Ördek Yavrusu Hikayesi
Göl kıyısındaki sazlıkların arasında, yumuşacık otlardan yapılmış küçük bir yuvada bir ördek ailesi yaşıyordu. Anne ördeğin adı Meryem’di. Bahar güneşi suyun üstünde pırıl pırıl ışıldarken Meryem, yumurtalarının üstünde sabırla bekliyor, ara sıra kanatlarını düzeltiyor ve yavrularına kavuşacağı günü hayal ediyordu. İçinde tatlı bir heyecan vardı. Çünkü bu, göldeki en güzel sabahlardan birine benzeyen bir başlangıç olacaktı.
Bir sabah yuva hafif hafif kıpırdamaya başladı. Önce bir yumurtada ince bir çatlak oluştu. Sonra bir başkası sallandı. Meryem nefesini tuttu. Derken küçük gagalar kabukları kırdı ve birer birer sarı, pofuduk ördek yavruları dünyaya çıktı. Minik ayaklarıyla yuvanın içinde sendeleyerek dolaşıyor, annelerine sokulup cıvıl cıvıl sesler çıkarıyorlardı. Meryem onları görünce gözleri sevinçle doldu.
Tam o sırada en büyük yumurta da çatladı. Kabuk biraz daha zor kırıldı. İçinden çıkan yavru ötekilerden farklıydı. Tüyleri daha dağınıktı, rengi biraz daha koyuydu, boynu daha uzunca görünüyordu. Ama gözleri öyle yumuşak ve öyle merak doluydu ki, onu gören dikkatle bakmadan geçemezdi. Meryem sevgiyle eğildi ve yavrunun başını gagasıyla okşadı.
— "Hoş geldin benim güzel yavrum."
Diğer yavrular annelerinin etrafında dönmeye başladı. İçlerinden en hareketlisi olan Cemil, yeni kardeşine dikkatle baktı.
— "Anne, bu neden bize benzemiyor?"
Meryem sakin bir sesle cevap verdi.
— "Herkes birbirine benzeyecek diye bir şey yok yavrum. Her yavru kendi gibi güzeldir."
Yeni doğan ördek yavrusu, annesinin sıcak sesiyle rahatladı. Ona Kaan adı verildi. Kaan biraz çekingen bir yavruydu. Kardeşleri gölde yüzme denemeleri yaparken o önce suya uzun uzun bakıyor, dalgaların nasıl kıvrıldığını anlamaya çalışıyordu. İçinde garip bir his vardı. Hem merak ediyor hem de yanlış yapmaktan korkuyordu.
Ertesi gün Meryem tüm yavrularını göle götürdü. Güneş ılıktı, nilüfer yaprakları suyun üstünde salınıyordu. Kurbağalar uzaktan sesleniyor, kamışlar rüzgârla hafifçe eğiliyordu. Yavrular suya atlayınca minik halkalar oluştu. Cemil, Elif, Zeynep ve Murat neşe içinde yüzmeye başladı. Kaan da cesaretini toplayıp suya girdi. İlk anda sendeledi ama sonra ayaklarının suyun içinde ne kadar güzel hareket ettiğini fark etti.
— "Anne, bak! Ben de yüzebiliyorum!"
Meryem gururla gülümsedi.
— "Aferin sana Kaan, hem de çok güzel yüzüyorsun."
Ama kıyıdaki birkaç kaz yavrusu kıkırdamaya başladı.
— "Şuna bakın, ne tuhaf görünüyor."
— "Boynu da uzun, tüyleri de karışık."
Bu sözleri duyan Kaan’ın içi burkuldu. Bir anda göl ona eskisi kadar güzel görünmemeye başladı. Az önce parlayan su, şimdi sanki biraz soğumuştu. Başını eğdi. Yüzmeye devam etti ama neşesi azalmıştı. Akşam yuvaya döndüklerinde sessizce bir köşeye çekildi.
Bunu fark eden kardeşi Elif yanına sokuldu.
— "Üzüldün mü?"
Kaan gözlerini yere indirdi.
— "Biraz. Neden ben farklıyım diye düşünüyorum."
Elif bir süre sustu. Sonra dürüstçe konuştu.
— "Ben de seni ilk görünce şaşırdım. Ama bugün en güzel sen yüzdün. Belki farklı olmak kötü değildir."
Kaan bu sözleri duyunca biraz olsun rahatladı. Fakat içindeki soru hâlâ duruyordu. Gece yıldızlar gölün üstüne serpilmiş gibi görünürken Kaan annesine yaklaştı.
— "Anne, ben gerçekten garip miyim?"
Meryem onu kanadının altına aldı.
— "Hayır yavrum. Sen sadece kendinsin. İnsanlar ya da hayvanlar bazen anlamadıkları şeye hemen garip derler. Ama zaman geçince kalbi güzel olanı da, yeteneği olanı da görürler."
— "Peki ya görmezlerse?"
— "O zaman da sen kendini görmeyi bırakmayacaksın."
Bu cümle Kaan’ın kalbine küçük bir ışık gibi düştü.
Günler geçti. Gölün çevresinde yaz iyice hissedilmeye başladı. Bir sabah rüzgâr aniden sertleşti. Kamışlar hışırdadı, gölün yüzeyi dalgalandı. Kardeşler kıyıda oynarken Murat, kayan bir taşın üstüne çıkmıştı. Taş birden döndü ve Murat suyun daha derin olduğu yere doğru sürüklendi. Küçük ördek yavrusu çırpınmaya başladı.
— "Anne! Yardım et!"
Meryem hızla suya atladı ama dalga ters taraftan vuruyordu. Diğer yavrular panikle bağırıştı.
— "Murat gidiyor!"
O anda Kaan hiç düşünmeden ileri fırladı. Uzun boynu ve güçlü kulaçlarıyla dalgaları yardı. Derin suda ötekilerden daha rahat ilerliyordu. Murat’a ulaşıp onun yanına sokuldu.
— "Korkma Murat, ben geldim."
— "Batacağım sanmıştım!"
— "Hayır, birlikte döneceğiz."
Kaan, kardeşini kanadıyla iterek sığ tarafa doğru yönlendirdi. Meryem de onlara ulaştı ve ikisini birden güvenli yere getirdi. Kıyıya çıktıklarında herkes nefes nefeseydi. Murat titriyordu ama artık güvendeydi.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra az önce Kaan’la alay eden kaz yavrularından biri utangaç bir sesle konuştu.
— "Onu biz yanlış anlamışız."
Diğeri başını eğdi.
— "Evet… Kaan çok cesurmuş."
Cemil hemen kardeşinin yanına koştu.
— "Sen olmasaydın Murat çok korkacaktı. Belki de kurtulamayacaktı."
Murat gözleri dolarak Kaan’a sarıldı.
— "Teşekkür ederim ağabey."
Kaan’ın kalbi birden ısındı. İlk kez farklılığının bir eksik değil, bir güç olabileceğini hissetti. O gün gölün rengi bile ona başka türlü görünüyordu. Su yine parlaktı, gökyüzü yine maviydi ama sanki her şey biraz daha dostçaydı.
Akşam olduğunda aile yine yuvada toplandı. Meryem yavrularına sevgiyle baktı.
— "Bugün hepimiz önemli bir şey öğrendik."
Zeynep merakla sordu.
— "Ne öğrendik anne?"
— "Birini dış görünüşüyle tanıyamayacağımızı. Kalbin cesareti, iyiliği ve sevgisi daha önemlidir."
Elif gülümseyerek Kaan’a döndü.
— "Ben zaten seni seviyorum."
Cemil de başını salladı.
— "Ben de. Hem artık senin boynunun uzun olması çok havalı geliyor."
Bunu duyan herkes güldü. Kaan da ilk kez içten içe değil, kocaman bir sevinçle güldü. Gözlerinde minik yıldızlar parlıyormuş gibi bir mutluluk vardı. Çünkü artık kendine daha başka bakıyordu.
O günden sonra Kaan gölde eskisinden daha neşeli yüzmeye başladı. Yine bazen düşüncelere dalıyor, suyun üstündeki yansımaya bakıyordu. Ama artık o yansımada tuhaf bir yavru değil, cesur, duyarlı ve sevilen bir ördek görüyordu. Kardeşleri de onun etrafında dönüp oyunlar oynuyor, yeni şeyler öğrenirken ondan yardım istiyordu.
Bir sabah güneş gölün üstüne altın gibi yayılırken Murat neşeyle seslendi.
— "Haydi yarış yapalım!"
Cemil bağırdı.
— "Ama bu sefer Kaan bize derin suda nasıl dengede kalınır öğretsin."
Kaan şaşkın ama mutlu bir şekilde gülümsedi.
— "Olur. Önce korkmayacağız. Sonra suyu dinleyeceğiz."
Meryem onları izlerken içi huzurla doldu. Her yavrusunu seviyordu ama Kaan’a bakarken ayrı bir gurur hissediyordu. Çünkü onun kalbi incinse de kararmamıştı. Üzüntü yaşamış ama yine de iyilikten vazgeçmemişti.
Ve göl kıyısındaki o küçük yuvada herkes şunu öğrendi: Bazen en özel yavru, ilk bakışta en farklı görünen olur. Çünkü gerçek güzellik, tüylerde değil, kalpte saklıdır.

Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın