Troller Hikayesi
Köyün üstünde o sabah gökyüzü pamuk şeker gibiydi ama Bergenlerden kalan eski bir alışkanlık yüzünden, troller hâlâ güne başlarken “neşeyi ölçer” gibi etrafa bakardı. Her şey normal görünüyordu: Renkli çiçek evler, dallardan sallanan ip merdivenler, kahkaha kokan rüzgâr… Yine de Poppy’nin içi, sanki bir şey hafifçe eksilmiş gibi kıpır kıpırdı.
Çünkü şarkılar… şarkılar tuhaflaşmıştı.
Normalde köyün her köşesinde bir trol, bir melodiye takılır; başka biri o melodiyi yakalayıp dansa çevirirdi. Ama o sabah, melodiler sanki yarıda kesiliyor, kahkahalar sanki bir an durup “ben nereye gidiyordum” diye düşünüyordu.
Poppy bunu ilk fark ettiğinde, çiçek taçlarını tek tek kontrol etti. “Acaba çiçekler mi küstü?” diye düşündü. Sonra bunu kendine bile komik buldu. Çiçekler küser miydi? Ama bu köyde… bazen küserdi.
Branch ise çoktan bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. Zaten Branch, bir şeylerin ters gitmediği günleri “şüpheli” bulacak kadar temkinliydi.
Köy meydanına geldiklerinde Guy Diamond çıplak parıltısıyla güneşi kıskandırıyor, Cooper ise bir ipi düğümleyip duruyordu; düğüm her seferinde daha da anlamsız bir şekle dönüşüyordu. Biggie yanında Mr. Dinkles ile “sessiz bir kahkaha” yarışması yapıyordu; ikisi de gülüyor gibi ama gülmüyordu.
Poppy, gülümsemeyi büyüttü. Neşeyi büyütmek bazen bir kas meselesiydi.
— Günaydınnn troller! Bugün süper harika muhteşem bir gün olacak!
Poppy’nin sesi her zamanki gibi parlaktı, ama meydandaki yankısı… sönük geldi.
Branch kaşlarını çattı.
— Duydun mu? Sesin bile… sanki pamuktan.
— Pamuk kötü bir şey değil! Pamuk yumuşacıktır!
— Sorun yumuşak olması değil. Sorun… eksik olması.
Poppy “eksik” kelimesini sevmedi. Eksik, kapıda unutulmuş bir çanta gibiydi; insanı hep rahatsız ederdi.
DJ Suki hoparlörlerini açtı, ritim vermek için ellerini kaldırdı. Normalde herkes o an kendini dansın içine atardı. Ama ritim çıkarken, sanki davulun içi boş değil de… “yarı dolu” gibiydi.
— Bu beat… yarım kalıyor. Hoparlörlerim bozulmadı, ben bozulmadım, ama… beat bozuldu!
Guy Diamond yanağını parmağıyla dürttü.
— Ben parlıyorum ama içim parlamıyor. Bu cümle çok dramatik oldu, farkındayım.
Cooper birden ipi havaya kaldırdı.
— Ben de ipimi düğümledim ama düğüm bana bir şey söylemedi. Normalde düğümler konuşur.
Branch gözlerini devirdi.
— Düğümler konuşmaz.
— Sana konuşmuyorlar, Branch. Bana konuşuyorlar.
Biggie ürkekçe el kaldırdı, Mr. Dinkles da küçük bir selam verdi.
— Ben bugün sarılmak istedim… ama sarılmak sanki… bir saniye gecikiyor.
Poppy derin bir nefes aldı. “Neşeyi geciktiren bir şey” fikri, köyün kalbine atılmış küçücük ama soğuk bir taş gibiydi.
Tam o sırada King Peppy, küçük adımlarla geldi. Yüzündeki gülümseme vardı, ama sakalındaki pırıltı bile azalmıştı.
— Poppy… bir şey kayboldu.
Poppy’nin kalbi “hop” dedi.
— Ne kayboldu? Bir çorap mı? Bir çiçek mi? Bir… şarkı mı?
King Peppy elindeki küçük, oyma bir kutuyu açtı. Kutunun içinde eskiden minik bir ışık dönüp dururmuş; şimdi sadece boşluk vardı.
— Neşe Tohumu.
Meydan bir an sessizleşti. “Neşe Tohumu” kelimeleri, köyün en eski masallarından birine aitti. Bergenler zamanında trolleri neşeli tutan şeyin sırf şarkı olmadığı, neşenin de beslenmesi gerektiği anlatılırdı. Neşe Tohumu, köyün kalbi gibi saklanır; kimse dokunmaz, sadece varlığını bilirdi.
Poppy yutkundu.
— Ama… Neşe Tohumu burada olmalıydı. Hep burada durur. Hep…
Branch’in yüzü sertleşti.
— Birisi aldı.
Guy Diamond dramatik bir şekilde gökyüzüne baktı.
— Ya da Neşe Tohumu sıkıldı ve tatile gitti.
Branch hemen cevap verdi.
— Tohumlar tatile gitmez.
— Senin dünyanda gitmez, benim dünyamda her şey mümkündür.
Poppy kutunun kenarına dokundu. İçinde kalan boşluk, sanki parmağını hafifçe üşütmüştü.
— Kim almış olabilir? Bergenler geri dönmedi, değil mi?
King Peppy başını salladı.
— Bergenler değil. Bu, daha… sessiz bir şey.
DJ Suki hoparlörünü kapattı.
— Sessiz şeylerden hiç hoşlanmam.
Branch, Poppy’ye baktı; gözlerinde “ben demiştim” ifadesi vardı ama bu kez o ifade, korkuyla karışıktı.
— Köyün dışına çıkmamız gerek. İz bulmalıyız.
Poppy hemen toparlandı. “Kriz anında liderlik” onun sevdiği bir spordu.
— Tamam! Takım kuruyoruz. Ben, Branch, DJ Suki, Biggie, Guy Diamond ve Cooper.
Guy Diamond eliyle kendini işaret etti.
— Ekipte parıltı kotası doldu mu? Çünkü ben hem parıltıyım hem de motivasyon konuşmasıyım.
— Doldun, evet. Hadi gidiyoruz!
Yola çıktılar. Ağaçların arasından ilerlerken, eskiden kendiliğinden başlayan şarkılar yoktu. Bu, ormanı bile “normalden daha büyük” gösteriyordu. Sessizlik, trollerin boyuna göre kocamandı.
Bir süre sonra Branch yerde ince bir iz buldu: minik, yuvarlak, sanki bir kutunun sürüklendiği bir çizgi.
— Buradan geçmiş.
Poppy eğildi.
— Bu iz… üzgün görünüyor.
Branch, Poppy’ye baktı.
— İz üzgün olmaz. Ama bunu bırakan… olabilir.
Cooper aniden burnunu havaya kaldırdı.
— Ben bir koku aldım. Bu koku… kıskançlık kokuyor.
DJ Suki gözlerini kıstı.
— Kıskançlık mı? Kıskançlık, ritmi bozar.
Biggie fısıldadı.
— Kıskançlık sarılmayı da bozar…
Poppy’nin aklına bir isim geldi. Köyde herkes neşeyi severdi ama herkes neşeyi aynı şekilde yaşamazdı. Bazıları “neşe”yi çok sesli bulur, bazıları “neşe”yi paylaşmakta zorlanırdı.
Ve birileri… kendini dışarıda hissedebilirdi.
Yol, köyün çok az gidilen tarafına doğru uzandı. Orada, yosunların arasında küçük bir mağara vardı. Kapısında renkli taşlardan yapılmış, minicik bir işaret duruyordu: “GİRME, İÇERİDE DUYGULAR VAR.”
Branch hemen durdu.
— Bu tabelayı kim asmış olabilir?
Guy Diamond omuz silkti.
— Ben asmadım. Ben tabelaları kendime yakıştıramıyorum.
Poppy mağaraya yaklaştı. İçeriden çok hafif bir mırıltı geliyordu; ama bu mırıltı, şarkı gibi değil… sanki bir iç çekiş gibiydi.
Poppy yumuşakça seslendi.
— Merhaba? Biz trolleriz. Şey… zaten biliyorsun. Biz… yardım etmeye geldik.
İçeriden bir ses geldi. Tanıdıktı ama uzun zamandır duymadıkları kadar kırılgandı.
— Yardım mı? Yardımınız hep şarkı şeklinde oluyor.
Branch’in gözleri büyüdü.
— Creek?
Mağaranın karanlığından Creek çıktı. Saçı hâlâ kusursuzdu. Ama gözleri… pırıl pırıl değil, dalgalıydı; sanki içinde fırtına vardı.
Poppy’nin yüzü bir an dondu. Creek, geçmişte köyün en büyük kırgınlıklarından birinin adıydı. Poppy, o kırgınlığı unutmazdı; sadece onunla yaşamayı öğrenmişti.
— Creek… burada ne yapıyorsun?
Creek elindeki oyma kutuyu gösterdi. Kutunun içinde Neşe Tohumu vardı ama ışığı zayıftı, titriyordu. Sanki nefes almakta zorlanıyordu.
— Bunu ben aldım. Çünkü siz… siz bunu saklıyorsunuz ama herkesin hakkı değilmiş gibi davranıyorsunuz.
Poppy’nin sesi inceldi.
— Bu herkesin neşesi için. Saklamak… korumak demek.
Creek güldü ama o gülüş acıydı.
— Korumak mı? Ben de kendimi korudum. Ama hiç kimse beni korumadı, Poppy. Herkes şarkı söyledi, herkes dans etti… benim içimdeyse korku vardı. Korkunca da… yalnız kaldım.
Branch bir adım öne çıktı, sesi sertti ama gözleri yumuşaktı.
— Korku yalnız bırakır. Bunu ben iyi bilirim. Ama başkalarının neşesini çalmak… korkuyu geçirmez.
Creek kutuyu sıkıca tuttu.
— Ben çalmadım. Ben… payımı aldım.
DJ Suki dayanamayıp konuştu.
— Payını almak istiyorsan gel, beat’imize gir. Ama böyle… ritmi keserek olmaz.
Cooper başını salladı.
— Ritim, ip gibidir. Çekersen kopar. Koparsa… düğümler küser.
Branch fısıldadı.
— Düğümler…
Biggie Creek’e yaklaştı. Kocaman gövdesiyle değil, yumuşak sesiyle.
— Bazen insan… trol… kendini küçük hisseder. O zaman sarılmak ister. Ama sarılmak için önce… elini açman gerekir.
Poppy gözlerini Creek’ten ayırmadan konuştu. Sesi, köyün sabahki sönüklüğünden daha güçlüydü; çünkü bu sefer neşe değil, gerçeklik taşıyordu.
— Creek, seni affetmek kolay değil. Ama seni anlamaya çalışmak… mümkün. Neşe Tohumu ışığını kaybediyor. Çünkü neşe, zorla tutulunca soluyor.
Creek’in parmakları titredi.
— Ben sadece… tekrar önemli olmak istedim.
Branch, beklenmedik bir şekilde sakinleşti.
— Önemli olmak için sahne çalman gerekmez. Sahne… bazen paylaşılır. Ama önce dürüst olman gerekir.
Poppy bir adım attı, ellerini açık tuttu. Sesini yumuşattı.
— Kutuyu bize ver. Sonra konuşalım. Sonra… birlikte tamir edelim.
Creek’in gözleri doldu. Bir an, eski “mükemmel” Creek değil de, sadece bir trol gibi göründü: hata yapan, korkan, utanıp da bunu saklamaya çalışan biri gibi.
— Ya beni yine dışarıda bırakırsanız?
Poppy’nin boğazı düğümlendi. Dışarıda bırakmak… neşeyi öldüren en sessiz şeydi.
— Sana söz veremem ki herkes hemen hazır olacak. Ama sana şunu söyleyebilirim: Ben, konuşmaya hazırım. Branch… zor da olsa hazır. Biggie zaten hazır. Guy Diamond hazır ama o her şeye hazır.
Guy Diamond hemen atıldı.
— Ben evet, duygusal dönüşüm anlarına hazır doğdum.
DJ Suki, Creek’e doğru bir adım attı.
— Ritmi geri getirirsek… herkesin kalbi daha net atar. Kalp atınca, konuşmak kolaylaşır.
Creek yavaşça kutuyu uzattı. Poppy iki eliyle aldı. Neşe Tohumu, kutuya geri girdiğinde ışığı bir tık güçlendi; sanki “oh” dedi.
Ama iş bitmemişti.
King Peppy’nin anlattığı masalda bir şey daha vardı: Neşe Tohumu, sadece yerinde durunca değil, troller duygularını paylaştığında parlar. Sadece kahkaha değil; korku da, pişmanlık da, özlem de… hepsi anlatıldığında neşe gerçek olur.
Poppy mağaranın önünde oturdu. Herkes halka yaptı. Sessizlik bu kez korkutucu değildi; “dinliyorum” diyen bir sessizlikti.
Poppy ilk konuştu.
— Ben bugün sabah… ilk kez neşemin yetmediğini hissettim. Bu beni korkuttu. Çünkü ben neşeyi yönetebildiğimi sanıyordum.
Branch başını eğdi.
— Ben de… neşenin azalmasına şaşırmadım. Bu da beni üzdü. Çünkü şaşırmamam… umudumu küçük tuttuğum anlamına geliyor.
Biggie burnunu çekti.
— Ben sarılmak istedim ama geç kaldım. O geç kalma… kalbimi acıttı.
DJ Suki dudaklarını büzdü.
— Ben sessizlikten nefret ediyorum çünkü sessizlikte… kendi düşüncelerimi duyuyorum. Bazen düşüncelerim iyi bir DJ değil.
Cooper ipini gösterdi.
— Benim düğümlerim bugün konuşmadı. Çünkü ben de konuşmadım. Konuşmak bazen… ipi çözmek gibidir.
Guy Diamond, parıltısına rağmen ciddi bir ses çıkardı.
— Ben de parladım ama içim sönüktü. Ve… bunu söylemekten utandım. Çünkü herkes benim hep iyi olduğumu düşünüyor.
Sonra Creek konuştu. Bu sefer sesi “haklılık” gibi değil, “çıplak gerçek” gibiydi.
— Ben kıskandım. Korktum. Kendimi dışarıda hissettim. Ve… bunu kabul etmek yerine, bir şey alırsam düzelir sandım. Ama düzelmedi.
Poppy’nin gözleri doldu. Neşe Tohumu da… daha parlaktı şimdi. Sanki her cümlede biraz daha nefes alıyordu.
Poppy kutuyu kapattı ve ayağa kalktı.
— Tamam. Köye dönüyoruz. Ve bu sefer… sadece şarkı söylemeyeceğiz. Konuşacağız da.
Branch homurdandı ama dudaklarının kenarı kıpırdadı.
— Köy bunu kaldıramazsa… ben kulübeme kaçarım. Ama… deneyeceğim.
— Bu, Branch dilinde kocaman bir evet!
Yolda, küçük bir şey oldu: Biggie bir mırıldanma başlattı. DJ Suki ritim tuttu. Guy Diamond parıldadı. Cooper ipini şıkırdattı. Poppy melodiye girdi.
Ve Branch…
Branch, önce sadece yürüdü. Sonra, neredeyse kimsenin duymayacağı kadar kısık bir sesle eşlik etti.
Köye vardıklarında meydan hâlâ biraz sönüktü ama Neşe Tohumu yerine konunca, rüzgârın kokusu geri geldi. Çiçekler “küsmemişiz, sadece dinlemişiz” der gibi açıldı.
Poppy, bütün trollerin toplandığı yere çıktı.
— Bugün sadece eğlenmeyeceğiz. Bugün birbirimizi duyacağız. Çünkü neşe, tek başına bağırınca yorulur. Ama paylaşılırsak… güçlenir.
Kalabalıkta biri ağladı, biri güldü, biri ikisini birden yaptı. Ve işte o an, köyün şarkıları tam sesine kavuştu: sadece parlak değil, derin.
Creek kenarda duruyordu. Herkes hemen kucaklamadı. Bazıları mesafeli kaldı. Ama Poppy ona baktı; “buradasın” der gibi. Branch de göz ucuyla baktı; “tamam, ama dikkatli” der gibi.
Neşe Tohumu, kutunun içinde ışıl ışıl döndü.
Çünkü troller sonunda şunu hatırlamıştı: Neşe, sadece kahkahadan değil; birbirine söylenen dürüst cümlelerden de yapılır. Ve bazen, en güçlü şarkı… önce bir iç çekişle başlar.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın