Sibirya Kurdu Hikayesi

Pelin Kaya 23.12.2025 70 Okunma Sayısı Hayvanlar Alemi Hikayeleri 0 Yorum
Sibirya Kurdu Hikayesi
Sesli Masal

Kuzey rüzgârlarının hiç susmadığı, karın bazen gökyüzünden değil de yerin kalbinden yağıyormuş gibi hissettirdiği bir diyarda, bembeyaz ormanların ortasında küçük bir köy vardı. Bu köyde yaşayanlar için kar, soğuk ya da uzun geceler korkutucu değildi. Çünkü bu insanlar, doğayla dost olmayı öğrenmişti. Fakat köyde yaşayan herkesin bilmediği bir sır vardı. Ormanın derinliklerinde, karla aynı renge bürünen ama gözleri gece gibi parlak olan bir Sibirya kurdu yaşardı. Onun adı Karandı.

Karan, sıradan bir kurt değildi. O, sürüsünü kaybetmişti. Bir zamanlar annesi, kardeşleri ve babasıyla birlikte uzun yollar kat eder, donmuş nehirleri aşar, ay ışığında ulurdu. Ancak sert bir kış gecesinde çıkan fırtına her şeyi değiştirmişti. Tipi o kadar şiddetliydi ki, sesler kaybolmuş, kokular silinmiş, yollar yok olmuştu. O geceden sonra Karan yalnız kalmıştı.

Yalnızlık, bir Sibirya kurdu için ağır bir yüktü. Ama Karan güçlüydü. Yalnız da olsa hayatta kalmayı öğrenmişti. Yine de kalbinin derinliklerinde, sıcak bir ses, tanıdık bir bakış arıyordu.

Bir gün, köyün kenarında yaşayan küçük bir çocuk vardı: Emir. Emir, meraklıydı. Karın üzerinde kalan her izi inceler, kuşların neden sessiz olduğunu düşünür, rüzgârın neden bazen ağlar gibi estiğini anlamaya çalışırdı. Emir’in en sevdiği şey, dedesinin kulübesinin arkasındaki ormana bakmaktı.

O gün Emir, her zamankinden biraz daha ileri gitti. Kar dizlerine kadar çıkıyordu ama umurunda değildi. Bir anda, büyük patilerin açtığı izleri fark etti.

— Dede… bu izler kime ait olabilir? diye fısıldadı, sanki biri duyacakmış gibi.

Cevap gelmedi. Çünkü dede evdeydi. Emir, kalbinin hızlı attığını hissetti ama korku değil, meraktı bu.

İzleri takip ederken birden karşısına Karan çıktı.

İkisi de olduğu yerde donup kaldı.

Karan, gözlerini Emir’den ayırmıyordu. Emir ise hayatında ilk kez bu kadar büyük, bu kadar heybetli ama bir o kadar da sessiz bir canlı görüyordu.

— Sakın kaçma… dedi Emir titrek bir sesle. — Sana zarar vermeyeceğim.

Karan, kelimeleri anlamıyordu belki ama ses tonunu hissediyordu. Emir’in sesi korkudan çok umut taşıyordu.

Rüzgâr esti. Kar taneleri ikisinin arasından geçti. Zaman sanki durdu.

Karan yavaşça başını eğdi. Bu, bir saldırı değil; bir soru gibiydi.

— Adın ne? dedi Emir, saçma olduğunu bile bile. — Ben Emir.

Karan bir adım geri çekildi. Sonra bir adım ileri geldi. Emir’in elindeki eldivene burnunu yaklaştırdı. Kokladı. Bu koku korku taşımıyordu.

O günden sonra Emir ve Karan, her gün aynı yerde buluşmaya başladı. Emir ona gizlice ekmek, bazen et getiriyordu. Ama asıl getirdiği şey yiyecek değil, sesti. Emir konuşuyordu, anlatıyordu.

— Bugün köyde herkes çok sessizdi, diyordu. — Annem kar fırtınasından korkuyor ama ben korkmuyorum. Çünkü sen varsın.

Karan dinliyordu. Sessizce. Ama her kelime, onun içindeki buzları biraz daha eritiyordu.

Günler geçti. Dostluk büyüdü.

Bir akşam, köyde bir telaş başladı. Küçük Zeynep kaybolmuştu. Kar bastırmış, hava kararmıştı. Herkes panik içindeydi.

— Onu bulamayacağız! diye ağlıyordu Zeynep’in annesi.
— Orman çok tehlikeli! diyordu köylüler.

Emir, kalbinin sıkıştığını hissetti. Zeynep, onun en yakın arkadaşıydı.

Bir anda aklına Karan geldi.

Emir kimseye bir şey demeden koşmaya başladı. Kar, yüzüne vuruyordu ama durmadı. Ormana girdi.

— Karan! diye seslendi. — Lütfen… yardıma ihtiyacımız var!

Bir uluma yankılandı. Derin, güçlü ama sakin.

Karan çıktı.

Emir, nefes nefese kaldı.

— Zeynep kayıp… onu bulmamız lazım, dedi gözleri dolu dolu. — Sen izleri takip edebilirsin, değil mi?

Karan cevap vermedi. Ama yönünü değiştirdi. Burnunu yere yaklaştırdı. Karın altındaki kokuları ayıklamaya başladı.

Koşmaya başladı.

Emir arkasından koştu.

Saatler gibi gelen dakikaların sonunda, donmuş bir çukurun yanında küçük bir figür gördüler. Zeynep’ti. Üşümüştü ama hayattaydı.

— Emir… diye fısıldadı Zeynep. — Çok korktum…

Emir yanına çöktü.

— Korkma, artık buradayız.

Karan, Zeynep’in yanına yaklaşıp vücuduyla rüzgârı kesti. Sıcaklığıyla onu sardı.

Bir süre sonra köylüler geldi. Herkes şaşkındı. Kimse bir Sibirya kurdunun bir çocuğu kurtaracağını beklemiyordu.

— Bu kurt… dedi biri.
— O bir kurt değil, dedi Emir yüksek sesle. — O bizim dostumuz.

O günden sonra Karan, köyün düşmanı değil, koruyucusu oldu. Ona zarar vermek kimsenin aklından bile geçmedi.

Karan hâlâ ormanda yaşıyordu. Çünkü o bir kurttu. Ama artık yalnız değildi.

Her akşam, köyün ışıkları yanarken, Emir kulübenin önüne çıkar ve ormana bakardı.

Uzaklardan bir uluma gelirdi.

Bu, yalnızlığın değil, dostluğun sesi olurdu.

Ve kar yağmaya devam ederdi… ama artık daha sıcak hissedilirdi.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın