Peter Pan Hikayesi

Pelin Kaya 27.12.2025 84 Okunma Sayısı Uzun Hikayeler 0 Yorum
Peter Pan Hikayesi
Sesli Masal

O gece Londra’da, Darling evinin çatısı yağmuru dinleyip yıldızları sayarken, çocuk odasında tuhaf bir şey oldu: pencerenin perdesi rüzgârla değil, sanki kendi merakıyla kıpırdadı. Ay ışığı yere ince bir çizgi gibi düşerken, duvarda beliren gölge… yerinde duramadı.

Wendy yorganın altında doğruldu. John gözlüğünü aradı, Michael ise ayıcığını daha sıkı sardı. Tam o sırada, pencerenin önünde bir kıvılcım bulutu dönmeye başladı. O kıvılcım bulutu, bir çan sesi gibi gülerek uçtu.

— Çan Çan! Bu saatte zil çalınır mı? diye fısıldadı Wendy.

Çan Çan, bir kibrit alevi kadar parlak ışığıyla havada “evet” der gibi zıpladı. Ardından pencerenin önünde bir siluet belirdi; yeşil bir şapka, keskin bir gülümseme ve gözlerinde “hadi maceraya” diyen o tanıdık parıltı.

— Wendy! John! Michael! Uyanın! dedi Peter Pan. — Neverland’de bir şeyler ters gidiyor!

John hemen ciddi bir sesle sordu.

— Ters giden şeyin teknik açıklaması var mı? Mesela… rüzgârın yönü mü değişti?

Peter göz kırptı.

— Rüzgâr bile şaşırdı. Çünkü gölgeler kayboluyor!

Michael’ın gözleri büyüdü.

— Gölge kaybolursa… ben kaybolur muyum?

— Hayır, küçük dostum, dedi Wendy, Michael’ın saçını okşayarak. — Ama gölgen kaybolursa, kendini yarım hissedebilirsin.

Peter Pan bir an durdu. Gözleri, odanın köşesinde kıvrılan Wendy’nin gölgesine kaydı. Sanki o gölge bile, bu konuşmayı dinliyordu.

— İşte tam da bu yüzden geldim, dedi Peter. — Neverland’de Kaybolan Çocukların gölgeleri saklambaç oynamayı bıraktı. Saklanmıyorlar… yok oluyorlar.

Çan Çan sinirli sinirli çınladı; kıvılcımları sanki “bunun suçlusu belli” der gibiydi.

— Kaptan Kanca mı? diye sordu Wendy.

Peter başını salladı.

— Herkes öyle sanıyor. Ama bu kez iş… daha karanlık.

John heyecanla ayağa kalktı.

— Karanlık kelimesi, gözlemleyemediğimiz bir fiziksel durum olabilir. Bir gölge kayboluyorsa, ışık kaynağı değişmiş olabilir…

Peter gülerek John’un omzuna vurdu.

— John, Neverland’de bazen ışık, düşüncelerden yapılır. Hazır mısınız?

Wendy derin bir nefes aldı. Kalbi hem sevinçle hem de tuhaf bir endişeyle doluydu. Çünkü Neverland her zaman eğlenceliydi ama aynı zamanda… büyümekle ilgili bir şeyler fısıldardı.

— Hazırım, dedi Wendy. — Ama bu kez eve zamanında dönmeliyiz.

Peter’ın gülümsemesi bir an inceldi.

— Zaman mı? Neverland’de zaman, canı isterse yürür. Canı isterse uyur.

Çan Çan hızlıca daireler çizdi; Peter, çocukların ellerini tuttu.

— Düşünün: uçuyorsunuz. dedi. — Ve düşünürken sakın korkmayın. Korku ağırdır.

— Ben korkmam! dedi Michael, cesur görünmeye çalışarak. — Sadece… biraz titrerim.

— Titremek de uçabilir, dedi Wendy yumuşakça. — Yeter ki elini bırakma.

Ve sonra… tavanın üstüne doğru yükseldiler. Ev küçüldü, şehir bir oyuncak gibi kaldı. Bulutların arasından geçerken, Çan Çan’ın ışığı sanki yol çizdi. Uzakta, suların üstünde bir parıltı… Neverland’in kıyısı.

İnişleri her zamanki gibi gülüşmeyle oldu. Ama bu kez adanın havasında bir gariplik vardı. Yapraklar bile daha sessizdi; kuşlar şarkıyı yarıda kesiyor, sanki “dinle” diyordu.

Bir çalılığın ardından kaykıla kaykıla biri çıktı: Kayıp Çocuklardan Tootles. Şapkası yamuktu, yüzü panikti.

— Peter! Wendy! diye bağırdı. — Gölge… gölge yok!

Wendy hemen eğildi.

— Kimin gölgesi yok, Tootles?

Tootles titreyen parmağıyla kendini işaret etti.

— Benim! Sabah kalktım, ayaklarımın altında o siyah şey yoktu. Sanki… beni takip etmekten vazgeçti.

Arkadan diğer Kaybolan Çocuklar da göründü: Slightly, Nibs, Curly… Hepsinin yüzünde aynı “eksik” ifadesi.

Slightly öne çıktı.

— Peter, bu adada bir şey bizim peşimizde. Gece olunca, ağaçların gölgeleri bile inceliyor.

Peter kaşlarını çattı.

— Kaptan Kanca’nın numarası olmalı. Ama… bu kadar büyük bir numara değil.

O anda uzaktan bir “tık… tak… tık… tak…” sesi duyuldu. Herkes irkildi. Sonra, suyun kenarında bir burun ve iki kocaman göz belirdi: Tık Tak Timsah. Bu kez komik bir kovalamaca yoktu; timsahın bakışında bir uyarı vardı.

— Tık Tak Timsah bile ciddi bakıyorsa, gerçekten sorun var, diye fısıldadı John.

Çan Çan timsaha yaklaştı, ışığıyla bir şeyler anlatır gibi kıvılcımlar saçtı. Timsah başını sağa sola sallayıp kıyıya doğru yüzdü; sanki “beni izleyin” der gibiydi.

— Onun peşinden gidelim, dedi Wendy. — Bizi bir yere götürüyor.

Peter tereddüt etti. Sonra, sanki kendi düşüncelerine kızar gibi başını silkti.

— Tamam! Ama herkes yakın dursun.

Kıyıda ilerlediler. Orman sıklaştı, yaprakların arasından ışık azalınca Wendy’nin içinde bir ürperti dolaştı. Peter bunu fark etti.

— Wendy, korkuyor musun?

Wendy dürüstçe konuştu.

— Korkudan çok… bir şey kaybetmekten korkuyorum. Gölge kaybolursa, insanın içinden bir parça da kaybolur gibi.

Peter’ın yüzü bir an uzaklaştı, sanki o da başka bir şeyi kaybetmekten korkuyordu.

— Gölge dediğin şey… bazen büyümenin sesi gibi, dedi Peter. — Ben o sesi duymamayı seçtim.

Wendy’nin kalbi sıkıştı. Peter’in cümlesi, çiçekli bir oyun bahçesinde aniden çıkan rüzgâr gibiydi.

— Ama büyümek kötü değil, dedi Wendy. — Kötü olan, çocukluğunu unutmak.

Peter cevap vermedi. Çan Çan araya girdi; hızlı hızlı çınladı, sanki “şimdi tartışma değil, çözüm zamanı” diyordu.

Bir süre sonra, timsah onları bir mağaraya götürdü. Mağaranın ağzında yosunlar vardı; içeriden soluk bir ışık sızıyordu. İçeri girdiklerinde, duvarlarda gölgeler… ama canlı gölgeler değil. Sanki birileri gölgeleri duvara yapıştırmıştı.

John hayranlıkla mırıldandı.

— Bu… gölge depolama sistemi gibi. Ama kim depoluyor?

Mağaranın ortasında cam gibi parlayan bir taş duruyordu: koyu mor, içinde minik yıldızlar dönüyor gibiydi. Wendy taşı görünce ürperdi.

— Bu ne?

Peter fısıldadı.

— Gölge Kristali… efsanelerde geçer. Neverland’in gecesini dengede tutarmış. Ama kimse dokunmaz derlerdi.

Tam o anda, mağaranın içinden metalik bir kahkaha yükseldi.

— Dokunmaz mı? Kim dokunmazmış?

Gölgeden uzun bir şapka, kıvrık bir bıyık, parlayan bir kanca çıktı. Kaptan Kanca, taşı okşar gibi yapıyor, ama elini sanki taş yakıyormuş gibi geri çekiyordu. Yanında Bay Smee endişeyle kıpırdanıyordu.

— Kaptan! Ben demiştim… mağaralar hep başımıza iş açar! dedi Smee.

Kanca, Wendy’ye eğilerek teatral bir selam verdi.

— Sevgili Wendy… ve sayın gözlüklü çocuk… ve küçük… ayıcık taşıyan…

— Ben Michael! diye bağırdı Michael.

— Evet evet, Michael. Ne hoş. dedi Kanca. — Gördüğünüz gibi, bu geceyi biraz… yeniden düzenliyorum.

Peter öne atıldı.

— Kanca! Gölgeleri geri ver!

Kanca gülümsedi, ama bu kez gülümsemesi bile yorgun gibiydi.

— Ah Peter… sen hep aynı. Ben de hep aynı sanırdım. Ama şu kristal… bana bir şey fısıldadı. Dedi ki: Gölgeler, korkuların izi. Korkuyu saklarsan, kimse senden kaçmaz.

Wendy şaşkınlıkla sordu.

— Sen… kaçılmak mı istemiyorsun?

Kanca bir an durdu. Bıyığı bile sanki tereddüt etti.

— İnsan sürekli korkunç olmak zorunda kalınca yorulur, küçük hanım.

Peter’ın gözleri büyüdü.

— Sen yorulmazsın. Sen Kaptan Kanca’sın.

Kanca, Peter’e daha sert baktı.

— Sen de Peter Pan’sın. Hep çocuk. Hep oyun. Hep aynı kahkaha. Yorulmadın mı?

Mağaranın içi sessizleşti. Kaybolan Çocuklar nefesini tuttu. Wendy, Peter’in yüzüne baktı; Peter’in gözlerinde ilk kez “bilmiyorum” gibi bir şey gördü.

Çan Çan sinirle parladı, kıvılcımları Kanca’nın kancasına çarptı. Kanca irkildi.

— Hey! Bu küçük lamba bana saldırıyor! diye bağırdı.

Smee araya girdi.

— Kaptan, bence kristal gerçekten kötü… bakın, gölgeler duvarda kıpırdıyor.

Gerçekten de duvardaki gölgeler sanki canlanmıştı; ama sahiplerini bulamadıkları için panik gibi titriyorlardı.

John mantıklı bir tonla konuştu.

— Kristal, gölgeleri yerinden koparıyor olabilir. Bu dengesizlik, adanın ışık ve karanlık düzenini bozuyor. Yani siz… kendi isteğinizle daha büyük bir sorun yaratıyorsunuz.

Kanca homurdandı.

— Ne kadar da akıllısın gözlüklü! Ama ben bu taşı bırakmam. Çünkü bu taş… Peter’in gölgesini bile alabilir.

Wendy’nin içi buz kesti.

— Peter’in gölgesi mi?

Peter istemsizce geriye baktı. Ayaklarının altında gölgesi hâlâ vardı ama… sanki incelmişti.

Kanca kristale uzandı; kristal bir an parladı ve mağaranın tavanında, Peter’in gölgesi kıpırdadı. Peter, gölgesinin çekildiğini hisseder gibi sendeledi.

— Hayır! diye bağırdı Wendy. — Peter, elini ver!

— Ben iyiyim! dedi Peter, ama sesi eskisi kadar kendinden emin değildi.

Michael ağlamaya başladı.

— Peter gitmesin… Peter giderse Neverland de… gider mi?

Wendy diz çöktü, Michael’ın yanaklarını sildi.

— Peter gitmez. Ama bazen… bir şeyi kurtarmak için kalbini gösterirsin.

Wendy ayağa kalktı ve Kanca’ya doğru adım attı. Korktuğu belliydi; ama korkusunu bir el feneri gibi tutuyordu.

— Kaptan Kanca, dedi Wendy, — gölgeleri saklayınca korkular yok olmuyor. Sadece büyüyor. Senin korkun da büyümüş.

Kanca alay etmeye çalıştı.

— Ben korkmam!

Wendy yumuşak ama net konuştu.

— Korkuyorsun. Yalnız kalmaktan. Unutulmaktan. Sürekli kötü adam olmaktan.

Smee’nin gözleri doldu.

— Kaptan… dedi fısıltıyla. — Ben unutmam ki.

Bu cümle mağaranın taş duvarına çarpıp yankılandı. Kanca bir an dondu. Sanki gölgesini değil, kalbini yakalayan bir şey olmuştu.

Peter, Wendy’ye baktı. Yutkundu.

— Wendy…

Wendy gülümsedi.

— Peter, büyümek demek gölgeni kaybetmek değil. Gölgeni tanımak demek.

Peter, ilk kez kahkaha atmadı. Bunun yerine nefes aldı ve kristale doğru yürüdü.

— Kanca, dedi Peter, — bu taşı geri ver. İstersen yine kovalarız, yine kaçarız. Ama gölgeler… bizim.

Kanca kancasını kaldırdı. Tam o sırada, duvardaki gölgeler birden ileri atıldı; sahiplerini arayan bir sürü küçük karanlık dalga gibi. Kristal titreşti. Kanca paniğe kapıldı.

— Durun! Ben sadece… sadece…

Peter elini uzattı.

— Sadece ne?

Kanca’nın sesi çatladı.

— Sadece… korktum.

Bu kelime söylenir söylenmez, kristal sanki gücünü kaybetti. Çünkü kristalin yemi, saklanan duygulardı; itiraf edilince iştahı azalıyordu. Çan Çan ışığını yükseltti, mağaranın her yerine sıcak bir parlaklık yayıldı.

Wendy fısıldadı.

— Şimdi. Kristali bırak.

Kanca gözlerini kapadı, kancasını yavaşça indirdi. Kristali yere bıraktığı an, duvardaki gölgeler sahiplerine doğru koştu; Kaybolan Çocukların ayaklarının altına yerleşti. Tootles sevinçle zıpladı.

— Geri geldi! Ben tamamım!

Michael da kendi gölgesine baktı, gülmeye başladı.

— Ben de buradayım!

Ama Peter’in gölgesi… bir an gecikti. Sanki karar veriyordu. Wendy, Peter’in elini tuttu.

— Gölgen burada, Peter. Sadece… seni dinliyor.

Peter gözlerini kapadı ve içinden bir şey söyledi, sanki kendi kendine değil de gölgesine.

— Ben… bazen büyümekten korkuyorum. Çünkü büyürsem oyun biter sanıyorum.

Gölgesi, ayaklarının altına tam oturdu. Peter gözlerini açtı; yüzünde şaşkın bir rahatlama vardı.

— Vay canına, dedi kısık sesle. — Bu… hafifletti.

Kanca, yere oturmuştu. Smee yanına çömeldi.

— Kaptan, kötü adam olmak zorunda değilsiniz, dedi Smee. — Ama macera seviyorsanız… macera olur.

Kanca burnunu çekti.

— Ben… yine de Peter’ı kovalamayı seviyorum. Alışkanlık işte.

Peter gülümsedi, bu kez eski gülümsemesinin yanında yeni bir şey vardı: anlayış.

— O zaman anlaşalım, Kanca. Gölgeleri çalmadan kovala.

Kanca ayağa kalktı, şapkasını düzeltti.

— Pekâlâ! Ama teatral kahkaha atma hakkım saklı!

— Ben de uçma hakkımı saklı tutuyorum! dedi Peter.

Kaybolan Çocuklar alkışladı. Çan Çan neşeyle çınladı. Tık Tak Timsah mağaranın ağzında belirdi; bu kez gözleri güler gibiydi. “Tık… tak…” sesi sanki “düzeldi” diyordu.

Gecenin sonunda, adanın gökyüzü yeniden parladı. Yıldızlar daha canlıydı ama göz alıcı değil, tam çocukların seveceği kadar yumuşaktı. Wendy, kıyıda otururken Peter yanına geldi.

— Wendy, dedi Peter, — büyümek… korkutucu değilmiş. Sadece… yeni bir oyunmuş.

Wendy’nin gözleri doldu ama yüzü gülümsüyordu.

— Evet, Peter. Ve en güzel oyunlar, kalbini saklamadığın oyunlar.

Peter bir an sustu, sonra hafifçe omuz silkti.

— O zaman… bu gece Londra’ya dönelim mi?

— Dönelim, dedi Wendy. — Ama biliyor musun? Neverland’i yanımda götürebilirim.

— Nasıl? diye sordu Peter.

Wendy, kendi gölgesine baktı.

— Hatırlayarak.

Ve üç çocuk, Peter Pan ve Çan Çan’la birlikte yeniden göğe yükseldi. Aşağıda Neverland küçülürken, gölgeleri artık kaçmıyordu. Her biri sahibinin peşinden, sessizce ama gururla geliyordu. Çünkü bazen bir gölge, sadece karanlık değil… ait olduğun yeri bulmuş bir duygudur.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın