Uyuyan Güzel Hikayesi

Pelin Kaya 13.12.2025 88 Okunma Sayısı Prenses Hikayeleri 0 Yorum
Uyuyan Güzel Hikayesi
Sesli Masal

Uzak dağların arasına saklanmış, sabahları kuş sesleriyle uyanan, akşamları yıldızların fısıltıyla indiği bir krallık varmış. Bu krallığın adı Işıkgöl Krallığı’ymış. Gölün suyu sabahları altın gibi parlar, geceleri ayın yansımasıyla gümüş rengine bürünürmüş.

Krallığın en çok konuşulan kişisi, Kral Selim ile Kraliçe Neriman’ın biricik kızları Bahar’mış. Bahar doğduğunda sarayın duvarlarına asılı saatler aynı anda durmuş, sonra yeniden çalışmaya başlamış. Saray bilginleri bunu şöyle yorumlamış: “Bu çocuk zamanla bağlantılı.”

Bahar büyüdükçe sessiz ama derin bir çocuk olmuş. Çiçeklerle konuşur, rüzgâra sorular sorar, geceleri gökyüzüne bakıp uzun uzun düşünürmüş.

Bir gün Kraliçe Neriman, Bahar’ı sarayın bahçesinde tek başına otururken bulmuş.

Bahar, neden hep yalnız oturuyorsun kızım?
Yalnız değilim anne. Düşüncelerimle konuşuyorum. Onlar beni anlıyor.

Kraliçe gülümsemiş ama içinde hafif bir endişe hissetmiş. Çünkü yıllar önce, Bahar doğduğunda saraya davet edilmeyen biri varmış: Siyah Elbiseli Kadın.

Bu kadın, eski zamanların unutulmuş büyücülerinden Zühre’ymiş. Kimse onun adını anmak istemezmiş.

Bahar on altı yaşına bastığı gün, sarayda büyük bir şenlik düzenlenmiş. Herkes mutluymuş, ama gökyüzü o gün biraz tuhafmış. Bulutlar ağır ağır ilerliyor, rüzgâr yön değiştiriyormuş.

Tam Bahar mumları üflerken, salonun kapıları sertçe açılmış.

Beni unuttunuz. Ama ben sizi unutmadım.

Herkes donup kalmış. Zühre içeri girmiş, bastonunu yere vurmuş.

Bu kız, güneş batarken parmağını bir iğneyle kanatacak ve derin bir uykuya dalacak. Ne uyanacak, ne yaşlanacak.

Kraliçe Neriman ağlamış.

Yapma Zühre, o daha bir çocuk!
Zaman herkes için akar. Onun zamanı şimdi duracak.

Zühre kaybolmuş. Kral Selim hemen emir vermiş: Krallıkta iğne, diken, sivri ne varsa yok edilecek.

Yıllar geçmiş. Bahar büyümüş, ama içinde açıklayamadığı bir ağırlık taşımaya başlamış. Sanki bir şey yaklaşmaktaymış.

Bir gün sarayın kullanılmayan kuzey kulesine çıkmış. Orada, eski bir sandık bulmuş. Sandığın içinde küçük, gümüş bir iğne varmış. Bahar merakla dokunmuş.

Sadece bakacağım…

Parmağına hafifçe batmış.

Her şey durmuş.

Bahar yere düşmemiş. Oturduğu yerde, derin bir uykuya dalmış. Ne rüya görmüş, ne de karanlık hissetmiş. Zaman onun için susmuş.

Krallıkta herkes uyumamış, ama umut ağırlaşmış.

Aradan yıllar geçmiş.

Bu sırada, uzak bir köyde yaşayan Emre adında bir çocuk varmış. Emre, hikâyeleri çok severmiş. Annesi ona her gece masal anlatırmış.

Anne, neden bazı masallar yarım kalıyor?
Çünkü bazı sonlar, onları dinleyecek doğru kalbi bekler.

Bir gün Emre, Işıkgöl Krallığı hakkında bir efsane duymuş.

Uyuyan bir prenses varmış. Zaman onu unutmuş.

Emre’nin içi titremiş.

Ya biri onu hatırlarsa?

Annesi ona bakmış.

Hatırlamak bazen uyandırmaktan daha güçlüdür.

Emre büyümüş, ama bu söz aklından hiç çıkmamış. Yıllar sonra sırtına küçük bir çanta alıp Işıkgöl’e doğru yola çıkmış.

Krallık sessizmiş. Saray kapıları yosun tutmuş. Emre içeri girdiğinde, her şey olduğu gibi duruyormuş.

Kuzey kulesine çıkmış.

Ve Bahar’ı görmüş.

Gözleri kapalı, yüzü sakinmiş. Emre yaklaşıp fısıldamış.

Seni tanımıyorum… ama seni beklemiş gibiyim.

Hiçbir şey olmamış.

Emre üzülmüş ama vazgeçmemiş. Günlerce onunla konuşmuş. Başına gelenleri, korkularını, hayallerini anlatmış.

Ben köyümden ilk kez ayrıldım. Korkuyorum ama buradayım.
Bazen ben de yalnız hissediyorum. Ama senin yanında değilim sanki.

Bir sabah, güneş doğarken Bahar’ın parmağı kıpırdamış.

Emre nefesini tutmuş.

Gerçekten mi? Duydun mu beni?

Bahar’ın gözlerinden bir damla yaş süzülmüş.

Zaman yeniden akmaya başlamış.

Bahar gözlerini açmış.

Kaç yıl geçti?
Bilmiyorum… ama seni bulmam gerekiyordu.

Bahar yavaşça doğrulmuş.

Uyurken sesler duydum. Biri beni çağırıyordu.
Ben çağırdım. Çünkü seni unutmak istemedim.

Sarayın saatleri yeniden çalışmaya başlamış. Çiçekler açmış, göl parlamış.

Zühre’nin büyüsü kırılmış. Çünkü büyü, unutulmakla beslenirmiş. Hatırlanmakla değil.

Kral Selim ve Kraliçe Neriman gözyaşlarıyla kızlarına sarılmış.

Bahar, geri döndün…
Ben hiç gitmedim baba. Sadece bekledim.

Emre saraydan ayrılmak istemiş.

Benim yerim burası değil.
Bahar gülümsemiş.
Belki de yer, birlikte yürüdüğümüz yerdir.

Gün batarken, Işıkgöl Krallığı yeniden canlanmış. Ama bu kez herkes biliyormuş: Zaman bazen durur, ama hikâye durmaz.

Ve bazı uykular, bir sesle değil; bir kalple sona erer.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın