Neşeli Helikopter Hikayesi
Yeşil Vadi’nin üstünde sabah güneşi yumuşacık bir ışık gibi yayılırken, çimenlerin üzerindeki çiğ taneleri pırıl pırıl parlıyordu. Kuşlar acele etmeden şarkı söylüyor, rüzgâr da ağaçların yapraklarıyla fısıldaşıyordu. Vadiye bakan küçük hangarın kapısı gıcırdayarak açıldı. İçeriden kırmızı-beyaz gövdeli, burnunda küçük bir gülümseme gibi duran kıvrımlı bir çizgi olan sevimli bir helikopter çıktı: Neşeli Helikopter.
Neşeli Helikopter’in pervanesi dönmeye başlayınca, sanki vadinin uykusu da hafiften dağılmaya başladı. Çünkü herkes bilirdi: Neşeli Helikopter sadece uçmazdı, aynı zamanda doğaya yardım ederdi. Özellikle de ağaçları sulama görevi onun en sevdiği işti. Gövdesinin altına bağlanan su haznesiyle, kuruyan dalları ferahlatır, fidanlara can verir, bazen de yangın tehlikesi olan günlerde orman bekçisi gibi dolaşırdı.
Hangarın önünde, elinde küçük bir not defteriyle bir adam duruyordu. Bu adam Orman Görevlisi Faruk’tu. Faruk, vadinin her ağacını tanırdı. Hangi çamın tepesinde karga yuvası var, hangi ceviz ağacının gövdesinde sincapların sakladığı cevizler durur… Hepsini bilirdi.
Neşeli Helikopter, Faruk’un yanına doğru alçaldı. Tekerleri yere değdiğinde Faruk gülümseyerek el salladı.
— "Günaydın Neşeli Helikopter, hazır mısın?"
— "Günaydın Faruk! Hazırım, hazırım! Bugün hangi ağaçlar susadı?"
Faruk defterini açtı, parmağını sayfalarda gezdirdi.
— "Dün rüzgâr sert esti. Tepedeki fidanların toprağı daha çabuk kurumuş. Bir de dere kenarındaki söğütler iyi ama yamaçtaki çamlar biraz halsiz görünüyor."
Neşeli Helikopter’in pervanesi hafiften hızlandı, sanki heyecanlanmıştı.
— "O zaman önce tepeye! Fidanlar beklemez. Su, arkadaşların en güzel hediyesi."
Faruk güldü.
— "Senin bu iyimserliğin bazen bana da güç veriyor."
— "İyimserlik değil Faruk, görev bilinci! Hem… ağaçlar konuşamıyor diye üzülmüyorlar sanma. Yapraklarıyla anlatıyorlar."
Faruk göz kırptı.
— "Peki, bugün yaprakları daha parlak yapalım."
Neşeli Helikopter, su haznesinin dolu olduğundan emin olmak için göstergelerine baktı. Her şey hazırdı. Sonra yavaşça yükseldi, hangarın üzerinden süzüldü ve Yeşil Vadi’nin göğüne doğru tırmandı. Aşağıda Faruk küçük bir nokta gibi kalırken, Neşeli Helikopter ormanın üstüne ulaşmıştı bile.
Tepeye yaklaşınca, küçük bir açıklığın içinde dikilmiş minik fidanlar gördü. Bazılarının yaprakları sanki boynunu bükmüş gibi duruyordu. Neşeli Helikopter içinden “Tam zamanında geldim” dedi. Kendi kendine konuşmayı severdi; çünkü düşüncelerini düzenli tutmak ona iyi gelirdi.
Tam suyu bırakmaya hazırlanırken aşağıdan ince bir ses duydu. Bir ağacın dalında, küçük bir sincap zıplıyor, telaşla el kol hareketi yapıyordu. Sincabın adı Mert’ti. Ormanın en meraklı, en hızlı ama aynı zamanda en çabuk panikleyen sincabı.
— "Heey! Neşeli Helikopter! Buraya bak!"
Neşeli Helikopter şaşkınlıkla aşağıya eğildi.
— "Mert? Ne oldu? Neden böyle bağırıyorsun?"
Mert, dalın üstünde iki ayağının üzerinde dikildi, nefes nefese kaldı.
— "Fidanlara su iyi de… şu tarafta bir şey var! Toprak çatlamış, minik bir yuva çökmüş! İçinde kirpi yavrusu olabilir!"
Bu söz Neşeli Helikopter’in içini bir anda ciddiyetle doldurdu. Sulama görevi önemliydi ama bir canın tehlikede olması daha da önemliydi.
— "Bana yerini göster, Mert. Sakin ol. Nefes al."
— "Nefes alıyorum ama kalbim zıplıyor!"
— "Kalbin zıplayabilir, sen de zıplama. Hadi göster."
Mert dalların üzerinden hızlıca ilerledi, Neşeli Helikopter de onu takip ederek biraz alçaldı. Kısa süre sonra, küçük bir çukurun kenarında çökmüş toprağı gördü. Gerçekten de orada minik bir oyuk vardı. Neşeli Helikopter, pervanesini çok yavaşlattı. Rüzgârı fazla olursa toprak daha çok dağılabilirdi.
Aşağıdan hafif bir hışırtı geldi. Bir çift minicik göz karanlıktan parladı. Korkmuş bir kirpi yavrusu, iğnelerini kabartmaya çalışıyor ama daha küçücük olduğu için pek de başarılı olamıyordu.
— "Korkma minik dostum, buradayım." diye fısıldadı Neşeli Helikopter.
Mert hemen atıldı.
— "Ben ona ceviz getirebilirim! Ceviz kirpiye iyi gelir mi?"
Neşeli Helikopter gülümser gibi oldu.
— "Kirpiler böcek sever Mert. Ama niyetin güzel. Şimdi önce onu güvene alalım."
Neşeli Helikopter, haznesindeki suyu bu kez farklı bir amaç için kullanacaktı. Çok az suyu ince bir akışla toprağın kenarına bırakıp toprağı yumuşatabilirdi. Böylece çökme tehlikesi azalır, yuva açılabilir hale gelirdi. Dikkatle suyu damla damla bıraktı. Toprak yumuşadı, çatlakların sertliği azaldı.
Mert heyecanla aşağı baktı.
— "Şimdi çıkarabilir miyiz?"
— "Elimiz yok ama aklımız var."
Neşeli Helikopter telsizini açtı ve Faruk’u aradı.
— "Faruk! Tepe açıklığındayım. Bir kirpi yavrusu yuvası çökmüş. Yardıma ihtiyaç var."
Telsizden Faruk’un sesi hemen geldi.
— "Anlaşıldı Neşeli Helikopter. Hemen geliyorum. Yer tarif et."
— "Büyük kayanın kuzeyinde, üç fidanın yanında. Mert yanımda."
— "Mert mi? Yine bir şeyleri karıştırmıştır."
Mert hemen bağırdı.
— "Karıştırmadım! Kurtardım!"
Neşeli Helikopter araya girdi.
— "Faruk, hızlı ama sakin gel. Pervanemle fazla rüzgâr yapmıyorum."
— "Merak etme, birkaç dakikaya oradayım."
Beklerken Neşeli Helikopter, fidanları da unutmadı. Kirpi yavrusunun olduğu bölgeyi güvenli tutarken, fidanların üstüne çok hafif bir su serpiştirdi. “Hem görevi yaparım hem de kalpleri korurum” diye düşündü.
Mert, kirpi yavrusuna seslenmeye çalıştı.
— "Hey minik iğneli top! Korkma, seni çıkaracağız."
Kirpi yavrusu ürkekçe kıpırdadı.
— "Ben… ben annemi istiyorum."
Neşeli Helikopter ve Mert bir an durakladı. Ormanda konuşan hayvanlara şaşırmak kimseye yakışmazdı; burada kalplerin dili bazen kelimelere dönüşürdü.
— "Anneni bulacağız." dedi Neşeli Helikopter yumuşak bir tonla. — "Önce seni güvenli bir yere alacağız."
Mert’in gözleri dolu dolu oldu.
— "Annesi gelmezse ne olacak?"
— "Gelir." dedi Neşeli Helikopter. — "Ama gelmezse biz varız. Faruk var. Orman var. Sen varsın."
Mert burnunu çekti.
— "Ben varım, evet."
Bir süre sonra, uzaktan ayak sesleri ve dal hışırtıları geldi. Faruk, sırtında küçük bir çanta, elinde hafif bir kazma ve kalın eldivenlerle geldi. Durumu görünce hemen çömeldi.
— "Aferin size. Doğru yapmışsınız, toprağı yumuşatmışsın Neşeli Helikopter."
— "Pervanemle karıştırmaktan korktum."
Faruk başını salladı.
— "Haklısın. Şimdi ben dikkatlice açacağım."
Faruk, çöken toprağı nazikçe kazdı. Kirpi yavrusu titriyordu. Faruk eldivenli elleriyle yavruyu yavaşça tuttu ve dışarı çıkardı. Yavru, önce bir top gibi büzüldü, sonra Faruk’un sıcak eldiveninde güvende olduğunu anladı.
— "Tamam minik dostum, güvendesin."
Mert sevinçle zıpladı.
— "Yaşasın! Yaşasın!"
Kirpi yavrusu gözlerini kırpıştırdı.
— "Annem?"
Faruk etrafa baktı.
— "Annen yakınlardadır. Yuva çökmüş, o da paniklemiş olabilir."
Neşeli Helikopter havadan geniş bir daire çizdi. Çevreyi taradı. Derken çalılıkların arasında bir hareket gördü. Daha büyük bir kirpi, telaşla etrafa bakıyordu. Onun da gözleri endişeyle doluydu.
— "Faruk! Çalılığın orada anne kirpi var!"
Faruk, anne kirpinin olduğu yöne yavaşça yaklaştı. Elindeki yavruyu yere, yumuşak yaprakların üstüne bıraktı. Yavru hemen kıpırdadı.
— "Anne!"
Anne kirpi bir anda koştu, yavrusuna sarıldı. O an, Yeşil Vadi’nin rüzgârı bile bir an durup dinlemiş gibi oldu.
— "Korkuttun beni." dedi anne kirpi.
— "Yuva çöktü." dedi yavru kirpi ince bir sesle. — "Ama Neşeli Helikopter ve Mert yardım etti."
Anne kirpi başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Neşeli Helikopter biraz daha alçaldı.
— "Teşekkür ederim." dedi anne kirpi. — "Bazen büyük kahramanlar kükremez. Sadece doğru zamanda doğru yere gelir."
Mert göğsünü kabarttı.
— "Ben de kahraman mıyım?"
Anne kirpi gülümsedi.
— "Sen de. Ama en çok cesaret, korkarken bile doğruyu yapmaktır."
Mert yutkundu.
— "Ben çok korktum."
— "O zaman çok cesurmuşsun."
Bu söz Mert’i öyle duygulandırdı ki, bir an sessiz kaldı. Neşeli Helikopter de içinden sıcak bir dalga geçtiğini hissetti. Yardım etmek sadece görev değil, bazen birinin kalbine dokunmaktı.
Faruk ayağa kalktı, defterine bir şeyler not etti.
— "Yuvayı daha güvenli bir yere taşıyalım. Bu çatlak toprak tekrar çöker."
Neşeli Helikopter hemen atıldı.
— "Ben suyla toprağı sabitleyebilirim. Üstüne de yaprak sereriz."
— "İyi fikir." dedi Faruk.
Birlikte çalıştılar. Neşeli Helikopter toprağı uygun miktarda ıslattı, Faruk yuvanın etrafını düzenledi, Mert de ince dallar ve kuru yapraklar taşıdı. Yoruldu ama şikâyet etmedi. Çünkü artık sadece “meraklı sincap” değil, “işe yarayan sincap” olmak istiyordu.
İş bitince Faruk derin bir nefes aldı.
— "Şimdi asıl sulama görevin var Neşeli Helikopter."
Neşeli Helikopter bir an durdu. Fidanları düşündü, çamları düşündü, söğütleri düşündü. Bir de anne kirpinin gözlerindeki minneti…
— "Haklısın Faruk. Doğa bir bütündür. Bir yavruyu korumak da, bir ağacı sulamak da aynı iyiliğin parçası."
Mert başını salladı.
— "Ben de artık anladım. Su sadece içmek için değil, yaşatmak için."
Neşeli Helikopter gülerek yükseldi.
— "O zaman benimle gelir misin Mert? Aşağıdan ağaçları izleyip hangilerinin susadığını söyleyebilirsin."
Mert gözlerini büyüttü.
— "Uçabilir miyim?"
Faruk hemen araya girdi.
— "Uçamazsın ama koşabilirsin. Tepe yolundan aşağı inerken bana eşlik edersin. Neşeli Helikopter de havadan bize eşlik eder."
Mert biraz buruldu ama sonra aklına başka bir şey geldi.
— "Ben koşarken ağaçlara bakarım! Yaprakları sarkmış olanları görürüm!"
Neşeli Helikopter onayladı.
— "Harika. Sen yerden gözlemci, ben gökten sulamacı."
Böylece görev yeniden başladı. Neşeli Helikopter, vadi boyunca uçtu. Çamların üstüne serin su damlaları bıraktı. Fidanların toprağına nazikçe su serpti. Dere kenarındaki söğütlere ise sadece hafif bir serinlik verdi, çünkü onlar zaten suya yakın oldukları için çok susamıyordu.
Her su bırakışında ağaçların yaprakları sanki bir an titriyor, sonra daha canlı duruyordu. Neşeli Helikopter bunu görünce içi sevinçle doluyor, pervanesi daha neşeli dönüyordu.
Aşağıda Faruk ve Mert yürüyordu. Mert ara sıra bağırıyordu.
— "Faruk! Şu ardıç ağacı biraz üzgün görünüyor!"
Faruk gözlerini kısıp bakıyordu.
— "Evet, toprağı sertleşmiş. Neşeli Helikopter’e söyle."
Mert hemen göğe sesleniyordu.
— "Neşeli Helikopter! Ardıç ağacına biraz su!"
Neşeli Helikopter de yukarıdan cevap veriyordu.
— "Anlaşıldı! Ardıç görevi başlıyor!"
Bu küçük ekip, gün boyunca ormanın bir yanından diğer yanına yardımlaştı. Bazen güneş yorucu oldu, bazen rüzgâr pervaneye çarptı, bazen de su haznesi azaldı. Ama her seferinde hangara dönüp suyu doldurdular ve yeniden çıktılar.
Akşamüstü güneş turuncuya dönmeye başladığında, Yeşil Vadi’nin üstünde farklı bir huzur vardı. Ağaçlar daha canlı, kuşlar daha keyifli, dere daha şırıl şırıldı. Neşeli Helikopter hangara geri döndüğünde Faruk kapıda bekliyordu. Mert de yanında, artık yorgun ama gururluydu.
Neşeli Helikopter yere indi. Pervanesi yavaşladı ve durdu. Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Faruk konuştu.
— "Bugün sadece ağaçları sulamadın."
Neşeli Helikopter şaşırdı.
— "Başka ne yaptım?"
Faruk gülümsedi.
— "Bir yavruyu annesine kavuşturdun. Bir sincap arkadaşımıza cesaretin ne olduğunu gösterdin."
Mert hemen atıldı.
— "Ben çok korktum ama… yine de bağırdım. Yardım istedim."
Neşeli Helikopter yumuşak bir sesle cevap verdi.
— "İşte en doğru şey buydu. Yardım istemek de cesarettir."
Mert’in gözleri yine doldu, ama bu kez utanmadı.
— "Ben yarın da yardımcı olmak istiyorum."
Faruk başını salladı.
— "Yarın da işimiz var. Ama önce dinlenmek var."
Neşeli Helikopter hangarın içine doğru ilerlerken, dışarıdan rüzgârın tatlı sesi geliyordu. Ormanın içinde, anne kirpi yavrusunu yeni yuvaya yatırmış, minik kirpi gözlerini kapatırken mırıldanıyordu.
— "İyi ki varsın Neşeli Helikopter."
Neşeli Helikopter bunu duymadı belki, ama sanki gövdesinin içinde bir sıcaklık hissetti. Çünkü doğaya yardım etmek, bazen duyulmayan bir teşekkürün bile kalpte yankılanması demekti.
O gece Yeşil Vadi daha derin bir uykuya daldı. Ağaçlar suya doymuştu, toprak yumuşamıştı, kalpler de biraz daha büyümüştü. Neşeli Helikopter ise hangarda gözlerini kapatırken, ertesi günün görevlerini düşünüyordu.
Ve içinden tek bir cümle geçirdi: Doğa mutluysa, ben de mutluyum.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın