Üç Yavru Tavşan Hikayesi

Pelin Kaya 24.01.2026 52 Okunma Sayısı Hayvanlar Alemi Hikayeleri 0 Yorum
Üç Yavru Tavşan Hikayesi
Sesli Masal

Güneş, Papatya Vadisi’nin üzerine yumuşak bir ışık gibi yayılırken çimenler hafifçe kıpırdanıyordu. Vadinin en ucunda, koca bir meşe ağacının köklerinin arasında, yuvarlak kapılı sıcacık bir yuva vardı. Bu yuvada üç yavru tavşan yaşıyordu. En büyükleri Baran, ortancaları Elif, en küçüğü ise Mert’ti. Üçü de pamuk gibi beyaz tüyleri, meraklı gözleri ve hiç durmayan kulaklarıyla vadinin neşesiydi.

Sabahları ilk uyanan genelde Baran olurdu. Çünkü Baran, kardeşlerini korumayı çok severdi. O gün de erkenden uyanmış, yuvanın kapısından dışarı bakıyordu. Çiy damlaları çiçeklerin üzerinde parlıyor, kuşlar dallarda şarkı söylüyordu.

— "Bugün çok güzel bir gün olacak, hissediyorum," dedi Baran, sesi umut doluydu.

Elif hemen gözlerini açtı. Elif, düşünmeyi ve plan yapmayı severdi. Her şeyin düzenli olmasından hoşlanırdı.

— "Güzel günler genelde sürprizlerle gelir," dedi Elif. "Ama önce kahvaltı yapmalıyız."

Mert ise yuvarlanarak yerinden kalktı. En küçük olmaya rağmen en enerjik olan oydu. Zıplamayı, koşmayı ve soru sormayı hiç bırakmazdı.

— "Ben havuç istiyorum. Hem de kocaman!" diye bağırdı Mert, sevinçle kulaklarını sallayarak.

Üç kardeş birlikte vadinin içine doğru yürüdüler. Yol boyunca kelebekler etraflarında uçuşuyor, çiçekler sanki onları selamlıyordu. Baran önde, Elif ortada, Mert ise sürekli sağa sola zıplayarak ilerliyordu.

Bir süre sonra dere kenarına geldiler. Su berraktı, içinde küçük balıklar yüzüyordu. Elif durdu.

— "Burada biraz dinlenelim. Sonra havuç tarlasına geçeriz," dedi.

Baran başını salladı.

— "Olur ama fazla oyalanmayalım. Annemiz öğlene kadar dönmemizi istemişti."

Mert dereye yaklaştı, suya baktı.

— "Suyun içinde gökyüzü var!" dedi hayranlıkla.

Elif gülümsedi.

— "O, suyun yansıması Mert."

Mert düşünceli bir şekilde kaşlarını çattı.

— "Yani gökyüzü her yerde mi?"

Baran güldü.

— "Evet, bakmasını bilirsen her yerde."

Bu sözler Mert’in çok hoşuna gitti. Kulaklarını dikti ve kalbinde sıcak bir sevinç hissetti.

Dinlendikten sonra havuç tarlasına doğru ilerlediler. Tarlaya vardıklarında burunlarına mis gibi toprak kokusu geldi. Turuncu havuçlar toprağın içinden gülümser gibi görünüyordu.

— "İşte burası!" diye sevindi Mert.

Üçü birlikte havuç toplamaya başladılar. Baran büyük havuçları seçiyor, Elif temiz olanları ayırıyor, Mert ise bulduğu her havucu heyecanla sayıyordu.

— "Bir, iki, üç… Çok fazla havucumuz oldu!" dedi Mert.

Tam o sırada çalıların arasından bir hışırtı geldi. Üç kardeş durdu. Baran hemen öne geçti.

— "Sakin olun," dedi alçak sesle.

Çalılıktan yaşlı bir kaplumbağa çıktı. Yavaşça ilerliyor, gözlük gibi yuvarlak gözleriyle etrafa bakıyordu.

— "Merhaba yavrular," dedi kaplumbağa nazikçe. "Yolumu kaybettim de."

Elif hemen yaklaştı.

— "Merhaba. Biz yardımcı olabiliriz. Nereye gitmek istiyorsunuz?"

Kaplumbağa derin bir nefes aldı.

— "Günebakan Tepesi’ne. Orada torunum beni bekliyor."

Baran düşündü.

— "Orası biraz uzakta ama birlikte gidebiliriz."

Mert heyecanla zıpladı.

— "Ben yolu biliyorum! Ama biraz dolambaçlı."

Elif Mert’e baktı.

— "Dolambaçlı ama güvenliyse sorun yok."

Üç yavru tavşan, kaplumbağayla birlikte yola çıktı. Yürürken kaplumbağa onlara eski zamanlardan hikâyeler anlattı. Papatya Vadisi’nin eskiden nasıl olduğunu, büyük fırtınalardan sonra nasıl daha da güzelleştiğini anlattı.

Mert gözlerini kocaman açarak dinliyordu.

— "Sen çok şey görmüşsün," dedi hayranlıkla.

Kaplumbağa gülümsedi.

— "Zaman yavaş akınca, her detayı görüyorsun."

Bu söz Elif’in hoşuna gitti. İçinden, yavaşlamanın da önemli olduğunu düşündü.

Günebakan Tepesi’ne vardıklarında güneş tam tepedeydi. Tepede küçük bir kaplumbağa, sabırsızlıkla etrafa bakıyordu. Büyük kaplumbağayı görünce sevinçle ona doğru yürüdü.

— "Dedeee!" diye seslendi.

Büyük kaplumbağanın gözleri doldu.

— "Buradayım," dedi sevinçle.

Üç yavru tavşan bu anı izlerken içleri sıcacık oldu. Yardım etmiş olmanın verdiği mutluluk, kalplerini doldurdu.

Kaplumbağa onlara teşekkür etti.

— "Siz çok iyi kalpli yavrularsınız. Bunu unutmayın."

Mert gururla göğsünü kabarttı.

— "Biz üç kardeşiz. Birlikteyken her şey daha güzel."

Elif başını salladı.

— "Evet, birlikte düşününce ve paylaşınca."

Baran ise kardeşlerine baktı.

— "Ve birbirimize göz kulak olunca."

Vedalaştıktan sonra yuvalarına doğru yola çıktılar. Geri dönüşte güneş biraz daha yumuşamıştı. Vadinin renkleri daha sıcak görünüyordu.

Yuvaya vardıklarında anneleri onları kapıda karşıladı. Gülümsemesi her zamanki gibi huzur vericiydi.

— "Güzel bir gün geçirmiş gibisiniz," dedi.

Mert hemen anlatmaya başladı.

— "Anne, bir kaplumbağaya yardım ettik, havuç topladık ve gökyüzünü suyun içinde gördük!"

Annesi güldü.

— "Ne güzel."

Elif havuçları yerleştirirken içinden büyük bir mutluluk geçti. Baran ise kardeşlerinin yan yana durduğunu görünce kendini güçlü hissetti.

O akşam yuvada kahkahalar, anlatılan hikâyeler ve paylaşılan havuçlar vardı. Üç yavru tavşan, yorgun ama mutlu bir şekilde uykuya daldı.

Kulakları dinlenirken kalpleri şunu biliyordu: Papatya Vadisi’nde her gün, birlikte olunca daha neşeliydi. Ve yarın, yeni bir macera mutlaka onları bekliyordu.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın