Pippi Uzunçorap Hikayesi

Pelin Kaya 25.12.2025 67 Okunma Sayısı Uzun Hikayeler 0 Yorum
Pippi Uzunçorap Hikayesi
Sesli Masal

Villa Villekulla’nın mutfağından o sabah tarçın ve kızarmış ekmek kokusu yükseliyordu. Pippi Uzunçorap, ayağına bir sarı çorabı, öbür ayağına da kırmızı çorabı çekmiş; saçlarını iki yana öyle bir dikmişti ki sanki kafasında iki tane neşeli anten vardı. Masanın üstünde bir tabak krep, yanında da bir kavanoz reçel duruyordu. Bay Nilsson ise sandalye minderinin üstüne bağdaş kurmuş, krepin kokusunu ciddiyetle inceleyen bir profesör gibi burnunu kıpırdatıyordu.

Pippi bir yandan reçeli karıştırıyor, bir yandan da kendi kendine “Bugün kesinlikle sıradan bir gün olmayacak,” der gibi gülümsüyordu. Tam o sırada kapı tık tık tık diye çalındı.

— Tommy! Annika! İçeri girin, kapı zaten size gülümsemiş!

Tommy ile Annika içeri girince soğuğu da beraberlerinde getirmiş gibi oldular. Annika kabanının düğmelerini iliklerken gözleri masadaki kreplere takıldı; Tommy ise önce Bay Nilsson’a selam verdi.

— Günaydın Pippi, dedi Tommy. — Bugün kasabada Fener Günü var ya… herkes fener yapıyor. Biz de geldik.

Annika biraz endişeli görünüyordu.

— Bizim fenerimiz kırılacak diye korkuyorum, dedi. — Geçen sene rüzgâr savurmuştu.

Pippi krepin üstüne öyle bir reçel döktü ki reçel, krepin üstünde küçük bir güneş gibi parladı.

— Kırılacak diye korkarsan, fenerin de korkar, dedi. — Korkunun en sevmediği şey cesur bir kahkahadır. Hadi, birer ısırık alın.

Tommy, Annika’ya bakıp fısıldadı.

— Pippi yine “korkunun en sevmediği şey”lerden bahsediyor…

— Ben seviyorum, dedi Annika. — Sanki içim ısınıyor.

O sırada kapının dışından pat pat ayak sesleri ve “DUR!” gibi ciddi bir ses duyuldu. İki polis memuru, Kling ve Klang, kapının önünde belirdi. Şapkaları düzgün, yüzleri resmi, ama burunları soğuktan kıpkırmızıydı.

— Pippi Uzunçorap! dedi Kling.
— Evet, ikimiz de aynı şeyi söyleyecektik, diye ekledi Klang, sanki sırayla konuşmak dünyanın en önemli kuralıymış gibi.

Pippi bir krep daha aldı, sanki polislerin gelişi sadece mutfak dekorunun bir parçasıymış gibi rahattı.

— Günaydın Kling, günaydın Klang. İsterseniz sizi de “krep müdürlüğüne” atayabilirim. Göreviniz, krepleri kıskanmamak.

Kling boğazını temizledi.

— Şaka zamanı değil. Kasabada bir sorun var. Fener Günü için çocukların biriktirdiği para kaybolmuş.

Klang hemen ekledi:

— Evet, kaybolmuş. Tam olarak kaybolmuş. Yani ortada yok.

Annika’nın yüzü bembeyaz kesildi.

— Ama o para… çocukların fener kâğıdı alması içindi…

Tommy kaşlarını çattı.

— Kim almış olabilir ki?

Kling sertçe konuştu:

— Şüpheliler var. Ve… (burada biraz durdu, dramatik bir polis duruşu sergiledi) — Bazıları, Villa Villekulla’ya doğru giden ayak izleri gördüklerini söylüyor.

Annika “Pippi” diyecek gibi oldu ama Pippi elini kaldırdı. Gözleri bir an ciddileşti; sonra sanki o ciddiyeti ceket gibi çıkarıp askıya asmış gibi yine gülümsedi.

— Ayak izleri mi? Harika! Ayak izleri konuşmayı sever. Ben de onların dilinden anlarım.

Klang şaşırdı.

— Ayak izlerinin dili mi var?

— Tabii, dedi Pippi. — Birisi acele ediyorsa izleri “pıt pıt pıt” der. Birisi saklanıyorsa izleri “sinsi sinsi” der. Birisi üzgünse… izleri yere daha ağır basar.

Tommy fısıldadı.

— Bunu gerçekten yapacak…

Kling, “resmi polis” ifadesini korumaya çalışarak devam etti:

— Pippi, eğer kasabaya yardım etmek istiyorsan, bizimle gel. Ama sakın… sakın tuhaf şeyler yapma.

Pippi krep tavasını havaya kaldırıp sanki bir madalya gibi gösterdi.

— Söz veremem. Tuhaflık benim günlük vitaminim. Hadi gidelim!

Kasaba meydanına vardıklarında, çocuklar bir köşeye toplanmıştı. Bazıları fener kâğıtlarını sıkı sıkı tutuyor, bazıları da gözlerini yere indiriyordu. Küçük bir kız çocuğu hıçkırarak konuştu.

— O para olmadan fenerimiz olmayacak… karanlıkta yürümek istemiyorum.

Pippi çömeldi, kızın göz hizasına indi.

— Karanlık bazen korkutucu görünür, dedi yumuşak bir sesle. — Ama fener sadece ışık değildir. Bazen fener, birlikte yürümektir.

Tommy’nin boğazı düğümlendi; Annika’nın gözleri doldu.

Kling ve Klang, meydanın ortasında “şüpheli” gibi görünen herkese bakıyorlardı. Tam o sırada, kalabalığın arkasında duran, üstü başı biraz eski bir çocuk dikkat çekti: adı Karl’dı. Karl, kasabada bazen tek başına dolaşır, bazen fırının önünde ekmek kırıntıları toplardı. İnsanlar onunla konuşurken seslerini alçaltırdı.

Klang fısıldadı:

— O çocuk… oradaydı.

Kling daha sert konuştu:

— Karl! Buraya gel bakalım.

Karl bir adım attı, sonra durdu. Gözleri kaçacak yer arar gibiydi.

— Ben bir şey yapmadım, dedi titrek bir sesle.

Çocuklardan bazıları fısıldaştı: “Belki o aldı…”, “Zaten hep yalnız…”

Annika dayanamadı.

— Yapmayın! Kanıt yok ki…

Pippi gözlerini kısarak Karl’a baktı; ama bu bakış “suçlu bakışı” değil, “hikâyeni dinlemek istiyorum” bakışıydı.

— Karl, dedi, — cebinde ağır bir şey var mı? Mesela bir taş, bir elma, ya da bir küçük ev?

Karl başını salladı.

— Sadece… sadece ip var.

Tommy şaşırdı.

— İp mi? Neden?

Karl, utancından kızarmış gibi oldu.

— Fener yapmak istedim. Ama kâğıt alamadım. İple… bir şey deneyecektim.

Pippi ayağa kalktı. Sesini herkesin duyacağı kadar yükseltmedi; ama öyle bir tını ekledi ki herkes susup onu dinledi.

— İnsanların kalbinde iki tür sessizlik vardır, dedi. — Biri kötü şey saklayan sessizlik, biri de incinmiş şey saklayan sessizlik. Karl’ın sessizliği ikinciye benziyor.

Kling “Polis kuralları”nı hatırladı.

— Ama para kayıp! Birileri aldı.

Pippi yere çöktü ve meydanın taşlarına baktı. Sonra parmağıyla hafifçe izleri takip etti. Çamurlu bir iz çizgisi, fener standının yanından geçip fırının arka tarafına doğru gidiyordu.

— Ayak izleri “pıt pıt” değil, “zıp zıp” diyor, dedi Pippi. — Bu bir yetişkin yürüyüşü değil. Küçük biri… ya da…

Bay Nilsson bir anda omuzdan omuza sıçrayıp bir direğin tepesine çıktı. Direğin ucunda parlayan bir şey dikkat çekiyordu: ince bir ip, ipe takılmış küçük metal parçalar… ve sanki bir kuş yuvası.

Annika hayretle bağırdı.

— Orada… paralar var!

Tommy gözlerini açtı.

— Bir kuş yuvasında mı?!

Pippi kahkaha attı.

— Aha! Kasabanın gizli hazinedarı belli oldu!

Kling ve Klang, direğe baktılar, sonra birbirlerine baktılar. Klang ciddiyetle sordu:

— Peki… kuşu tutuklayabilir miyiz?

Pippi başını yana eğdi.

— Onu çağırıp ifade alabiliriz. Ama önce paraları indirelim.

Pippi direğe öyle bir tırmandı ki sanki merdiven varmış gibi rahat çıktı. Yuvanın yanına geldiğinde küçük bir saksağan ötüp kanat çırptı. Parlak şeyleri toplamış, yuvasını “ışıl ışıl” yapmıştı. Pippi paraları tek tek toplayıp aşağıya attı; Tommy ve Annika da bir bezin üstünde yakaladı.

Aşağı inince Pippi paraları çocuklara verdi. Çocukların yüzü sanki kışın ortasında bahar görmüş gibi aydınlandı.

Kling boğazını temizledi.

— Demek… suçlu saksağan…

Klang ekledi:

— Ve Karl masum.

Kalabalıkta bir sessizlik oldu. Bu sefer sessizlik, utancın sessizliğiydi. Karl’ın gözleri yere indi.

Annika ileri çıktı, elini Karl’a uzattı.

— Özür dilerim. Seni korkuttular.

Tommy de yaklaştı.

— Fener yapmak istiyorsan, bizimle yapabilirsin.

Karl’ın gözleri doldu.

— Gerçekten mi? Ben… ben hiç kimseyle yapmadım.

Pippi, Karl’ın omzuna hafifçe dokundu.

— Bazı insanlar yalnızlığı seçer, dedi. — Bazı insanların yalnızlığı seçeneği bile olmaz. Bugün seçenekleri büyütme günü.

Akşam yaklaşınca kasaba fenerlerle doldu. Renkli kâğıtlar, cam kavanozlar, ipten yapılmış küçük yıldızlar… Karl da kendi fenerini getirmişti: ipten ördüğü bir kafesin içine küçük bir mum koymuş, dışına da Tommy’nin verdiği kırmızı bir kâğıt parçasını bağlamıştı. Annika ona minik bir kurdele taktı.

Fener alayı başlamadan önce, Pippi bir an kalabalıktan uzaklaştı. Villa Villekulla’nın bahçesinde, Küçük Babacık (o koca, sabırlı at) duruyordu. Pippi onun yanına gidip alnını ata dayadı. Gözleri kısacık bir an titredi.

Tommy ile Annika bunu fark etti. Sessizce yanına geldiler.

— Pippi… iyi misin? dedi Annika.

Pippi hemen gülümsedi ama o gülümsemenin arkasında başka bir şey vardı.

— İyiyim ya, dedi. — Sadece… bazen babamı düşünüyorum. Kaptan Efraim Uzunçorap’ı. Denizlerin en güçlü kaptanını.

Tommy yavaşça sordu:

— Onu özlüyor musun?

Pippi bir an sustu. Bay Nilsson omzuna tırmanıp yanağını Pippi’nin yanağına sürttü.

— Özlemek… dedi Pippi, sesi daha yumuşaktı. — Özlemek bazen bir fener gibidir. İçinde ışık var ama rüzgâr da var. Rüzgâr üfleyince gözlerin yanar.

Annika’nın gözleri doldu.

— Ben de bazen annemi özlüyorum, ama yanımda olduğu halde bile… çünkü büyümek tuhaf bir şey.

Pippi Annika’ya sarıldı. Bu sarılma, “Ben güçlüymüşüm gibi yapıyorum ama senin yanında güçleniyorum” sarılmasıydı.

— Büyümek tuhaf, dedi Pippi. — Ama arkadaşlık tuhaflığı bile güzelleştirir.

Tommy de yaklaştı, üçü kısa bir an sessiz kaldı. Sonra uzaktan çocukların sesleri geldi: “Başlıyoruz! Fenerler yanıyor!”

Pippi gözlerini sildi demek istemediği için gözlerini hızla kırptı.

— Hadi, dedi. — Kasabanın karanlığa karşı en renkli yürüyüşünü yapalım!

Meydanda herkes fenerini yaktı. Küçük alevler, soğuk havada titreyen altın böcekler gibi parlıyordu. Karl fenerini iki eliyle tutuyor, sanki içindeki ışık ona ait değil de ödünç verilmiş gibi dikkatli davranıyordu.

Kling ve Klang da fener taşımıştı. İkisinin feneri de aynı renkti ve ikisi de aynı anda konuşmaya çalışıyordu.

— Biz de fener taşıyoruz, dedi Kling.
— Evet, biz de taşıyoruz, dedi Klang.

Pippi araya girdi:

— Harika! Polisler de ışık taşıyorsa, kasaba iyice parlayacak.

Yürüyüş başladı. Bir süre sonra rüzgâr sertleşti. Annika’nın feneri sallandı; mum neredeyse sönecekti. Annika’nın nefesi hızlandı.

— Sönerse… karanlık…

Pippi hemen yanına geldi, fenerin etrafını eliyle korudu.

— Fenerin sönerse, tekrar yakarız, dedi. — Cesaret, hiç korkmamak değildir. Cesaret, korkarken de yürümektir.

Tommy de öbür taraftan feneri tuttu.

— Birlikte koruyoruz, Annika.

Karl, onların yanında yürürken birden duraksadı. Sanki biri onu yine dışlayacakmış gibi tedirgindi.

Pippi bunu fark etti ve Karl’a döndü.

— Karl, dedi, — senin fenerin en güzel fenerlerden biri. Çünkü içine sadece mum koymadın. İçine emek koydun.

Karl’ın gözleri parladı.

— Ben… ben ilk defa biri bunu söylüyor, dedi. — Hep… hep kötü bir şey yapacakmışım gibi bakıyorlardı.

Annika yutkundu.

— Bugün öyle bakmayacağız, dedi. — Bugün seni yanımızda istiyoruz.

Tommy gülümsedi.

— Hatta yarın da.

Rüzgâr bir an daha sert esti, birkaç fener söndü. Çocuklar “Aaa!” diye bağırdı. Pippi hiç paniklemedi; cebinden kibrit çıkardı, sönen fenerleri tek tek yaktı. Bunu yaparken öyle şen şakrak konuşuyordu ki, sönen alevler bile utanıp geri dönmüş gibi yeniden tutuştu.

— Bakın, dedi Pippi, — alevler de bazen yorulur. Ama arkadaşlar olunca dinlenip geri gelir.

Yürüyüş sonunda meydanda büyük bir fener çemberi kuruldu. Herkes fenerini ortaya doğru kaldırdı. Işıklar birleşti, tek bir büyük parıltı gibi oldu.

Tam o anda Pippi gökyüzüne baktı. Bulutların arasından bir yıldız kaydı. Pippi’nin içinden geçen şeyleri kimse tam bilemezdi ama Pippi kendi kendine, babasının denizde bir yerde aynı yıldızı görmesini diler gibi gülümsedi.

— Kaptan Efraim Uzunçorap, diye fısıldadı, — bak. Burada ışık var. Ben iyiyim.

Tommy bunu duydu, ama bir şey demedi. Sadece Pippi’nin yanında durdu. Annika da öyle.

Çember dağıldığında çocuklar gülüyor, koşuyor, fenerlerini birbirine gösteriyordu. Karl, Pippi’ye yaklaştı.

— Pippi, dedi, — bugün… beni kurtardın.

Pippi başını iki yana salladı.

— Hayır, dedi. — Ben sadece doğru yere baktım. Asıl önemli olan, herkesin kalbinin doğru yere bakmayı öğrenmesi.

Kling ve Klang yaklaşarak, bu sefer gerçekten içten bir sesle konuştu.

— Karl, seni yanlış anladık, dedi Kling.
— Evet, yanlış anladık, dedi Klang. — Özür dileriz.

Karl derin bir nefes aldı. Sonra başını salladı.

— Tamam, dedi. — Ama bir daha… önce sorun.

Pippi kollarını iki yana açtı.

— İşte bu! dedi. — Dünyanın en iyi kuralı: Önce sor, sonra karar ver.

O gece Villa Villekulla’ya dönerlerken herkesin elinde bir fener vardı. Işıklar yolda minik bir nehir gibi akıyordu. Pippi önden yürüyordu; arada bir Küçük Babacık’ın yanına zıplıyor, Bay Nilsson’a “Kuşları da affettik, değil mi?” diye soruyor, sonra çocuklara dönüp kahkaha atıyordu.

Kasabanın üstünde kış gecesi vardı ama gece artık daha az karanlıktı. Çünkü o gece, fenerlerin içinde sadece mum değil; dostluk, adalet, biraz da Pippi’nin inatçı neşesi yanıyordu.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın