Fok Balığı Hikayesi

Pelin Kaya 03.02.2026 538 Okunma Sayısı Hayvanlar Alemi Hikayeleri 0 Yorum
Fok Balığı Hikayesi
Sesli Masal

Kıyıya yakın, köpük köpük dalgaların şarkı söylediği bir koy varmış. Bu koyun bir yanında yosunlu kayalar, diğer yanında incecik kumlar uzanır; sabahları martılar, akşamları da yengeçler kendi aralarında fısıldaşırmış. İşte bu koyda, pırıl pırıl gözlü, meraklı bir fok balığı yaşarmış. Adı Poyraz’mış.

Poyraz’ın en sevdiği şey, suyun üstüne çıkıp “puf” diye nefes verince oluşan minicik bulutları izlemekmiş. Bazen de karnını güneşe dönüp kayaların üstünde miskin miskin uzanır, dalgaların anlattığı masalları dinlermiş. Ama içini kıpır kıpır eden bir soru varmış: “Benim de bir şarkım olabilir mi?”

Bir sabah, deniz cam gibi sakinken, Poyraz kıyıya yakın bir yerde zıplaya zıplaya yüzüyormuş. Tam o sırada, kayaların arasında bir çocuk görmüş. Çocuk elinde bir kova tutuyor, kovadan suyu boşaltıp tekrar dolduruyormuş. Saçları rüzgârla uçuşuyor, gözleri de heyecanla parlıyormuş. Çocuğun adı Doğukan’mış.

Poyraz başını sudan çıkarıp dikkatlice bakmış. Doğukan fok balığını görünce şaşkınlıktan yerinde zıplamış.

— "Aaa! Gerçek fok balığı!"
Poyraz, insan sesini ilk kez bu kadar yakından duyuyormuş. Kafasını sağa sola eğmiş, sonra bir kez “puf” diye nefes vermiş.

Doğukan kahkaha atmış.

— "Bana mı selam verdin? Bak, ben de sana selam veriyorum!"

Doğukan elini sallayınca Poyraz da yüzgecini sudan çıkarıp sallamış gibi yapmış. İkisi de buna gülmüşler. Tam o sırada, kıyının biraz ilerisine, sırtında rengârenk bir şal olan bir teyze gelmiş. Elinde de küçük bir defter varmış. Bu teyzenin adı Nursima’ymış; köyde herkes onu “Deniz Masalcısı” diye bilirmiş.

Nursima teyze, Doğukan’a seslenmiş:

— "Doğukan, kovayla denize laf yetiştirmeyi bırak da gel, kahvaltı soğuyor!"
Doğukan, fok balığına dönmüş.

— "Benim adım Doğukan. Senin adın ne?"

Poyraz cevap verememiş tabii, ama “puf” diye nefes verip bir tur atmış. Nursima teyze gözlüğünü düzelterek bakmış.

— "Bu fok balığının adı Poyraz olmalı."
Doğukan gözlerini açmış.

— "Gerçekten mi? Nereden bildin?"
— "Denizin üstündeki rüzgâr gibi hızlı ve meraklı. Hem şu nefes verişi var ya… Tam bir Poyraz."

Poyraz, adını duyunca sanki içi ısınmış. Suya dalmış, sonra yine çıkıp iki kere “puf” yapmış. Doğukan bunu “evet” gibi anlamış.

O gün, Doğukan kahvaltıdan sonra kıyıya geri gelmiş. Yanında küçük bir deniz kabuğu getirmiş. Deniz kabuğunu kulağına götürüp dinlemiş, sonra Poyraz’a uzatmış.

— "Bak, bunun içinde denizin sesi var. Sen de dinle!"

Poyraz kabuğa burnunu değdirmiş; kabuk suya düşüp hafifçe yuvarlanmış. Poyraz, kabuğu dikkatlice ağzına alıp kıyıya bırakmış. Doğukan alkışlamış.

— "Vay canına! Çok naziksin!"

O sırada kayaların arkasından “tık tık” diye bir ses gelmiş. Küçük bir yengeç, iki kıskacını birbirine vurarak yürüyormuş. Adı Tufan’mış; çok konuşkan, biraz da ukalaymış.

— "Tık tık! Yeni arkadaş mı? Tık tık! İnsanlar pek gürültülü olur, haberiniz olsun!"
Doğukan yengeci görünce eğilmiş.

— "Sen de kimsin?"
— "Ben Tufan. Bu koyun düzen sorumlusuyum. Kum tanelerinin bile sırasını bilirim!"

Poyraz, Tufan’a doğru yüzüp suyun içinden baloncuklar çıkarmış. Tufan kıskacını havaya kaldırmış.

— "Tık tık! Şaka yapıyorum, şaka! Ama denizde düzen önemlidir!"

Tam bu sırada gökyüzü bir an kararıp sonra tekrar aydınlanmış. Bulutların arasından güneş çıkmış ama denizin rengi değişmiş: Bir yerde, sanki suyun altına gölge düşmüş gibi koyulaşmış. Doğukan şaşkınlıkla suya bakmış.

— "Orada ne var?"

Nursima teyze de kıyıya gelmiş, defterini açmış.

— "Koyun dışına yakın bir yerde eski bir ağ parçası olmalı. Bazı dalgıçlar yıllar önce bırakmış. Deniz canlıları ona takılabiliyor."

Poyraz’ın gözleri büyümüş. Çünkü o koyu gölgeyi daha önce de görmüş, ama yaklaşmaya cesaret edememiş. İçindeki “benim de bir şarkım olsun” isteğiyle, “ben bir işe yarayayım” isteği birbirine karışmış.

Doğukan fok balığına bakmış.

— "Poyraz, beraber bakalım mı? Ama korkuyorsan gitmeyiz."

Poyraz bir kere “puf” diye nefes verip Doğukan’a doğru yaklaşmış. Sonra suyun üstünde küçük bir daire çizmiş; sanki “hadi” der gibi. Nursima teyze gülümsemiş.

— "Doğukan, sen kıyıdan ayrılma. Ben de buradayım. Poyraz suyun altında daha iyi görür."

Tufan, kıskacını havaya kaldırmış.

— "Tık tık! Ben de geliyorum. Düzensiz ağlara dayanamam!"

Böylece üçü, kıyıya yakın güvenli bir mesafeden gölgeli yere doğru ilerlemiş. Poyraz önde, Tufan kayaların kenarından tıkır tıkır, Doğukan ise dizlerine kadar suya girip dikkatle bakıyormuş.

Poyraz bir anda dalmış. Suyun altında, yosunlara dolanmış, ince iplerden oluşan eski bir ağ parçası görmüş. Ağ, bir taşın etrafına sıkışmış; küçük balıklar geçerken takılıp kalabiliyormuş. Poyraz yaklaşmış, ama ağın ipleri dalga ile sallanıp yüzgecine dokunmuş. Bir an korkmuş. Kalbi hızlı hızlı atmış. “Ya takılırsam?” diye düşünmüş.

Yukarı çıkıp nefes almış. Doğukan’ın yüzünde endişe varmış.

— "Gördün mü? Kötü bir şey mi?"
Poyraz gözlerini kırpıştırmış, sonra başını sallarmış gibi yapmış.

Tufan kısık sesle konuşmuş:

— "Tık tık… O ağ var ya, kimse onu toplamıyor. Çünkü herkes 'biri yapar' diye bekliyor."

Nursima teyze kıyıdan seslenmiş:

— "Poyraz, dikkatli ol. Düğümleri çözmeye çalışırsan, önce ağın taşla birleştiği yeri gevşet."

Poyraz derin bir nefes almış. Sonra suyun altına tekrar dalmış. Bu sefer acele etmemiş. Ağın taşın etrafında sıkı duran kısmına burnunu dayamış, yavaşça itmiş. Dalga gelince ağ biraz gevşemiş. Poyraz bir kez daha itmiş. Ağın bir ucu serbest kalmış, ama ipler hâlâ dolaşıktı.

Tam o sırada küçük bir balık, ağın kıyısında çırpınmaya başlamış. Balığın adı Çınar’mış; korkudan rengi solmuş gibi duruyormuş.

Poyraz balığa yaklaşmış. Çınar paniklemiş.

— "Yardım edin! Buradan çıkamıyorum!"

Poyraz konuşamasa da gözleriyle “tamam” demiş gibi bakmış. Ağın iplerini dişleriyle çekmeye çalışmamış; çünkü ip koparsa daha kötü olabilirmiş. Onun yerine, ağın boşluğunu genişletecek şekilde taşın etrafındaki kısmı gevşetmiş. Bir iki itiş daha… ve Çınar, “fırt” diye boşluktan sıyrılıp çıkmış.

Çınar sevinçle etrafında dönmüş.

— "Yaşasın! Kurtuldum! Sen harikasın!"

Poyraz suyun üstüne çıkıp “puf” diye nefes vermiş. O nefes bu sefer farklıymış: Sanki küçük bir melodi gibi “puf-puf” diye iki notaya dönüşmüş.

Doğukan gözlerini parlatmış.

— "Duydunuz mu? Poyraz şarkı söyledi!"

Tufan kıskacını şaklatmış.

— "Tık tık! Bu resmen deniz konseri!"

Nursima teyze defterine bir şeyler karalamış.

— "Bak işte. Cesaretin sesi olur. Herkesin şarkısı başka."

Poyraz’ın içi öyle bir sevinçle dolmuş ki, ağın kalan kısmını da iyice gevşetmek istemiş. Ama tek başına çekip koparmak yerine, kıyıya yakın tarafta kalan ucunu suyun üstüne doğru itmeye başlamış. Dalga da yardım edince ağ parçası sürüklenmiş, daha sığ bir yere gelmiş.

Doğukan hemen kıyıdan bir uzun dal parçası bulmuş. Nursima teyze de etrafı gözleyip uygun bir yer seçmiş.

— "Doğukan, sakın suya fazla girme. Dal ile ağın ucunu çek, ben de kıyıda tutacağım."
— "Tamam!"

Doğukan dalı ağın ucuna takmış, dikkatle çekmiş. Nursima teyze de ağın kıyıya gelen kısmını kumun üstüne almış. Tufan, kıskacıyla düğümlere dokunup yön göstermiş.

— "Tık tık! Şuradan… evet evet… düğümün dili burada!"

Poyraz da suyun içinde ağın diğer ucunu iterek yardım etmiş. Bir süre sonra ağ tamamen kıyıya çıkmış. Nursima teyze derin bir nefes almış.

— "Aferin size. Deniz biraz daha rahatladı."

Çınar balığı, suyun üstünde zıplayıp durmuş.

— "Ben bunu unutmayacağım! Herkese anlatacağım!"

Doğukan sevinçten ellerini çırpmış.

— "Poyraz, sen gerçekten kahramansın!"

Poyraz “puf-puf” diye iki kez nefes vermiş. Bu sefer “puf”lar sanki daha neşeliymiş.

Akşamüstü güneş turuncuya dönerken, herkes kıyıda bir süre oturmuş. Nursima teyze, defterini kapatıp gülümsemiş.

— "Doğukan, biliyor musun? Poyraz bugün sadece bir ağı çıkarmadı. Kendi şarkısını da buldu."
— "Ben de duydum! 'Puf-puf' diye!"

Tufan ciddi bir ifadeyle başını sallamış.

— "Tık tık… Şarkı dediğin, bazen cesaretten yapılır."

Poyraz kayaların üstüne çıkmış, karnını güneşe dönmüş. Doğukan kıyıda oturup ona bakmış. Poyraz gözlerini kapatmış; dalgaların sesi, martıların çığlığı, yengecin “tık tık”ı ve Doğukan’ın kahkahası birbirine karışmış. Hepsi birden, sanki koyun yeni şarkısı olmuş.

Doğukan kalkıp elini kalbine koymuş.

— "Yarın yine gelir misin Poyraz? Sana yeni bir kabuk getireceğim."

Poyraz gözünü açıp Doğukan’a bakmış, sonra “puf” diye nefes verip suya kaymış. Suya dalmadan önce bir an durup yüzgecini kaldırmış; sanki “tamam” der gibi.

Nursima teyze gülerek eklemiş:

— "Ben de yarın yeni bir masal yazacağım. Adı belli bile: Poyraz’ın Şarkısı."

Tufan kıskacını havaya kaldırmış.

— "Tık tık! Ben de başrol isterim!"

Doğukan kahkaha atmış.

— "Olur! Ama düzen sorumlusu olarak!"

Koy, o gece çok huzurlu uyumuş. Poyraz suyun içinde yuvarlana yuvarlana yüzmüş; her nefesinde minik bir melodi çıkarmış. Çünkü artık biliyormuş: Şarkı, bazen sesle değil; iyilikle, cesaretle ve arkadaşlıkla söylenirmiş.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın