Merhamet Hikayesi

Pelin Kaya 15.04.2026 8 Okunma Sayısı Dini Hikayeler 0 Yorum
Merhamet Hikayesi
Sesli Masal

Bir dağın eteğinde, badem ağaçlarının gölge verdiği küçük bir kasabada Ilgın adında bir çocuk yaşardı. Ilgın çok meraklıydı. Toprağın neden yağmurdan sonra güzel koktuğunu, kuşların niçin sabah erken öttüğünü, yaşlı insanların neden daha yavaş ama daha dikkatli yürüdüğünü hep düşünürdü. En çok da anneannesi Saadet ile konuşmayı severdi. Saadet Anneanne, uzun örgülü beyaz saçlarını yazmasıyla toplar, gözlerinin kenarında incecik gülümseme çizgileri taşırdı. Evlerinin avlusunda fesleğen yetiştirir, komşularına sıcak çörek dağıtır, her işini sakin sakin yapardı.

Ilgın bazen anneannesinin bu kadar yumuşak huylu olmasına şaşardı. Çünkü mahallede bazı çocuklar paylaşmayı sevmez, bazı büyükler de çabuk öfkelenirdi. Saadet Anneanne ise sanki kalbinde hiç taş taşımıyormuş gibi hafifti.

Bir gün sabah namazından sonra güneş yeni yükselirken Saadet Anneanne küçük sepetine birkaç çörek, biraz peynir ve bir şişe su koydu. Ilgın da hemen peşine takıldı.

— "Anneanne, nereye gidiyoruz?"

— "Bugün merhametin peşinden gideceğiz kuzum."

Ilgın şaşırdı.

— "Merhametin peşinden gidilir mi?"

— "Gidilir. Çünkü merhamet bazen kapıyı çalmaz. Onu sen ararsın."

Bu söz Ilgının çok hoşuna gitti. Birlikte taş sokaktan aşağı doğru yürüdüler. Hava serindi. Bir duvarın dibinde, üstü başı toz içinde bir çocuk oturuyordu. Adı Koraydı. Mahalleye yeni taşınmıştı. Çocuklar onunla pek oynamıyor, biraz sessiz olduğu için onu tuhaf buluyorlardı. Korayın önünde kırılmış tahta bir oyuncak araba vardı. Başını eğmiş, tekeri elinde döndürüp duruyordu.

Ilgın onu görünce yavaşladı. Geçen hafta arkadaşları Korayı oyuna almamıştı. Ilgın da ses çıkarmamıştı. İçinde küçük bir sızı belirdi.

Saadet Anneanne çömeldi.

— "Günaydın evladım. Karnın aç mı?"

Koray önce konuşmadı. Sonra utana sıkıla başını salladı.

Saadet Anneanne sepetten bir çörek çıkarıp ona uzattı. Koray iki eliyle aldı.

— "Teşekkür ederim."

Ilgın, Korayın ellerinin ne kadar üşümüş olduğunu fark etti.

— "Sen bizimle gelir misin? Avluda birlikte kahvaltı edebiliriz."

Koray şaşırdı.

— "Olur mu gerçekten?"

— "Olur. Hem benim de sana söyleyeceklerim var."

Saadet Anneanne ikisine de baktı, gözleri yumuşadı.

— "Bir sofrada yer açmak, kalpte yer açmanın ilk adımıdır."

Üçü birlikte eve döndüler. Avluda küçük bir sofra kuruldu. Sıcak çöreklerin kokusu fesleğen kokusuna karıştı. Koray önce çekingen oturdu, sonra biraz rahatladı. Ilgın ona kendi bardağını uzattı. İçinde tatlı bir utanma vardı. Çünkü geçen hafta susmuş olmasını hatırlıyordu.

Kahvaltıdan sonra Ilgın dayanamadı.

— "Koray, geçen gün seni oyuna çağırmadık. Ben de bir şey demedim. Buna üzüldün mü?"

Koray, çöreğin ufak kırıntılarına baktı.

— "Üzüldüm. Ama en çok da kimsenin nedenini söylememesine üzüldüm."

Ilgının boğazı düğümlendi. Saadet Anneanne sessizce su doldururken konuştu.

— "İnsanın kalbini en çok bazen söz değil, suskunluk incitir."

Ilgın başını önüne eğdi.

— "Ben yanlış yaptım anneanne."

— "Yanlışı görmek güzel kızım. Asıl güzellik onu düzeltmektir."

O gün öğleye doğru Ilgın dışarı çıktığında mahalle çeşmesinin yanında başka bir telaş gördü. Mahallenin bakkalı Davut Amca, yere dökülmüş elmaları topluyordu. Bir köpek de biraz ileride, korkuyla kuyruğunu sıkıştırmış duruyordu. Bazı çocuklar ona taş atmıştı. Köpek açtı, elmalara yaklaşmış, sonra da herkes bağırınca iyice ürkmüştü.

Ilgın koşarak anneannesini çağırdı. Saadet Anneanne gelince çocuklara sert ama sakin bir bakış attı.

— "Canı yanan sadece insan olmaz yavrular."

Çocuklardan biri, Tunga, omuz silkerek konuştu.

— "Ama elmalara dadandı."

— "Açlık bazen insana da hayvana da yanlış kapılar açtırır."

Ilgın köpeğe baktı. Gözleri korkudan büyümüştü. Taşlardan biri bacağına değmişti.

— "Anneanne, çok korkmuş."

— "Korkana merhamet etmek, güçlü olmanın en güzel halidir."

Saadet Anneanne Davut Amcaya döndü.

— "Bir tas su verebilir misin?"

Davut Amca homurdandıysa da getirdi. Ilgın tası yavaşça köpeğe yaklaştırdı. Köpek önce geriledi, sonra Ilgının diz çöktüğünü görünce ürkekçe su içti. Saadet Anneanne sepetten artan çörek parçalarını çıkardı. Hayvan hepsini bir çırpıda yemedi; önce kokladı, sonra yavaş yavaş yedi.

Bu sırada Tunga sessizleşmişti.

— "Ben taş atmamalıydım galiba."

— "Galiba değil." dedi Ilgın, sonra sesi yumuşadı. "Hiç atmamalıydın."

Saadet Anneanne Ilgına baktı.

— "Doğruyu söylemek gerekir. Ama kalp kırmadan."

Ilgın hemen başını salladı.

— "Haklısın anneanne. Tunga, istersen gel, birlikte bunun için küçük bir kulübe yapalım."

Tunga şaşırdı.

— "Bana kızmadın mı?"

— "Kızdım. Ama düzeltirsen sevinirim."

Bu söz Tunganın yüzünü değiştirdi. Biraz sonra mahalleden birkaç çocuk daha geldi. Eski kasalardan, tahta parçalarından küçük bir gölgelik yaptılar. Koray da çivi uzattı, Tunga ip getirdi, Ilgın da eski bir kilim serdi. Köpek kulübenin yanına uzandığında ilk kez kuyruğunu hafifçe salladı.

Öğleden sonra Saadet Anneanne Ilgını yanına çağırdı. Avlunun bir köşesinde oturdular. Gölgeler uzamış, ikindi rüzgarı dalları hafifçe titretiyordu.

— "Anneanne, merhamet sadece üzülmek mi?"

— "Hayır kuzum. Merhamet, başkasının acısını fark etmekle başlar ama orada bitmez. Elinden geliyorsa yardım etmektir."

— "Peki ya insanlar kötü davranırsa?"

— "Merhamet, kötülüğü onaylamak değildir. Yanlışı durdurursun ama kalbini de karartmazsın."

Ilgın bir süre düşündü.

— "Yani hem doğruyu savunup hem yumuşak kalınabilir mi?"

— "Evet. Peygamberimizin güzel ahlakı da böyleydi. Güçlüydü ama merhametliydi. Çocuklara, yaşlılara, hayvanlara karşı şefkatliydi. Dinimiz bize sert bir kalp değil, adaletli ve yumuşak bir kalp öğretir."

Ilgın anneannesinin dizine başını koydu.

— "Ben de öyle biri olmak istiyorum."

— "Olursun. Çünkü istemek, yolun yarısıdır."

Akşamüstü mahallede küçük bir olay daha oldu. Komşuları Gülseren Teyzenin su kovası devrilmiş, bütün çamaşırları yeniden kirlenmişti. Kadıncağızın beli ağrıyordu. Ilgın, Koray ve Tunga birlikte koşup yardım ettiler. Kimi ipleri düzeltti, kimi kova taşıdı, kimi de temiz çamaşırları serdi. Gülseren Teyzenin gözleri doldu.

— "Allah sizden razı olsun çocuklar."

Ilgın bu cümleyi duyunca göğsünde sıcacık bir şey hissetti. Yardım etmek yorucu değildi; aksine içini hafifletiyordu.

Akşam ezanı okunurken Saadet Anneanne sofrayı kurdu. Çorbanın buğusu yükselirken günün yorgunluğu tatlı bir huzura dönüştü. Koray da sofradaydı. Artık o kadar çekingen değildi. Tunga da uğrayıp köpeğe su verdiğini söylemişti.

Yemekten sonra gökyüzünde yıldızlar parlamaya başladı. Ilgın anneannesinin yanına sokuldu.

— "Anneanne, bugün merhametin peşinden gerçekten gittik."

Saadet Anneanne gülümsedi.

— "Evet. Peki ne bulduk?"

Ilgın parmaklarıyla saymaya başladı.

— "Aç bir arkadaş, korkmuş bir hayvan, yardıma ihtiyacı olan bir komşu... Bir de benim içimde düzelmesi gereken bir yer."

Saadet Anneannenin gözleri ışıldadı.

— "İşte en kıymetlisi o sonuncusu. İnsan başkasına iyilik yaparken kendi kalbini de onarır."

Ilgın gece yatağına uzandığında gün boyu olanları düşündü. Korayın utangaç tebessümünü, köpeğin su içerken titreyen burnunu, Gülseren Teyzenin rahatlamış yüzünü tek tek hatırladı. Sonra usulca dua etti. Kalbinin merhameti unutmamasını istedi.

O günden sonra mahallede küçük şeyler değişmeye başladı. Çocuklar Korayı oyunlara çağırdı. Tunga taş atmak yerine artan ekmekleri kulübenin yanına bırakmaya başladı. Ilgın ise artık bir haksızlık gördüğünde susmuyordu. Ama bunu bağırarak değil, anneannesinden öğrendiği gibi yumuşak ve sağlam bir sesle yapıyordu.

Ve Saadet Anneanne her fırsatta aynı cümleyi söylüyordu.

— "Merhamet, kalbin ekmeğidir. Onu paylaştıkça çoğalır."

Ilgın da bunu hiç unutmadı. Çünkü o gün anlamıştı ki merhamet, yalnızca acıyana değil, merhamet edene de ışık verir. Kalbi ışık dolan insan ise hem iyi bir kul olur, hem de etrafındaki dünyayı biraz daha güzelleştirir.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın

TakipciAPP ile Takipçi Satın Alma