Son Goku Hikayesi

Pelin Kaya 25.12.2025 101 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 1 Yorum
Son Goku Hikayesi
Sesli Masal

Sabah güneşi Kame House’un turuncu çatısına vururken deniz, sanki bir masal kitabının sayfalarını çeviriyormuş gibi pırıl pırıl parlıyordu. Son Goku, kumsalda çıplak ayakla koşuyor, her adımında kumlar minik yıldızlar gibi sıçrıyordu. O sırada Master Roshi, şezlongunda gözlüklerini düzeltip gökyüzüne bakarak iç geçirdi.

— Goku, sabah sabah yine mi antrenman? dedi Master Roshi. — İnsan biraz da… dinlenir.

Goku durdu, alnındaki teri koluyla sildi ve gülümsedi.

— Dinlenmek de güzel ama kendimi iyi hissetmek için hareket etmem lazım, Kame-Sennin! Hem bugün özel bir gün değil mi?

— Özel gün mü? Master Roshi kaşlarını kaldırdı.

Goku heyecanla ellerini yumruk yaptı.

— Bulma bugün “Dünya Gülümseme Festivali” düzenliyormuş! Yemekler, oyunlar, hediyeler… ve en önemlisi: herkesin yüzü gülecek!

Master Roshi, “yemek” kelimesini duyunca biraz daha ciddileşti.

— Yemek mi dedin? Eh… o zaman ben de geliyorum. Sırf… festival kültürü için tabii.

Tam o sırada ufukta bir tekne belirdi. Teknenin pruvasında Bulma, rüzgârda sallanan saçlarını tutmaya çalışırken bir yandan da bağırıyordu.

— GOKUUU! KAME HOUSE! ÇABUUUK!

Goku bir anda denizin üzerine fırladı, suya değmeden koşar gibi ilerledi ve teknenin yanına geldi.

— Bulma! Neler oluyor? Festival için mi geldin?

Bulma’nın yüzü normalde olduğu gibi kendinden emin ve hızlı değildi. Gözlerinde aceleyle karışık bir endişe vardı.

— Festival… evet. Ama daha büyük bir sorun var. Renkler… kayboluyor!

Goku şaşkınlıkla etrafına baktı. Deniz hâlâ maviydi, güneş sarıydı, ama Bulma’nın söylediği şey… içini ürpertti.

— Renkler nasıl kaybolur ki? Boya mı döküldü?

Bulma, tabletini uzattı. Ekranda şehir görüntüleri vardı: West City’nin bazı sokaklarında kırmızı tabelalar soluk griye dönmüş, ağaçların yaprakları sanki birinin “renk” düğmesini kısmış gibi donuklaşmıştı.

— Bak! Bu sabah başladı. Önce küçük bir parkta… sonra alışveriş caddesinde… şimdi dalga gibi yayılıyor. İnsanlar korkuyor, çocuklar ağlıyor. Festival alanına bile sıçrayabilir.

Master Roshi gözlüğünü indirdi.

— Dünyada tuhaf şeyler hiç bitmiyor.

Goku’nun yüzündeki gülümseme yavaşça ciddileşti. Ama içinde korku yerine, o tanıdık kararlılık belirdi.

— O zaman renkleri geri getiririz! Hadi Bulma, hemen gidelim!

West City’ye vardıklarında kalabalığın sesi bile farklıydı. Normalde neşeli olan şehir, sanki yorganın altına saklanmış gibi kısılmıştı. İnsanlar vitrinlere bakıyor, bazısı çocuklarını kucaklıyor, bazısı telefonuyla görüntü alıyordu.

Bulma Capsule Corp’un önünde durdu. Vegeta, kollarını kavuşturmuş, gökyüzüne sinirli sinirli bakıyordu.

— Kakarot, sonunda geldin! dedi Vegeta. — Bu saçma “renk” meselesi senin kadar canımı sıkmıyor ama… Trunks korktu.

Goku hemen Trunks’a döndü. Trunks, Goten’la birlikte festival afişlerinin solmuş haline bakıyordu.

— Trunks, iyi misin? dedi Goku, diz çökerek.

Trunks yutkundu.

— Afişteki balonlar… eskiden kıpkırmızıydı. Şimdi… sanki biri içine korku doldurmuş gibi.

Goten gözlerini silerek ekledi:

— Ben de mavi şeker isterdim… ama mavi bile sönük.

Goku, çocukların başını okşadı.

— Merak etmeyin. Renkler geri gelecek. Hem… belki daha da parlak gelecek!

Bulma, Capsule Corp’un içindeki büyük ekrana bir harita yansıttı. Solmuş bölgeler lekeler gibi yayılıyordu.

— Kaybolma merkezine doğru yoğunlaşıyor. Şu ormanlık alan… yakınlarda enerji okumaları tuhaf.

Piccolo da gelmişti, kollarını göğsünde birleştirmiş, sessizce dinliyordu. Gözleri ciddi, ama sesinde sakin bir güven vardı.

— Bu, sadece fiziksel bir şey değil. Hissediyorum… Bu dalga insanların içindeki neşeyi emiyor.

Krillin, endişeyle gülümsedi.

— Neşe emen bir şey mi? Bu yeni… genelde yumruk yiyen şeylerle uğraşıyorduk.

Vegeta homurdandı.

— Neşe emen, renk çalan… her neyse. Eğer düşmansa, döveriz.

Goku, Vegeta’ya baktı. Gözlerinde “hemen kavga” yerine, “anlayalım” diyen bir ışık vardı.

— Dövmek bazen işe yarar, Vegeta. Ama önce ne olduğunu bulalım. Belki… sadece kaybolmuş bir şeydir.

Bulma hızlıca bir çanta hazırladı.

— Oraya gidelim. Yanıma birkaç ölçüm cihazı alıyorum. Bu işin kaynağını bulmadan festival başlayamaz. Çocuklara söz verdim.

Ormana girdiklerinde hava değişti. Kuşların sesi azalmış, yaprakların yeşili matlaşmıştı. Sanki dünya, “gülümseme”yi unutmuş gibiydi. Goku yürürken bile daha sessizdi.

Birden ileride küçük bir açıklık gördüler. Açıklığın ortasında garip bir taş vardı: Üzerinde ince çatlaklar, çatlakların içinden solgun bir ışık sızıyordu. Taşın çevresinde çimenler grileşmiş, çiçekler başını eğmişti.

Bulma cihazını çıkardı.

— Enerji çok garip… normal Ki gibi değil. Daha… duygusal bir frekans gibi.

Piccolo gözlerini kıstı.

— Burada biri var.

Açıklığın kenarında, gölge gibi duran küçük bir figür belirdi. Ne tamamen insandı ne tamamen başka bir şey. Üzerinde kapüşonlu bir pelerin vardı. Yüzü görünmüyordu ama sesi… sanki uzun zamandır konuşmamış biri gibiydi.

— Yaklaşmayın… dedi figür. — Renkler bana ait değil, ama ben… onlarsız yaşayamıyorum.

Vegeta bir adım attı.

— Saçmalama! Dünyanın renklerini çalıyorsun!

Figür titredi.

— Çalmıyorum… sadece… tutuyorum. Çünkü bırakırsam… kaybolacağım.

Goku sakin bir nefes aldı, ellerini yumruk yapmadı. Yavaşça yaklaştı.

— Adın ne?

Figür bir an sustu.

— Ben… adımı hatırlamıyorum.

Bulma şaşırdı.

— Hatırlamıyor musun? Nasıl yani?

Figür taşın yanına çöktü, çatlaklardan çıkan solgun ışığa baktı.

— Ben bir zamanlar… insanların sevinçlerinden doğan küçük bir varlıktım. Festival alanlarında, çocukların kahkahalarında, dostların sarılmalarında… güçlenirdim. Ama sonra… insanlar bazı günler gülmeyi unuttu. Ben de zayıfladım. Zayıflayınca… renkler beni terk etti. Renkler gidince… ben daha da zayıfladım.

Goten fısıldadı:

— Yani… sen üzülünce renkler gidiyor mu?

Figür başını eğdi.

— Üzülünce değil… unutulunca.

Goku’nun içi burkuldu. O anda, “düşman” diye gelen şeyin aslında “yalnızlık” olduğunu anladı.

— Peki neden dünyanın renklerini solduruyorsun? dedi Goku yumuşakça. — Bu seni güçlendirmiyor mu?

Figür ellerini taşın üzerine koydu.

— Renkler, insanların neşesinin kabuğu gibidir. Neşe azaldığında kabuk kırılır. Kırılan parçalar bana gelir. Ben de… onları tutarım. Çünkü tutmazsam… tamamen sönüp gideceğim.

Vegeta, ilk kez bir an duraksadı. Trunks’ın korkmuş yüzü aklına gelmiş gibiydi.

— Yani… sen hayatta kalmak için bunu yapıyorsun.

Piccolo sessizce ekledi:

— Ama böyle devam edersen herkes daha çok korkar. Korktukça neşe azalır. Neşe azaldıkça sen daha çok aç kalırsın. Bu bir döngü.

Bulma derin bir nefes aldı.

— Döngüyü kırmamız lazım.

Krillin, her zamanki gibi işi yumuşatmaya çalıştı ama sesi titriyordu.

— Tamam da… bunu yumrukla kıramayız galiba.

Vegeta sertçe döndü.

— Kim yumruk dedi? Sonra boğazını temizledi. — Yani… belki yumruk… son çare.

Goku gülümsedi, ama bu gülümseme şaka gibi değil, güven gibi parlıyordu.

— Döngüyü kırmak için… ona renk değil, anlam vermeliyiz.

Figür başını kaldırdı.

— Anlam mı?

Goku elini kalbinin üzerine koydu.

— Ben güçlenince, sadece yumruklarım değil… kalbim de güçlenir. Arkadaşlarım olmasa ben de… sönük kalırdım.

Trunks bir adım attı.

— Ben… bazen babamın yüzü çok sert olunca korkuyorum. Ama sonra… antrenmanda bir şey öğrenince… içim ısınıyor. O sıcaklık… renk gibi.

Vegeta gözlerini kaçırdı, ama sesi daha yumuşaktı.

— Trunks… ben… dedi, kelimeyi bulmakta zorlanır gibi. — …senin güçlü olmanı istiyorum. Ama korkmanı istemiyorum.

Goten de elini kaldırdı.

— Ben de! Ben de bir şey söyleyebilirim! Sonra figüre baktı. — Ben seni unutmak istemem. Çünkü unutulmak… kötü bir şey.

Bulma gülümsedi.

— Festival fikrini boşuna sevmiyorum. İnsanlar birlikte gülünce, dünya daha iyi çalışıyor. Bilim bile… daha kolay oluyor.

Piccolo, Gohan’ı düşündü; sesinde beklenmedik bir şefkat vardı.

— Gohan küçükken korkardı. Ama yanında durunca cesaretlenirdi. Cesaret… tek kişilik bir şey değildir.

Krillin de başını salladı.

— Ben de çok korkarım. Ama yine de arkadaşlarım için adım atarım. Çünkü… o adım attığım an, içimde bir ışık yanar.

Goku figüre doğru avuçlarını açtı.

— Biz seni yok etmeye gelmedik. Biz seni… hatırlamaya geldik.

Figürün etrafında solgun ışık titredi. Taşın çatlakları, sanki duyduklarını içine çekiyor gibiydi.

— Ama… ben çok zayıfım. İnsanlar beni hatırlasa bile… ya yine unuturlarsa?

Goku’nun sesi netleşti.

— O zaman biz de hatırlatırız. Festival yaparız. Oyun oynarız. Sarılırız. Neşe sadece “şans” değildir, çalışılır. Tıpkı antrenman gibi.

Vegeta istemeden de olsa gülümsedi.

— Kakarot… senin saçma fikirlerin bazen işe yarıyor.

Bulma heyecanla cihazını gösterdi.

— Enerji artıyor! Duygusal frekans… yükseliyor!

Figürün pelerini hafifçe aralandı; yüzü hâlâ net değildi ama gözleri… küçük iki ışık noktası gibi parladı.

— Eğer… gerçekten beni hatırlarsanız… ben de renkleri tutmayı bırakabilirim.

Goku başını salladı.

— Anlaştık. Ama bunun için bir şey daha yapacağız. Seni festivalin bir parçası yapacağız.

Festival alanına döndüklerinde işler çığırından çıkmak üzereydi. Afişler solmuş, balonlar sönükleşmiş, çocukların yüzü asılmıştı. Ama Goku, Bulma ve diğerleri açıklığa kurdukları planı getirmişti: “Hatırlama Köşesi.”

Bulma sahneye çıktı, mikrofonu eline aldı. Normalde komik bir konuşma yapardı ama bu kez sesi hem sıcak hem de ciddiydi.

— Herkes! Bugün festival sadece oyun değil. Bugün… birbirimizi hatırlama günü!

Kalabalık mırıldandı. Sonra Goku sahneye zıpladı, kollarını açtı.

— Merhaba! Ben Son Goku! dedi gür bir sesle. — Bugün bir şey öğrendik: Neşe paylaşılınca çoğalır. Hadi, birbirinize güzel bir şey söyleyin!

Krillin, şaşkın bir adama yaklaşıp elini uzattı.

— Bugün gömleğin çok güzel. Gerçekten!

Adam bir an durdu, sonra utangaçça gülümsedi. O gülümseme… sanki havada küçük bir renk damlası gibi parladı. Afişin bir köşesi hafifçe canlandı.

Piccolo, bir çocuğun yere düşen oyuncağını kaldırıp verdi.

— Dikkatli ol. Değerli şeyler düşebilir.

Çocuk gözlerini büyüttü.

— Teşekkür ederim! Sen… korkutucu değilsin!

Piccolo’nun ağzının kenarı belli belirsiz kıpırdadı. Yakındaki çiçeklerin sarısı güçlendi.

Vegeta, Trunks’ın yanına eğildi. Herkesin içinde yapması zordu, ama yaptı.

— Trunks. Bugün… iyi bir iş çıkarıyorsun. Sonra hızlıca ekledi: — Bunu sakın şımarmak için kullanma.

Trunks’ın gözleri doldu ama gülümsedi.

— Tamam baba. Ama… bunu duymak iyi geldi.

O an festival alanındaki balonlardan biri, sanki içine güneş doldurulmuş gibi parlak kırmızıya döndü.

Goku kalabalığa döndü.

— Gördünüz mü? dedi. — Renkler geri geliyor! Çünkü… siz geri getiriyorsunuz!

Tam o sırada, açıklıktaki figür kalabalığın arasına karışmış gibi belirdi. Kimse tam olarak “ne” olduğunu anlamıyordu; sadece yanından geçenlerin içi ısınıyordu. Figür, çocukların kahkahalarına yaklaşınca pelerininin kenarlarına renkler dolmaya başladı: mavi, yeşil, turuncu…

Goten sevinçle bağırdı:

— Bakın! Renkli oldu!

Figür titreyen bir sesle fısıldadı:

— Beni… hatırlıyorsunuz…

Bulma, Goku’ya baktı.

— İşe yarıyor. Bilim kısmını sonra düşünürüm… ama şu an… gerçekten işe yarıyor.

Goku’nun gözleri parladı.

— Çünkü bu, sadece enerji değil. Bu… bağ.

Festival ilerledikçe şehirdeki soluk bölgeler geri canlandı. Ağaçlar yeşerdi, tabelalar kırmızılaştı, gökyüzü daha mavi göründü. İnsanlar şarkı söyledi, oyun oynadı, birbirine sarıldı. Renkler geri gelince, sanki kalpler de daha genişledi.

Günün sonunda figür, Goku’nun yanına geldi. Artık yüzü biraz daha belirgindi; hâlâ gizemliydi ama “korkutucu” değildi. Daha çok, kaybolmuş bir masal kahramanı gibiydi.

— Adımı hatırlamaya başladım… dedi. — Ben… Harmonia.

Goku gülümsedi.

— Harmonia… güzel isim.

Harmonia, taşa benzer küçük bir kristali Goku’nun avucuna bıraktı. İçinde minik renk kıvılcımları dönüyordu.

— Bu… hatırlama tohumu. Ne zaman dünya soluklaşırsa… bunu eline al. İnsanlara bir gülümseme hatırlat.

Goku kristale baktı, sonra cebine koydu.

— Söz. Ama bence sen de arada gel. Burada dostların var artık.

Harmonia’nın gözleri ışıldadı.

— Dost… kelimesini sanki yeni öğrenmiş gibi söyledi. — Unutulmak istemiyorum.

Goku elini uzattı. Harmonia da tereddütle tuttu. O an, festival alanındaki son soluk nokta da renkleniverdi.

Vegeta uzaktan seslendi, her zamanki gibi kaba görünüp aslında endişeli bir tonla:

— Kakarot! Eve dönüyoruz! Trunks uyuyacak!

Goku dönüp bağırdı:

— Tamam Vegeta! Geliyorum!

Sonra Harmonia’ya göz kırptı.

— Merak etme. Dünya bazen yorulur. Ama biz… yeniden gülmeyi öğreniriz.

Ve gece, West City’nin üstüne serilirken, şehir sadece ışıklarla değil… içinden yükselen sıcak bir neşeyle parlıyordu. Renkler geri gelmişti. Çünkü hatırlanmıştı. Çünkü paylaşılmıştı. Çünkü Son Goku ve arkadaşları, en büyük gücün bazen yumrukta değil… kalpte saklı olduğunu bir kez daha göstermişti.

Bu Hikayeyi Paylaş

1 Yorum

  • M
    mustafa

    son goku saiyan ırkından kakarot adıyla gönderilmiş bir uzaylıymış bunu yeni öğrendim

Yorum Yazın