İki İnatçı Keçi Hikayesi

Pelin Kaya 19.03.2026 8 Okunma Sayısı Eğitici & Öğretici Hikayeler 0 Yorum
İki İnatçı Keçi Hikayesi
Sesli Masal

Bir zamanlar, yemyeşil tepelerin, papatya kokulu çayırların ve incecik akan bir derenin bulunduğu bir vadide iki keçi yaşardı. Bu keçilerin biri Akça, diğeri ise Karaca idi. Akça bembeyaz tüyleri, parlak gözleri ve dimdik duran boynuzlarıyla çok gösterişliydi. Karaca ise kahverengi tüyleri, çevik ayakları ve kararlı bakışlarıyla dikkat çekerdi. İkisi de güçlüydü, ikisi de zeki sayılırdı, ama ikisinin de büyük bir sorunu vardı: İnatçılık.

Vadinin iki yamacı arasında uzanan daracık bir tahta köprü vardı. Bu köprü öyle dardı ki aynı anda yalnızca bir keçi geçebilirdi. Altından da serin sular şırıl şırıl akardı. Normalde hayvanlar sırayla geçer, birbirine yol verir, günü güzelce tamamlardı. Ama Akça ile Karaca söz konusu olunca, işler hiç de öyle kolay olmazdı.

Bir sabah güneş tepelerin ardından altın gibi doğarken Akça, çiğ taneleriyle parlayan otların bulunduğu karşı yamaca gitmek istedi. Aynı anda Karaca da dere kenarındaki yabani kekiklerin kokusunu almış, o tarafa doğru yürümeye başlamıştı. İkisi de neşeli görünüyordu, ama neşeleri köprünün ortasında karşılaşınca bir anda bulutlandı.

Akça boynunu uzattı, ayaklarını köprü tahtasına sağlamca bastı.

— "Çekil bakalım Karaca, önce ben geçeceğim."

Karaca gözlerini kıstı, kuyruğunu hafifçe salladı.

— "Olmaz öyle şey Akça, ben daha önce geldim."

Akça burnundan soludu.

— "Benim gideceğim taraftaki otlar güneşte kuruyacak. Gecikirsem en güzel yerleri başkaları yer."

Karaca boynuzlarını biraz kaldırdı.

— "Benim de işim önemli. Dere kenarındaki kekiklerin kokusu sabah daha güzel olur. Sen geri dön."

Köprü hafifçe gıcırdadı. Altlarındaki su akıyor, sabah serinliği havada dolaşıyordu. İki keçi de geri adım atmadı.

— "Ben asla dönmem." dedi Akça.

— "Ben de dönmem." dedi Karaca.

İkisi de susup birbirine baktı. Gözlerinde küçücük bir öfke kıvılcımı yanıyordu. O sırada köprünün kenarındaki söğüt ağacında yaşayan serçe Cıvıl onları izliyordu. Başını yana eğdi, kanatlarını çırptı ve seslendi:

— "Biriniz biraz geri çekilse ne güzel olur. Yoksa ikiniz de geçemezsiniz."

Akça, serçeye bakmadan cevap verdi.

— "Beni ilgilendirmez."

Karaca da homurdandı.

— "Kim haklıysa o geçsin."

Serçe üzülerek uçup gitti. Çünkü o, inatla çözülen hiçbir şey görmemişti.

Saatler ilerledi. Güneş yükseldi. Başta serin olan hava ısınmaya başladı. Akça’nın karnı guruldadı. Karaca’nın da susuzluğu artmıştı. Ama yine de ikisi yerinden kıpırdamadı.

Bir süre sonra karşı yamaçtan yaşlı kaplumbağa Nuri geçti. Ağır ağır yürür, ama çok düşünürdü. Köprünün başında durdu, ikisine de baktı.

— "Evlatlar, bir adım geri atmak yenilmek değildir."

Akça hemen karşı çıktı.

— "Ama o zaman haksız yere beklemiş olurum."

Karaca da inatla ekledi.

— "Ben yol verince herkes beni zayıf sanır."

Nuri derin bir nefes aldı.

— "Gerçek güç boynuzda değil, yürektedir. Bazen en cesur olan, kavga etmeyendir."

Ama ikisi de bu sözü dinlemedi. Nuri başını sallayıp yoluna devam etti.

Öğle vakti geldiğinde güneş tepede parlıyordu. Dere şarkısını söylemeye devam ediyor, rüzgâr çiçeklerin arasından geçerken hafif bir uğultu çıkarıyordu. Fakat Akça ile Karaca’nın içi daralmıştı. İnat ettikçe yüzleri asılıyor, kalpleri sıkışıyordu.

Bir ara Akça’nın gözü köprünün altındaki suda oynayan minik balıklara takıldı. O sırada içinden, acaba biraz geri çekilsem mi, diye geçirdi. Ama bunu söylerse Karaca’nın kendini galip sanacağını düşündü. Gururu, yüreğinin önüne geçti.

Karaca da aynı anda Akça’ya bakıp onun yorulduğunu fark etti. İçinde küçücük bir acıma duygusu belirdi. Ama hemen kendini toparladı. Ben şimdi çekilirsem bir daha hep bana yol vermemi ister, diye düşündü.

İkisi de birbirini yanlış anlıyor, birbirinin kalbinde olanı bilmeden daha da sertleşiyordu.

Tam o sırada vadinin öteki ucundan ağlama sesi duyuldu. Ses çok ince, çok telaşlıydı. İki keçi kulaklarını dikti. Ağlama sesi dereden değil, köprünün ilerisindeki çalılıklardan geliyordu. Küçük bir oğlak sesi gibiydi.

Akça telaşlandı.

— "Bu ses de ne?"

Karaca da başını çevirdi.

— "Bir yavru zor durumda galiba."

Yine ses geldi. Daha da hüzünlüydü. Akça’nın kalbi sızladı. Karaca’nın gözleri büyüdü.

— "Durursak yardım edemeyiz." dedi Akça.

— "Ama ikimiz de burada sıkıştık." dedi Karaca.

Bir an sessizlik oldu. Su aktı. Rüzgâr esti. O küçücük ağlama sesi ikisinin inat duvarına çarpa çarpa kalplerine girdi. İşte o anda, sabah beri duymadıkları şeyi duydular: Bir başkasının ihtiyacını.

Akça yavaşça başını eğdi.

— "Karaca..."

Karaca ilk kez yumuşak bir sesle cevap verdi.

— "Ne var?"

Akça’nın sesi titredi.

— "Belki... belki de önce kimin geçeceği o kadar önemli değildir."

Karaca şaşırdı. Sabah beri sert duran Akça’nın gözlerinde endişe gördü.

— "Ben de aynı şeyi düşünüyordum."

Akça utangaç bir şekilde devam etti.

— "İstersen ben biraz geri çekileyim. Sonra sen hızlıca geçersin."

Karaca hemen başını salladı.

— "Hayır, sen geri çekilme. Ben daha dengeliyim, ben geriye giderim."

Akça bu kez gülümsedi.

— "Bak işte, yine inat ediyorsun."

Karaca da istemsizce güldü.

— "Sen de öyle."

İkisi de ilk kez o gün birbirine öfkeyle değil, anlayışla baktı. Sonunda Karaca dikkatlice birkaç adım geri attı. Köprü yine gıcırdadı ama bu kez sanki rahatlamış gibiydi. Akça köprünün ortasından hızlıca geçti.

Geçerken durdu ve döndü.

— "Bekle, birlikte gidelim."

Karaca köprünün öbür ucuna ulaşınca ikisi yan yana koştu. Çalılıkların arasında küçük, beyaz benekli bir oğlak vardı. Ayağı sarmaşıklara dolanmıştı ve korkudan titriyordu.

Akça hemen eğildi.

— "Korkma küçük dostum, geldik."

Karaca boynuzlarını dikkatlice kullanarak sarmaşıkları ayırdı.

— "Canını yakmadan kurtaracağım, kıpırdama."

Oğlak hıçkırarak baktı.

— "Çok korktum."

Akça yumuşacık konuştu.

— "Artık yalnız değilsin."

Birlikte uğraşarak oğlağı kurtardılar. Minik oğlak ayağa kalktı, titreyen bacaklarını toparladı. Gözleri parladı.

— "Teşekkür ederim. Annemi arıyordum, yolumu kaybettim."

Karaca çevreye baktı.

— "Merak etme, seni annenin yanına götürürüz."

O sırada uzaktan bir keçinin telaşlı sesi duyuldu. Oğlak sevinçle zıpladı.

— "Annem!"

Bir süre sonra yavrunun annesi koşarak geldi. Gözleri dolmuştu. Yavrusunu görünce sarıldı, kokladı, öptü.

— "Size nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum."

Akça mahcup oldu.

— "Önemli değil."

Karaca da başını eğdi.

— "Biz sadece yardım ettik."

Ama aslında ikisi de içten içe çok şey öğrenmişti.

Akşamüstü güneş yavaş yavaş yumuşarken Akça ile Karaca yeniden köprünün başına geldiler. Bu kez yüzlerinde sabahki sertlik yoktu. Köprü aynı köprüydü, dere aynı dereydi, ama keçilerin kalbi değişmişti.

Akça köprünün kenarında durdu ve dedi ki:

— "Sabah sana çok kaba davrandım."

Karaca usulca cevap verdi.

— "Ben de sana."

Akça derin bir nefes aldı.

— "Galip gelmek istedim. Ama neredeyse bütün günü kaybediyorduk."

Karaca başını salladı.

— "Ben de haklı görünmek istedim. Oysa yardım etmek, haklı olmaktan daha değerliymiş."

Bir süre sessiz kaldılar. Sonra Akça gülerek konuştu.

— "Yarın yine köprüde karşılaşırsak ne yapacağız?"

Karaca’nın gözleri ışıldadı.

— "Bugünden akıllı oluruz."

Akça sordu:

— "Nasıl yani?"

Karaca neşeyle cevap verdi.

— "Bir gün sen önce geçersin, bir gün ben. Bazen de ortada durup hal hatır sorarız."

Akça kahkaha attı.

— "Ortada durup yine yolu kapatmayalım da!"

Bu kez ikisi birlikte güldü. Vadide yankılanan kahkahaları dere sesiyle karıştı. Serçe Cıvıl söğüt dalından onları izledi ve sevinçle kanat çırptı. Yaşlı kaplumbağa Nuri de uzaktan bakıp gülümsedi. Çünkü bazen en büyük dersler, en küçük köprülerde öğrenilirdi.

O günden sonra Akça ile Karaca hâlâ güçlüydü, hâlâ kararlıydı, ama eskisi kadar körü körüne inatçı değildi. Birbirlerini rakip gibi görmek yerine dost gibi görmeyi öğrendiler. Ve ne zaman köprüde karşılaşsalar, önce boynuzlarını değil, kalplerini dinlediler.

Çünkü onlar sonunda şunu anlamışlardı: İki inatçı keçi yan yana gelince köprü daralır, ama iki anlayışlı dost yan yana gelince dünya bile genişler.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın