Zümrüdüanka Kuşu Hikayesi

Pelin Kaya 09.12.2025 85 Okunma Sayısı Hayvanlar Alemi Hikayeleri 0 Yorum
Zümrüdüanka Kuşu Hikayesi
Sesli Masal

Bir zamanlar, dağların sessizliğe yaslandığı, bulutların geceleri ninni söylediği uzak bir vadide Zeynep adında merak dolu bir kız yaşarmış. Köylüler arasında sadece fısıltılarla dile getirilen bir varlığa, yeniden doğuşun sembolü olan ateş kuşuna, yani Zümrüdüanka’ya hayranmış. Her gece başını göğe kaldırır, içinden şu dileği geçirirmiş:
Bir gün beni duyarsan, ışığını bana göster.

Bir sabah güneş ufukta belirmeye çalışırken vadinin üzerinde zümrüt rengi bir parıltı yayılmış. Yapraklar hafifçe titreşmiş, rüzgâr sanki “Gel…” diye çağırmış. Zeynep’in içini hem korku hem umut dolduran bir heyecan kaplamış.

Vadiye indiğinde yıllardır kurumuş olan gölün içinde kocaman bir ateş tomurcuğu yandığını görmüş. Alevlerin ortasından kanatları kıvrıla kıvrıla yanan, tüyleri yeşil bir mücevher gibi parlayan bir kuş yükselmiş: Zümrüdüanka.

Zeynep nefesi kesilmiş halde fısıldamış:
Gerçekten… sen misin?

Kuşun sesi, rüzgârın gizli bir melodisi gibiymiş:
Gerçek olanı görmeyi isteyen gözler, beni her zaman bulur.

Zeynep şaşkınlık içinde konuşmuş:
— Ama seni ben çağırmadım ki!

Zümrüdüanka, kanatlarını güne gibi yayarak karşılık vermiş:
Benim adımı çağıran şey, her zaman umuttur. Gökyüzünün kararmaya başladığını hissettim.

Zeynep ürpermiş:
— Gökyüzü neden kararır?

Kuş hüzünle başını eğmiş:
İnsanlar birbirinin ışığını kırdığında, göğün rengi solar. Yeniden parlaması için iyi bir kıvılcım gerek.

Zeynep yumruklarını sıkıp kararlılıkla cevap vermiş:
— Eğer bir kıvılcım gerekiyorsa, onu bulacak kişi benim!

Zümrüdüanka, ateşten yapılmış gibi duran bir tüy çıkarıp avucuna bırakmış:
Bu tüy, yalnızca içi temiz niyetle dolu olanların elinde parlar. Üç kişiye umut verebilirsen, gökyüzü yeniden ışır.

Zeynep, kalbindeki cesareti alıp köyüne koşmuş. Köyde hava ağır ve kasvetliymiş; insanlar birbirine küstüğü için herkesin yüzü solgunsa gökyüzü de solgun olurmuş.

İlk olarak yalnız yaşayan yaşlı bir adamın kapısını çalmış.
— Bu tüyü sana getirdim, çünkü yalnız kalplerin ışığı daha çabuk söner.
Adam tüyü eline aldığında tüy, altın gibi parlamaya başlamış.

Sonra sürekli tartışan iki kardeşin yanına gitmiş.
— Kavga ettikçe sadece birbirinizi değil, göğü de yaralıyorsunuz. Bakın, tüy sizin ellerinizde de ışıldıyor.
Kardeşler utanmış, sessizce barışmış.

Üçüncü ışığı ise köşede ağlayan küçük bir kıza götürmüş.
Ben yanındayım. Birlikte yürürsek karanlık hiçbir yerde barınamaz.
Kız gülümseyince tüyün içindeki kıvılcım göğe fırlayıp kaybolmuş.

Bir anda bulutlar pembe bir sabah gibi renklenmiş, güneş eski parlaklığının iki katıyla vadiyi aydınlatmış. Zümrüdüanka yeniden ortaya çıkıp Zeynep’in omzuna konmuş:
Göğün ışığını geri getiren sensin.

Zeynep mutlulukla:
— Bunu senin sayende yapabildim!

Kuş kanatlarını hafifçe çırpmış:
Ben sadece ateşi taşırım. Işığı uyandıran kalbin oldu.

Sonra gökyüzü boyunca uzanan yeşil bir iz bırakarak süzülüp gitmiş.

O günden sonra köyde şu söz herkesin hafızasına kazınmış:
Zümrüdüanka, umudu taşıyanlara görünür; ışığın nerede saklı olduğunu hatırlayanların omzunda uçar.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın