Yeşil Elma Hikayesi

Pelin Kaya 13.04.2026 31 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 0 Yorum
Yeşil Elma Hikayesi
Sesli Masal

Köyün kıyısında, pencereleri sardunyalarla süslü, küçük ve neşeli bir ev vardı. Bu evde annesi, dedesi ve minik serçesiyle birlikte yaşayan bir kız çocuğu otururdu. Adı Ecrin’di. Ecrin, merak etmeyi çok severdi. Yaprakların neden sallandığını, arıların neden hiç yorulmadan uçtuğunu, gökyüzünün neden bazen pamuk gibi bulutlarla dolduğunu hep düşünürdü.

Ama Ecrin’in en çok merak ettiği şey, dedesinin bahçesinin en arkasındaki yaşlı elma ağacıydı. Bu ağaç, öteki ağaçlara benzemezdi. İlkbaharda çiçekleri sanki biraz daha parlak açar, yazın yaprakları daha canlı görünür, sonbaharda ise yalnızca birkaç tane, ışıl ışıl parlayan yeşil elma verirdi.

Dedesi her zaman aynı şeyi söylerdi.

— "Bu ağacın elmaları özeldir Ecrin, ama her özel şey hemen anlaşılmaz."

Ecrin de her seferinde gözlerini kocaman açıp sorardı:

— "Dede, neden özel? Tadısı mı farklı?"

Dedesi gülümser, bıyığını düzeltir ve cevap verirdi:

— "Belki tadısı farklıdır, belki de kalbe dokunan bir sırrı vardır."

Bir gün, gökyüzü açık maviye boyanmış, rüzgâr da çiçek kokularını bahçenin dört bir yanına taşımıştı. Ecrin, elinde sulama kabıyla çiçekleri sularken ağacın en alt dalında duran pırıl pırıl bir yeşil elma gördü. Elma sanki güneş ışığını içine çekmiş gibi parlıyordu.

Ecrin önce etrafına baktı. Annesi mutfakta ekmek yapıyordu. Dedesi kümeste tavuklara yem veriyordu. Serçesi ise çitlerin üstünde hoplayıp zıplıyordu.

Küçük kız, elmaya doğru birkaç adım attı. Kalbi biraz hızlı atıyordu. İçinden, belki de bu dedemin sözünü ettiği özel elmadır, diye geçirdi.

Tam elmayı koparmak üzereyken ağaçtan yumuşacık bir yaprak düştü. Ecrin durdu.

— "Acaba koparmasam mı?" diye mırıldandı.

Sonra dallar hafifçe sallandı. Sanki ağaç ona kızmamış, tam tersine yaklaşmasını istemiş gibiydi.

Ecrin elmayı nazikçe kopardı. Elmanın üstü serindi. Burnuna götürdü. Taptaze bir koku yayıldı. Sanki nane, yağmur ve çimen kokusu bir araya gelmişti.

— "Bir lokmadan bir şey olmaz herhalde," dedi kendi kendine.

İlk ısırığı aldığı anda bir şey oldu.

Rüzgâr birden parladı.

Etrafındaki yapraklar küçük yeşil ışıklara dönüştü.

Ayaklarının altı hafifledi.

Saçlarının arasında serin bir pırıltı dolaştı.

Ecrin şaşkınlıkla ellerine baktı. Parmaklarının ucunda ışık zerreleri uçuşuyordu. Elbisesi yumuşacık yeşil ve altın renkli bir görünüme bürünmüş, sırtında incecik, şeffaf kanatlar belirmişti.

Ecrin neye uğradığını anlayamadı. Ağzı açık kaldı.

— "Aaa! Ben... ben ne oldum?"

Tam o anda, çitin yanındaki papatyaların arasından minik bir ses duyuldu.

— "Sonunda biri yeşil elmayı kalbi temizken yedi!"

Ecrin aşağı baktığında ceviz kadar küçük, parlak saçlı, tombul yanaklı bir peri gördü. Perinin başında yonca yaprağından yapılmış gibi duran minicik bir taç vardı.

— "Sen de kimsin?" dedi Ecrin, heyecanla.

Minik peri havada bir halka çizerek onun etrafında döndü.

— "Ben Çisil. Bahçenin neşe perisiyim. Sen de şimdi geçici olarak peri oldun."

Ecrin gözlerini kırpıştırdı.

— "Geçici olarak mı? Yani birazdan düzelecek miyim?"

— "Elbette. Ama önce bir işin var."

— "Ne işi?"

— "Bu bahçede bugün biraz hüzün var. Hüzün dağılmazsa elma ağacı gelecek yıl meyve vermez."

Ecrin bunu duyunca çok üzüldü. Dedesi o ağacı ne kadar sevdiğini hep anlatırdı.

— "Hüzün mü? Nerede?"

Çisil elini uzattı. Bahçenin köşesindeki suskun ayçiçeklerini gösterdi.

— "Onlar sabahtan beri başlarını kaldırmıyor. Çünkü küçük dere kurudu, arılar su içemedi, çiçekler de neşesini kaybetti."

Ecrin kanatlarını denemek ister gibi hafifçe hareket ettirdi. Gerçekten de havalanmıştı. Önce korktu, sonra gülmeye başladı.

— "Ben uçuyorum!"

— "Evet, ama hızlı olmalısın," dedi Çisil. — "Peri gücü en çok iyi bir kalple çalışır."

Ecrin bahçenin üstünden süzüldü. Dereye vardığında toprağın çatladığını gördü. Taşların arasına kuru yapraklar dolmuştu. Bir zamanlar şırıl şırıl akan su, incecik bir çizgiye dönüşmüştü.

O sırada yakındaki bir çalının dibinden cılız bir ses geldi.

— "Bir damla su bulabilsek ne güzel olurdu..."

Konuşan iki arıydı. Ecrin önce çok şaşırdı ama sonra peri olduğu için hayvanların dilini anlayabildiğini fark etti.

— "Merak etmeyin, size yardım edeceğim!"

Arılar sevinçle vızıldadı.

— "Gerçekten mi?"

— "Evet, ama önce derenin neden kuruduğunu bulmalıyım."

Ecrin biraz daha ilerledi. Derenin önünü küçük dalların ve taşların kapattığını gördü. Geceki rüzgâr her şeyi yığıp suyun akışını kesmişti. Ecrin minicik elleriyle taşıyamaz sandı, ama peri olunca gücü de hafiflemişti. Dalları bir kenara çekti, taşları yuvarladı, toprağı açtı.

Bir anda incecik su hareketlendi.

Sonra biraz daha.

Sonra şırıl şırıl akmaya başladı.

Ecrin sevinçten ellerini çırptı.

— "Oldu! Oldu!"

Arılar mutluluktan onun etrafında döndü.

— "Teşekkür ederiz!"

Su tekrar bahçeye ulaştı. Ayçiçekleri yavaş yavaş başlarını kaldırdı. Papatyalar sallandı. Çimenlerin üstünde minik ışıklar belirdi. O sırada bahçenin ortasında duran yaşlı elma ağacı da dallarını neşeyle titretti.

Çisil, Ecrin’in yanına gelip gülümsedi.

— "Aferin sana. Ama işin bitmedi."

— "Daha ne var?"

— "Bir de kalbi kırık olanı bulmalısın."

Ecrin şaşırdı.

— "Bahçede kalbi kırık olan kim?"

Çisil bu kez evin penceresini gösterdi. İçeride dedesi, eski tahta sandığın başında sessizce oturuyordu. Gözleri uzaklara dalmıştı.

Ecrin uçup pencerenin önüne geldi. Dedesi elinde küçücük bir kurdele tutuyordu. Yüzünde tatlı ama üzgün bir ifade vardı.

Tam o sırada annesi mutfaktan seslendi:

— "Baba, yine anneannemin kurdelesine mi baktın?"

Dedesi başını salladı.

— "Bugün onun en sevdiği gündü. Bahçedeki ilk yeşil elmayı gördüğümüzde hep birlikte sevinirdik."

Ecrin bunu duyunca kalbi sıcacık oldu ama gözleri de biraz doldu. Dedesi, anneannesini özlemişti. Küçük kız, peri hâliyle camın önüne minicik bir yeşil ışık bıraktı. Sonra elma ağacından kopan parlak bir yaprağı dedesinin önündeki sandığın üstüne kondurdu.

Dedesi şaşkınlıkla yaprağa baktı.

— "Bu da ne?"

Annesi gülümsedi.

— "Belki de annemin selamıdır."

Dedesi derin bir nefes aldı. Gözleri parladı.

— "Belki de öyledir."

İşte o an bahçedeki bütün hüzün sanki yavaşça havaya karıştı. Elma ağacı parladı. Dallarından minik yeşil ışıklar yükseldi. Çisil ellerini açtı.

— "Şimdi tamam. Sen yalnızca dereyi değil, bir kalbi de ferahlattın."

Ecrin başını eğdi.

— "Ama ben sadece yardım ettim."

— "En büyük sihir budur zaten," dedi Çisil. — "Yardım etmek."

Bir rüzgâr esti.

Ecrin’in kanatları ışıdı.

Yeşil ve altın renkli parıltılar yavaşça etrafında döndü.

Sonra her şey sakinleşti.

Ecrin bir anda yine bahçede, elma ağacının altında, kendi hâliyle duruyordu. Elinde artık yarısı yenmiş yeşil elma vardı.

Dedesi onu görünce yanına geldi.

— "Ecrin, iyi misin yavrum?"

Ecrin dedesine sarıldı.

— "İyiyim dede. Hem de çok iyiyim."

— "Niye gözlerin böyle parlıyor?"

Ecrin gülümsedi.

— "Galiba bugün bahçe bana bir sır anlattı."

Dedesi kahkaha attı.

— "Demek sonunda sen de duydun."

O akşam sofrada sıcak ekmek, peynir, zeytin ve tarçın kokulu süt vardı. Ecrin dedesinin yanına oturup yeşil elmaya baktı. O günden sonra her elmaya başka gözle baktı. Çünkü bazı meyveler sadece karın doyurmazdı. Bazıları kalbi de ışıkla doldururdu.

Gece yatarken penceresinden bahçeye son kez baktı. Yaşlı elma ağacının en üst dalında minicik bir ışık yanıp söndü. Sanki Çisil ona göz kırpıyordu.

Ecrin battaniyesine sarılıp fısıldadı:

— "Teşekkür ederim, yeşil elma."

Ve o gece, rüyasında bulutların üstünde yeşil kanatlarıyla uçarken, aşağıda dedesinin bahçesini gördü. Bahçedeki her çiçek gülümsüyordu. Çünkü sevgiyle yapılan küçük bir iyilik, bazen kocaman bir masala dönüşürdü.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın

TakipciAPP ile Takipçi Satın Alma