Ninjago Hikayesi

Pelin Kaya 18.01.2026 64 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 0 Yorum
Ninjago Hikayesi
Sesli Masal

Ninjago Şehri sabah ışıklarıyla parıldarken, Monastery of Spinjitzu’nun avlusunda tatlı bir telaş vardı. Kai, bir yandan antrenman kılıcını çevire çevire yürürken bir yandan da yüzünü buruşturuyordu. Jay ise her zamanki gibi fazla heyecanlıydı; elindeki küçük tornavidayı sanki bir sihirli değnek gibi sallıyordu. Zane sessizce çevreyi tarıyor, Cole nefesini düzenleyip zemindeki taşlara ritim tutar gibi basıyor, Nya ise bir köşede yeni yaptığı su yönlendirme halkasını kontrol ediyordu. Lloyd, Sensei Wu’nun yanında duruyor, rüzgârın getirdiği hafif deniz kokusunu içine çekiyordu.

Sensei Wu, elindeki çay fincanını yere bıraktı ve gözlerini ufka çevirdi. Uzakta, şehrin üzerinde garip bir bulut kümesi kıpırdanıyordu; sanki bulutlar kendi kendine fısıldaşıyor gibiydi.

"Sensei, o bulutlar normal değil, değil mi?" dedi Lloyd, kaşlarını çatarak.

"Bulutların bile bir dili vardır, Lloyd." diye karşılık verdi Sensei Wu. "Ve bugün… endişeli konuşuyorlar."

Kai hemen atıldı.

"Endişeli bulut mu olur? Bulut dediğin yağar geçer."

Jay kıkırdadı, ama kıkırdaması kısa sürdü; gökyüzündeki bulut kümesinden bir parıltı düştü. Parıltı, ince bir ışık çizgisi gibi süzülerek avlunun ortasına kondu ve küçük bir metal fener ortaya çıktı. Fener, sanki nefes alır gibi hafifçe titreşiyordu.

Nya fenerin yanına çömeldi, dikkatle baktı.

"Bu, Ninjago Şehri’nin eski sokak fenerlerine benziyor… ama çok daha küçük."

Zane, fenerin üzerindeki kabartmayı inceledi.

"Üzerinde bir ejderha motifi var. Ayrıca enerji izleri alışılmadık düzeyde kararlı."

Cole, fenerin etrafında tur atıp kulağını yaklaştırdı.

"İçeriden… minik bir tıkırtı geliyor. Sanki bir şey yürüyormuş gibi."

Jay heyecanla ellerini ovuşturdu.

"Bence içinde minik robot var. Ben bakabilirim. Yani… nazikçe."

Kai gözlerini devirdi.

"Senin nazikçe dediğin şey genelde patlama ile bitiyor."

Sensei Wu elini kaldırdı, tartışmayı yumuşattı.

"Fener bir mesaj taşıyor. Ama mesaj, kelimelerle değil… hislerle."

Lloyd fenerin üzerine elini koydu. Önce serin bir ürperti geçti, sonra kalbinin içinde sıcak bir kıvılcım yakıldı. Bir anlığına kendini Ninjago Şehri’nin sahilinde, sisli bir iskelede gördü. İskelenin ucunda, gökyüzüne bağlı gibi duran dev bir bulut kapısı vardı. Kapıdan ince ince altın ışık sızıyor, ışık sızdıkça bulutlar daha da gerginleşiyordu.

Lloyd gözlerini açtığında nefesi hızlanmıştı.

"Şehirde… bulutlardan bir kapı var. Bir şey açılmak üzere."

Nya ayağa kalktı, yüzündeki ifade kararlıydı.

"O zaman beklemeyelim. Hadi gidelim."

Kai anında kılıcını omzuna aldı.

"Sonunda gerçek bir iş. Hadi bakalım."

Sensei Wu, hepsine tek tek baktı.

"Giderken sadece gücünüzü değil, neşenizi de götürün. Bazen en büyük kilit, gülümsemeyle açılır."

Jay şaşkın ama mutlu bir yüzle başını salladı.

"Benim gülümsemem kilit açarsa şaşırmayın. Bazen dişlerim bile parlak."

Takım Bounty’ye atlayıp Ninjago Şehri’ne doğru ilerledi. Şehre yaklaşırken bulutlar gerçekten de tuhaf davranıyordu: Sokakların üstünde birbiriyle birleşen, sonra ayrılan bulut şeritleri vardı; sanki gökyüzü, kendi kendine düğüm atıyordu. İnsanlar şaşkın gözlerle yukarı bakıyor, bazıları korkuyla geri çekiliyor, bazı çocuklar ise bulutların şekillerini ejderhaya benzetip gülüyordu.

Bounty sahile yakın bir yere indi. İskelenin ucunda, Lloyd’un gördüğü gibi, buluttan yapılmış dev bir kemer duruyordu. Kemerin içinde kıvrılan altın ışık, bir nehir gibi akıyor; ışık aktıkça fener direkleri hafifçe titriyordu.

Cole, iki elini yumruk yaptı.

"Tamam. Bu benim sevdiğim türden tuhaf."

Zane, kemere doğru bir adım atıp durdu.

"Enerji alanı, duygusal frekanslara tepki veriyor. Korku artarsa kapı genişliyor."

Nya gözlerini kıstı.

"Yani insanlar korktukça işler kötüleşiyor."

Kai dişlerini sıktı.

"O zaman korkmalarına izin vermeyiz."

Jay bir anda yan taraftaki küçük bir çocuğu fark etti. Çocuk, annesinin elini sıkı sıkı tutuyor, gözleri dolu dolu kemere bakıyordu. Jay diz çöktü, sesini yumuşattı.

"Hey, korkma. Bulutlar bazen sadece oyun oynar."

Çocuk titrek bir nefes aldı.

"Ama… ya gökyüzü düşerse?"

Jay göz kırptı, eliyle havada bir halka çizdi.

"Gökyüzü düşmez. Eğer düşerse, ben onu kabloyla yukarı asarım."

Çocuk gülmeye başladı. O gülüş, etraftaki birkaç kişiye daha bulaştı. İnsanlar derin nefes aldı, omuzları biraz gevşedi. Kemerin içindeki ışık bir anlığına daraldı; sanki bulut kapısı, gülüşe kızmış gibi geri çekilmişti.

Lloyd bunu fark edip umutla konuştu.

"Sensei haklıydı. Neşe işe yarıyor."

Tam o sırada bulut kemerinden ince bir gölge sızdı. Gölge, dumandan yapılmış küçük bir yaratık gibi kıvrıldı; ama korkutucu olmak yerine hüzünlü görünüyordu. Yaratığın gözleri, yağmur damlası kadar parlak ve üzgündü. İnsanların yanında dolaştıkça, onların yüzlerinden gülümseme eksiliyor, yerini endişe alıyordu.

Nya, eliyle su halkasını hazırladı.

"Bu şey… insanların neşesini emiyor."

Zane başını salladı.

"Büyük olasılıkla bulut kapısını beslemek için."

Kai ileri atıldı.

"O zaman onu durdururuz."

Lloyd elini kaldırdı; saldırmadan önce yaratığa bakmak istiyordu. Yaratık, sanki kaçmak ister gibi kemere doğru kıvrıldı ama Lloyd’un gözlerinin içine bakınca duraksadı. Lloyd’un içini bir duygu kapladı: yalnızlık. Sanki bu küçük gölge, uzun zamandır kimseyle konuşmamıştı.

Lloyd sakin bir adımla yaklaştı.

"Sen kimsin?"

Gölge, ince bir rüzgâr sesi gibi titredi. Konuşması boğuk, ama duyulurdu.

"Ben… Bulutların Nöbetçisi… ama artık kimse beni hatırlamıyor."

Jay, fısıltıyla Lloyd’a yaklaştı.

"Dostum… gölgeyle sohbet mi ediyorsun?"

"Evet." dedi Lloyd kararlılıkla. "Çünkü saldırmak kolay. Anlamak zor."

Cole hafifçe gülümsedi.

"Lloyd büyümüş."

Gölge, kemerin içindeki ışığa baktı, sesi daha da kırıldı.

"İnsanlar korkunca kapı açılıyor. Kapı açılınca… içerdeki fırtına serbest kalıyor. Ben fırtınayı tutmak için vardım. Ama yalnız kaldım. Gücüm azaldı."

Nya’nın yüzü yumuşadı.

"Yalnız kalınca herkesin gücü azalır."

Zane bir adım öne çıktı.

"Fırtınayı tutmak için korku değil, denge gerekir. Denge için de güven."

Kai kılıcını indirdi, sertliği azaldı.

"Tamam. Biz buradayız. Ne istiyorsun?"

Gölge bir an durdu; sonra feneri işaret etti. Fener hâlâ Lloyd’un cebindeydi, hafifçe titreşiyordu.

"O fener… Altın Ejderha’nın Gülüşü. Onu yakarsanız kapı kapanır. Ama… yalnızca gerçek bir sevinçle."

Jay, burnunu çekip dramatik bir şekilde göğsünü kabarttı.

"Gerçek sevinç mi? Bende bol. Mesela… kahvaltıda iki kez krep yedim."

Nya Jay’e baktı.

"O gerçek sevinç değil, Jay. O… Jay’lik."

Cole, çevrede toplanan insanlara seslenmek için elini kaldırdı. İnsanlar merakla yaklaştı. Lloyd, feneri avucuna alıp herkesin görebileceği şekilde kaldırdı.

"Korkmayın!" diye bağırmadı; daha sakin konuştu, çünkü sakinlik daha hızlı yayılırdı. "Bu kapı korkuyla büyüyor. Ama gülüşle küçülüyor. Birlikte başarabiliriz."

Bir kadın, yanında duran yaşlı adama sarıldı. Yaşlı adam derin nefes aldı, gözleri doldu ama gülümsedi. Bir çocuk, yere çömelip kumdan minik bir ejderha yaptı ve arkadaşına gösterdi. İki kardeş aynı anda kahkaha attı. Bir dükkân sahibi, kapısının önüne çıkıp sıcak çörek uzattı. Küçük iyilikler, kıyı boyunca çoğaldı.

Jay, bir anda kendi kendine bir şey icat eder gibi cebinden minik bir düdük çıkardı; düdüğü öttürdü, komik bir melodi çıktı. Çocuklar gülmeye başladı. Cole, abartılı bir dans adımı attı; Kai bile tutamadı, yüzü istemsizce güldü. Zane, ciddiyetini bozmadan bir kar topu şekline benzeyen bulut figürü yaptı; Nya buna bakıp kahkaha attı.

Lloyd, o an fenerin ısındığını hissetti. Fenerin camı altın gibi parladı. İçinde, incecik bir ışık alevi yandı. Alevin rengi ateş gibi sert değil; gün batımı gibi yumuşaktı.

Gölge nöbetçi, ilk kez rahat bir nefes aldı.

"İşte bu… gerçek sevinç."

Bulut kapısı titredi. Altın ışık geri çekilmeye başladı. Kemer daraldı, daraldı, sonunda bir saç teli inceliğine geldi. Sonra bir puf sesiyle dağıldı; bulutlar normal şekline dönüp gökyüzünde sakin bir yol çizdi.

İskeledeki rüzgâr yumuşadı. İnsanların yüzlerindeki gerginlik çözüldü. Küçük gölge nöbetçi, artık daha az gölgeydi; sanki içine biraz ışık dolmuştu.

Lloyd eğilip ona baktı.

"Şimdi ne olacak?"

Gölge, bir bulut parçası gibi hafifledi.

"Ben… nöbetime döneceğim. Ama artık yalnız değilim. Beni hatırlayanlar var."

Nya gülümsedi.

"Ninjago Şehri seni hatırlar."

Kai omzunu silkti ama sesi yumuşaktı.

"Bir daha böyle kapı açmaya kalkarsan önce gelip bize haber ver."

Jay hemen atladı.

"Evet! Mesela ben mesaj almayı severim. Özellikle bulutlardan geleni."

Zane, fenerin alevine baktı.

"Altın Ejderha’nın Gülüşü, bir enerji kaynağı değil. Bir bağ."

Cole kollarını kavuşturdu, etrafa bakıp içten bir nefes verdi.

"Düşman dövmeden günü kurtardık. Garip ama… güzel."

Sensei Wu’nun sesi, sanki rüzgârla beraber gelmiş gibi kulaklarında yankılandı; yanlarında değildi ama sözleri içlerindeydi: Neşe, bazen en güçlü Spinjitzu’dur.

Lloyd, feneri dikkatle kapattı; artık titremiyordu, sakinleşmişti.

"Bugün öğrendik ki…" dedi Lloyd, arkadaşlarına bakarak, "korku bulaşıcıysa, gülüş de bulaşıcı."

Jay iki elini havaya kaldırdı.

"O zaman ben resmen bulaşıcıyım!"

Nya, Jay’in omzuna hafifçe vurdu.

"Sadece bulaşıcı değil, bazen gürültülüsün."

Hepsi güldü. Ve Ninjago Şehri’nin üstünde bulutlar, bu kez endişeyle değil, huzurla konuştu.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın