavanozu havaya kaldırıp sevinçle seslenmiş.
— "Bakın, akşam olunca bunların hepsi pırıl pırıl yanacak."
Aylin çiçekleri taş yolun kenarına dizerken gülmüş.
— "Sanki dolunay yere de inmiş gibi olacak."
Serra da son kâğıtlardan birini bağlarken başını sallamış.
— "Herkes bu yolu yürürken kendini özel hissedecek."
Akşamüstü olduğunda gökyüzü yavaş yavaş turuncudan mora dönmeye başlamış. Evlerden yemek kokuları yükselmiş, meydanda uzun masalar kurulmuş. Fırından yeni çıkan çörekler, meyve tabakları ve sütlü tatlılar sırayla dizilmiş. Köy halkı en temiz giysilerini giymiş. Çocuklar heyecanla taş yolun başında bekliyormuş.
Sonunda ilk parlak ışık dağın arkasından yükselmiş. Dolunay gökyüzünde kocaman, bembeyaz ve gülümser gibi görünüyormuş. O an herkes birden susmuş. Sonra hayranlık dolu sesler yükselmiş. Tam o sırada taş yolun kenarındaki minik ışıklar da yanmaya başlamış. Kavanozların içindeki ışıklar titremiş, kurdeleler hafif rüzgârla dans etmiş, kâğıtlardaki güzel sözler ay ışığında parlamış.
İlk olarak köyün yaşlı terzisi yürümüş yoldan. Bir notu okuyunca yüzü yumuşamış.
— "Ne kadar iç açıcı olmuş bu böyle."
Ardından çocuklar, komşular, dedeler, nineler sırayla geçmiş. Herkes notları okuyup gülümsüyormuş.
Köyün fırıncısı yüksek sesle bir yazıyı okumuş.
— "Bugün neşeni paylaş."
Sonra kahkaha atmış.
— "Ben de herkese birer çörek fazla vereceğim."
Bunu duyan çocuklar sevinçten zıplamış. Serra, Kuzey ve Aylin yolun sonunda durmuş, insanların yüzüne bakıyormuş. Gözleri parlıyormuş ama en çok da kalpleri sevinçle doluymuş.
Bir süre sonra muhtar onları yanına çağırmış.
— "Bu akşamın en güzel sürprizini siz hazırlamışsınız."
Kuzey biraz utanıp başını kaşımış.
— "Sadece herkes daha çok mutlu olsun istedik."
Aylin de gülümsemiş.
— "Dolunay zaten çok güzeldi. Biz de onun sevincine biraz renk ekledik."
Serra usulca eklemiş.
— "Bence mutlu dolunay, tek başına gökte parlayan ay değil. İnsanların birlikte sevindiği gece demek."
Muhtar bu sözleri çok beğenmiş.
— "İşte bu yüzden bu köy güzelleşiyor. Çünkü sizler gibi düşünen çocuklar var."
O sırada meydanda biri ince bir ezgi çalmaya başlamış. Sonra herkes el ele tutuşup yavaş yavaş dönmüş, şarkılar söylemiş. Çocuklar taş yol boyunca koşmuş ama kimse notlara zarar vermemiş. Çünkü o yol artık sıradan bir yol değilmiş. O gece o yol, mutluluğun yürüdüğü yol olmuş.
Kuzey gökyüzüne bakıp kollarını iki yana açmış.
— "Ey mutlu dolunay, bu gece bizi gerçekten çok sevindirdin."
Aylin kahkahasını tutamamış.
— "Bence o da bize bakıp seviniyordur."
Serra başını göğe kaldırmış, dolunayın parlak yüzüne uzun uzun bakmış.
— "Seneye bundan da güzelini yapalım."
Kuzey hemen atılmış.
— "Daha uzun bir neşe yolu."
Aylin de eklemiş.
— "Daha çok ışık, daha çok çiçek, daha çok güzel söz."
Serra da onlara katılmış.
— "Ve daha çok paylaşılmış mutluluk."
Gece ilerledikçe dolunay daha da yükselmiş. Meydandaki kahkahalar, tatlı kokuları ve şarkılar gökyüzüne karışmış. O gece Parıltıköy’de hiç kimse üzgün hissetmemiş. Çünkü herkes aynı ışığın altında, aynı sevinci paylaşmış. Çocuklar eve dönerken bile yüzlerinde kocaman gülümsemeler varmış.
O günden sonra köyde ne zaman dolunay çıksa herkes o geceyi hatırlarmış. Işıklarla süslenen taş yolu, güzel sözleri, paylaşılan çörekleri ve birlikte edilen kahkahaları… Ve köy halkı her defasında aynı şeyi söylermiş.
— "Mutlu dolunay, gökte doğan ay kadar, kalpte büyüyen neşedir."
Böylece Parıltıköy’de her dolunay gecesi yalnızca gökyüzü değil, insanların içi de ışıl ışıl parlamaya devam etmiş.

Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın