Obur İnek Hikayesi

Pelin Kaya 08.01.2026 57 Okunma Sayısı Hayvanlar Alemi Hikayeleri 0 Yorum
Obur İnek Hikayesi
Sesli Masal

Yeşil tepelerin arasında, çiçeklerin rüzgârla fısıldaştığı, derelerin gülerek aktığı bir çiftlik vardı. Bu çiftlikte herkes birbirini tanır, sabahları güneşle uyanır, akşamları yıldızlarla uyurdu. Tavuklar erken kalkar, koyunlar düzenli yürür, köpekler nöbet tutardı. Ama bu çiftlikte bir de Miskin vardı. Miskin, adından da anlaşılacağı gibi, obur bir inekti. Yemeği çok severdi; hatta fazla severdi. Ot, saman, yonca, elma kabuğu, pancar yaprağı… Ne bulsa gözleri parlar, midesi konuşurdu.

Miskin’in kocaman gözleri, yemeği görünce daha da kocaman olurdu. Sabah çiyinin kokusunu alır almaz ahırın kapısına yanaşır, çiğnemeye başlamak için sabırsızlanırdı. Oysa çiftlikte bir düzen vardı: Herkes payına düşeni yer, başkasının payına göz dikmezdi. Miskin ise çoğu zaman bu düzeni unuturdu.

Bir sabah, güneş daha yeni yükselirken, tavukların kümesten çıktığını gören Miskin dayanamayıp seslendi.

— "Günaydın herkes! Bugün kahvaltı erken mi başlıyor?"

Tavukların en yaşlısı olan Suna, gagasını düzeltti.

— "Günaydın Miskin. Her zamanki gibi, acele etmene gerek yok."

Miskin, Suna’nın sözünü dinlemedi. Yemi dağıtan çiftçi Hasan gelmeden önce bile etrafı kolaçan etmeye başladı. O sırada küçük kuzu Efe, annesiyle birlikte otluğa yürüyordu. Miskin onların önüne geçip başını eğdi.

— "Efe, sen küçüksün, az yersin. Şu taze otlardan birazını bana versene."

Efe şaşkınlıkla annesine baktı. Annesi sakin ama kararlıydı.

— "Miskin, herkesin payı ayrı. Senin de payın birazdan gelecek."

Miskin homurdandı, kuyruğunu salladı ama geri çekildi. Yine de içinden bir ses, daha fazlasını istemeye devam ediyordu. Çünkü Miskin yalnızca aç değildi; alışkanlıkları da açtı.

Hasan çiftliğe geldiğinde yemleri dağıttı. Miskin payını aldı ama yetmedi. Yan gözle koyunların yemine baktı, sonra tavukların önündeki kırıntılara. Bir fırsat kolladı. Koyunlar suya gidince sessizce onların yemliğine uzandı. Çiğnerken mutluydu, ta ki çoban köpeği Karakız onu fark edene kadar.

— "Miskin, orası senin değil!"

Miskin irkildi, ağzı doluyken başını kaldırdı.

— "Ben sadece tadına baktım."

Karakız kaşlarını çattı.

— "Tadına bakmak da almak sayılır."

Miskin geri çekildi ama yüzünde pişmanlıktan çok kızgınlık vardı. İçinden, kimseye zarar vermediğini düşünüyordu. Oysa zarar bazen görünmezdi.

Öğleye doğru hava ısındı. Miskin gölgede dinlenmek istedi ama midesi şiştiği için huzursuzdu. Yine de aklı yemekteydi. Derken çiftlikte bir haber dolaştı: Hasan akşam için büyük bir şenlik hazırlıyordu. Herkes için taze sebzeler, meyveler ve özel yemler gelecekti. Bu haber Miskin’in kulaklarında çınladı.

— "Şenlik mi? Demek ki bol yemek var!"

Miskin’in sevinci gözlerinden taşarken, keçi Ayşe ona yaklaştı.

— "Miskin, bu şenlik herkes için. Ama payını bilmek önemli."

Miskin gülümsedi.

— "Merak etme Ayşe, ben paylaşmayı bilirim."

Ayşe, bu söze pek inanmadı ama tartışmadı. Çünkü bazen dersler sözle değil, yaşanarak öğrenilirdi.

Akşamüstü hazırlıklar başladı. Meyveler kasalara dizildi, yemler ölçüldü. Herkes heyecanlıydı. Miskin ise sabırsızdı. Sıra beklemek ona zor geliyordu. Kasalardan birinin başına yanaşıp burnunu uzattı. Elmalar taze ve parlaktı. Dayanamayıp bir tane kaptı. Ardından bir tane daha. Derken Hasan onu gördü.

— "Miskin, beklemen gerek."

Miskin başını eğdi.

— "Çok açım."

Hasan yumuşak ama net konuştu.

— "Aç olmak almak için izin vermez. Birlikte yiyeceğiz."

Miskin geri çekildi ama aklı hâlâ kasalardaydı. Şenlik başladığında herkes sıraya girdi. Miskin sırada durdu ama gözleri önündeki tabaklara kilitlendi. Kendi payını aldıktan sonra yetmediğini düşündü. Yanındaki ördek Cem’in tabağına baktı.

— "Cem, senin payın fazla. Birazını bana vermez misin?"

Cem başını salladı.

— "Benim payım bu. Seninkini bitir, sonra konuşuruz."

Miskin’in içi sıkıldı. Bir anlık bir kararla Cem’in tabağından bir parça kaptı. Ortalık bir anda sessizleşti. Herkes Miskin’e baktı. Miskin’in yüzü kızardı.

— "Ben… ben fark etmeden oldu."

Sessizlik ağırdı. Hasan derin bir nefes aldı.

— "Miskin, bu davranış başkalarını üzer."

O an Miskin ilk kez gerçekten utandı. Karnı dolu olmasına rağmen kalbi boşalmıştı. Şenlik neşesi yerini düşünceli bir havaya bıraktı. Miskin geri çekildi, gölgenin altına oturdu. Gözleri doldu.

Küçük kedi Zeynep yanına geldi.

— "Neden üzgünsün?"

— "Herkesi kırdım. Ama niyetim kötü değildi."

Zeynep başını salladı.

— "Niyet ve sonuç bazen farklı olur."

Miskin uzun süre düşündü. İlk kez yemeği değil, başkalarının yüzlerini düşündü. Kuzu Efe’nin şaşkın bakışı, Cem’in kırgınlığı, Hasan’ın sessizliği… Hepsi kalbine dokundu. O an bir karar verdi.

Şenliğin sonuna doğru Miskin ayağa kalktı. Herkes ona baktı. Miskin derin bir nefes aldı.

— "Herkesten özür dilerim. Payıma razı olmadım, bencillik ettim."

Bir süre sessizlik oldu. Sonra Suna öne çıktı.

— "Özür dilemek cesaret ister."

Cem de başını salladı.

— "Paylaşmayı öğrenirsek birlikte daha mutlu oluruz."

Hasan gülümsedi.

— "Hatalar ders içindir."

Miskin’in içi hafifledi. O akşam, karnı değil ama kalbi doydu. Ertesi gün yeni bir başlangıç yaptı. Sabah payını yedi, fazlasına uzanmadı. Hatta Efe’ye taze bir yaprak uzattı.

— "İstersen paylaşabiliriz."

Efe gülümsedi.

— "Teşekkür ederim."

Günler geçti. Miskin alışkanlıklarını değiştirdi. Yemek hâlâ güzeldi ama paylaşmak daha güzeldi. Çiftlikte düzen yeniden kuruldu. Miskin artık oburluğuyla değil, öğrendiği dersle anılıyordu. Ve her şenlikte, sıranın en sonunda bekleyip sabırla gülümsüyordu. Çünkü gerçek doyumun, yalnızca midede değil, kalpte olduğunu öğrenmişti.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın