On iki Dans Eden Prenses Hikayesi

Pelin Kaya 13.12.2025 84 Okunma Sayısı Prenses Hikayeleri 0 Yorum
On iki Dans Eden Prenses Hikayesi
Sesli Masal

Geniş ovaların ardında, gümüş rengi bir nehrin kıyısına kurulmuş Aydoru Krallığı varmış. Bu krallık uzaktan bakıldığında sessiz, hatta biraz gizemli görünürmüş. Çünkü her gece, sarayın en yüksek kulesinden ince bir müzik süzülür, sabah olduğunda ise kimse bu müziğin nereden geldiğini tam olarak açıklayamazmış.

Aydoru Kralı Kemal Han, bilge ama yorgun bakışlı bir adammış. On iki kızı varmış ve hepsi prensesmiş. En büyüğünün adı Zehra, en küçüğünün adı ise Elif’miş. Aralarında Merve, Aslı, Derya, Nihan, Selin, Gül, Hande, Bahar, İrem ve Sude de varmış.

Bu on iki prensesin ortak bir sırrı varmış: Her gece, kilitli odalarından çıkıp kimsenin bilmediği bir yere gidiyor, sabaha kadar dans ediyorlarmış.

Ama işin tuhaf tarafı şuymuş… Sabah olduğunda ayakkabıları paramparça olurmuş.

Kral Kemal Han bir sabah yine kızlarının ayakkabılarını görünce derin bir iç çekmiş.

— Bu nasıl olur kızlarım? demiş. — Odalarınız kilitli, pencereler kapalı. Ama her sabah ayakkabılarınız sanki bir şenlikten çıkmış gibi yıpranmış oluyor.

Zehra öne çıkmış, gözlerini yere indirmiş.

— Babacığım, biz sadece odalarımızda biraz dolaşıyoruz, demiş ama sesi titremiş.

Kral, kızlarının bir şey sakladığını anlamış ama onları zorlamak istememiş. Yine de krallığa bir duyuru yaptırmış:

“Kim bu sırrı çözerse, dilediği ödülü alacaktır.”

Günler geçmiş, geceler geçmiş. Gelenler olmuş ama hiçbiri sırrı çözememiş. Çünkü prensesler her gece, kimse fark etmeden gizli bir kapıdan geçip Işığın Altındaki Salon’a gidiyormuş.

Bu salon, yerin yedi kat altında ama karanlık değilmiş. Duvarları ay ışığı gibi parlayan taşlarla kaplıymış. Zemini ise sanki nefes alıyormuş gibi yumuşakmış. Müzik kendi kendine çalar, adımlar ritmi bulurmuş.

Bir gece, en küçük prenses Elif, dans ederken duraksamış.

— Ablalarım… demiş fısıltıyla. — Ya bir gün bu sırrımız ortaya çıkarsa?

Bahar elini Elif’in omzuna koymuş.

— Korkma, demiş. — Buraya kalbimiz temiz olduğu için girebiliyoruz. Kimse bizi incitemez.

Ama o gece, sarayın bahçesinde biri varmış.

Adı Yunus olan genç bir bahçıvan. Sessiz, dikkatli ve meraklıymış. O gece, sarayın zemininde garip bir ışık gördüğünü fark etmiş. Işık, taşların arasından sızıyormuş.

Yunus fısıldamış:

— Bu bir tesadüf olamaz…

Işığı takip etmiş ve gizli kapıyı görmüş. Kapı açıldığında, aşağıdan müzik yükselmiş.

Yunus şaşkınlıkla mırıldanmış:

— Bu… bu bir rüya gibi…

Aşağı indiğinde, on iki prensesi dans ederken görmüş. Ama saklanmış, onları korkutmamak için ses çıkarmamış.

Dans bittiğinde, Zehra birden durmuş.

— Bir şey hissediyorum, demiş. — Biri bizi izliyor.

Yunus saklandığı yerden çıkmış, ellerini kaldırmış.

— Lütfen korkmayın, demiş. — Size zarar vermek için gelmedim.

Prensesler şaşkınlıkla geri çekilmiş. En cesur olan Derya konuşmuş.

— Sen kimsin ve burayı nereden biliyorsun?

— Ben Yunus. Sarayın bahçıvanıyım. Işığı gördüm… ve merak ettim.

Zehra derin bir nefes almış.

— Demek sırrımız artık sadece bize ait değil.

Elif gözleri dolu dolu Yunus’a bakmış.

— Babamız öğrenirse buraya gelmemizi yasaklar, demiş.

Yunus başını sallamış.

— Ben bunu bir sır olarak saklayabilirim, demiş. — Ama bilmenizi isterim… burada dans ederken yüzlerinizde gördüğüm şey mutluluktu. Bu çok kıymetli.

Prensesler birbirine bakmış. İlk kez biri onları yargılamadan dinlemiş.

Merve yumuşak bir sesle sormuş:

— Neden bize yardım edesin?

Yunus gülümsemiş.

— Çünkü bazen insanlar sadece anlaşılmak ister.

O geceden sonra Yunus, prenseslerin gizli dostu olmuş. Ayakkabılarını onarmış, giriş yolunu gizlemiş, kimse fark etmesin diye bahçedeki ışıkları yönlendirmiş.

Ama sırlar sonsuza kadar saklı kalmazmış.

Bir sabah Kral Kemal Han, Yunus’u huzuruna çağırmış.

— Bahçıvan, demiş. — Senin geceleri sarayda dolaştığını söylediler.

Yunus başını eğmiş.

— Doğrudur kralım.

— Ne biliyorsun?

Yunus bir an duraksamış. Sonra kararlı bir sesle konuşmuş.

— Prenseslerinizin dans ettiğini biliyorum. Ama bu bir oyun değil. Bu, onların kalplerini hafifleten bir yol.

Salon sessizleşmiş. Prensesler kapının arkasından dinliyormuş.

Kral uzun süre konuşmamış. Sonra yavaşça ayağa kalkmış.

— Beni oraya götür, demiş.

O gece Kral Kemal Han, Işığın Altındaki Salon’u görmüş. Kızlarını dans ederken izlemiş. Gözleri dolmuş.

— Ben sizi korumaya çalışırken, demiş, — meğer sizi dinlemeyi unutmuşum.

Zehra babasına yaklaşmış.

— Biz sadece dans etmek istedik.

Kral başını sallamış.

— Bundan sonra bu salon yasak değil, demiş. — Ama birlikte paylaşacağımız bir sır olacak.

O günden sonra Aydoru Krallığı’nda her ayın dolunay gecesinde, herkes için küçük bir dans şenliği yapılmış. Prensesler artık gizlenmemiş, Yunus ise sarayın en güvendiği insanlardan biri olmuş.

Ve on iki dans eden prenses, ay ışığı altında sadece adımlarıyla değil, kalpleriyle de iz bırakmış.

Masallar bazen bize şunu fısıldar: İnsan en çok, kendisi gibi olabildiği yerde büyür.

Ve Aydoru Krallığı’nda ışık, hâlâ yerin altından yukarı doğru dans eder.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın