Sarı Laleler Hikayesi
Güneş, küçük kasabanın üstüne sabahın ilk ışıklarını serperken, Emre pencerenin önünde durmuş, bahçeye bakıyordu. Toprak hâlâ gecenin serinliğini taşıyordu. Çiy damlaları, sarı lalelerin yapraklarının üzerinde küçük cam küreler gibi parlıyordu. Emre için bu laleler sıradan çiçekler değildi. Onlar, dedesinin sesi gibiydi. Yumuşak, sakin ve her zaman doğru yere dokunan bir ses.
Dedesi Hasan Dede, her sabah erkenden kalkar, bahçeye çıkar ve lalelerle konuşurdu. Evet, gerçekten konuşurdu. Emre ilk zamanlar buna gülmüştü. Ama zamanla, dedesinin dudaklarından dökülen kelimelerin lalelerin yapraklarında bir titreşim yarattığını fark etmişti.
O sabah Hasan Dede bahçeye çıkmadı.
Emre içini garip bir sıkıntının kapladığını hissetti. Ev sessizdi. Mutfaktan çay kokusu gelmiyordu. Dedesi genelde bu saatte çayı demlemiş olurdu. Emre yavaşça odanın kapısını açtı.
Hasan Dede yatağında uzanıyordu. Gözleri açıktı ama tavana bakıyordu.
— Dede… iyi misin? dedi Emre, sesi titreyerek.
Hasan Dede gülümsedi. Ama bu gülümseme, eski gülümsemelerinden biraz daha soluktu.
— İyiyim evlat… sadece bugün biraz dinlenmem gerekiyor.
Emre yatağın kenarına oturdu.
— Laleler seni bekliyor, dedi fısıltıyla.
Hasan Dede gözlerini kapattı.
— Onlar sabretmeyi bilir, dedi. — Sarı laleler acele etmez.
Emre o an, bu cümlenin sıradan bir cümle olmadığını hissetti.
Okuldan döndüğünde Emre doğruca bahçeye koştu. Sarı laleler rüzgârla birlikte hafifçe sallanıyordu. Sanki fısıldaşıyorlardı. Emre dizlerinin üzerine çöktü, dedesini taklit eder gibi lalelere yaklaştı.
— Merhaba… dedi utangaçça. — Dedem bugün gelemedi.
Rüzgâr bir an durdu. Emre bunun sadece bir tesadüf olmadığını düşündü.
O sırada yan bahçeden arkadaşı Zeynep seslendi.
— Emre! Ne yapıyorsun orada?
— Lalelerle konuşuyorum, dedi Emre ciddi bir ifadeyle.
Zeynep kaşlarını kaldırdı.
— Dedeni mi taklit ediyorsun?
— Hayır, dedi Emre. — Onları gerçekten dinliyorum.
Zeynep yanına geldi, sessizce çömeldi.
— Ben bir şey duymuyorum, dedi.
Emre lalelere baktı.
— Çünkü henüz susmayı bilmiyorsun, dedi. — Dedem öyle derdi.
Zeynep güldü ama sonra sustu. Bir süre birlikte hiçbir şey söylemeden lalelere baktılar.
Günler geçtikçe Hasan Dede bahçeye çıkamaz oldu. Emre her sabah onun yerine lalelerin bakımını yaptı. Suladı, toprağını havalandırdı, solan yaprakları dikkatle temizledi. Her seferinde onlara bir şeyler anlattı. Okulda yaşadıklarını, Zeynep’le tartışmalarını, korkularını.
Bir gün Emre dayanamadı.
— Dedem iyileşecek mi? diye sordu lalelere.
Sarı laleler rüzgârla birlikte eğildi. Emre bunu bir cevap olarak kabul etti. Ama ne anlama geldiğini bilmiyordu.
O akşam dedesinin yanına gitti.
— Dede, dedi. — Sarı laleler neden sarı?
Hasan Dede gözlerini Emre’ye çevirdi.
— Sarı, güneşin yeryüzüne bıraktığı hatıradır, dedi. — Neşeyi anlatır ama içinde biraz da özlem taşır.
— Özlem mi?
— Evet, dedi Hasan Dede. — Gidenlerin ardından kalan sıcaklık gibi.
Emre yutkundu.
— Sen gidecek misin?
Hasan Dede elini Emre’nin elinin üstüne koydu.
— Herkes bir gün gider evlat, dedi yumuşak bir sesle. — Ama bazı şeyler kalır. Sarı laleler gibi.
O gece Emre uzun süre uyuyamadı. Sabah olduğunda bahçeye çıktığında bir şey fark etti. Laleler her zamankinden daha parlaktı. Sanki daha dik duruyorlardı.
Zeynep koşarak geldi.
— Emre! Laleler çoğalmış gibi!
Gerçekten de öyleydi. Dün olmayan tomurcuklar açmıştı.
Emre kalbinin hızlı hızlı attığını hissetti.
— Dedem… dedi. — Dedem dün gece onlarla konuşmuş olabilir.
Zeynep bir şey demedi. Sadece lalelere baktı. İlk defa o da bir şey hissetmiş gibiydi.
O gün öğleden sonra Hasan Dede, Emre’yi yanına çağırdı.
— Emre, dedi. — Bahçeyi sana emanet ediyorum.
— Zaten bakıyorum, dedi Emre. — Sen iyileşince yine birlikte bakarız.
Hasan Dede gülümsedi ama bu kez gözleri doluydu.
— Sarı laleler sana bir şey öğretecek, dedi. — Dinlemeyi, beklemeyi ve sevdiğini incitmeden bırakabilmeyi.
Emre başını salladı ama anlamak istemedi.
Bir sabah Emre uyandığında ev çok sessizdi. Bu sessizlik farklıydı. Ağırdı.
Annesinin gözleri kızarmıştı.
Hasan Dede o sabah, sessizce gitmişti.
Emre bahçeye koştu. Sarı laleler rüzgârda usulca sallanıyordu. Emre dizlerinin üzerine çöktü, ağladı. Uzun uzun.
— Neden konuşmuyorsunuz? diye fısıldadı. — Bana bir şey söyleyin.
Rüzgâr esti. Laleler aynı anda eğildi.
Emre derin bir nefes aldı. O an anladı. Laleler susmuyordu. Sadece bağırmıyordu. Dedesi gibi…
Günler sonra kasabadaki çocuklar bahçeye gelmeye başladı. Emre onlara laleleri anlattı. Nasıl dinleneceğini, nasıl sabredileceğini. Zeynep en ön sıradaydı.
— Gerçekten konuşuyorlar mı? diye sordu küçük bir çocuk.
Emre gülümsedi.
— Konuşurlar, dedi. — Ama önce susmayı öğrenmen gerekir.
Sarı laleler o gün güneşin altında parladı. Hasan Dede yoktu ama onun bıraktığı şeyler buradaydı. Emre’nin kalbinde, bahçede ve lalelerin sarısında.
Ve Emre artık biliyordu. Bazı hikâyeler bitmez. Sadece başka bir şekilde açar. Tıpkı sarı laleler gibi.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın