Sevimli Timsah Hikayesi
Güneş, Nilüfer Gölü’nün üstüne altın gibi serpilmişti. Suyun üstünde minik pırıltılar dans ediyor, kıyıdaki sazlıklar rüzgârla usul usul sallanıyordu. Gölde yaşayan herkes bu sabahın ayrı bir neşesi olduğunu hissediyordu. Çünkü gölün en sevimli timsahı Toprak, yine günün ilk gülümsemesini dağıtmaya başlamıştı.
Toprak, diğer timsahlara pek benzemezdi. Evet, kocaman bir ağzı, güçlü bir kuyruğu, parlak pulları vardı ama gözleri hep gülerdi. Üstelik yüzmeyi sevdiği kadar şarkı söylemeyi de severdi. Şarkı derken… İnsanların bildiği şarkılar değil; “şap şup” sesleriyle ritim tutan, suyun içinde yankılanan tatlı timsah melodileri.
Toprak kıyıya yakın bir taşın üstüne oturdu, kuyruğunu suya hafifçe vurdu, suyun üstünde minik halkalar oluştu. O sırada sazlıkların arasından bir ses geldi.
— "Toprak! Bugün gölde bir yarış yapalım mı?"
Bu ses, gölün en hareketli ördeği Mert’indı. Mert, sabahları mutlaka bir oyun bulur, herkesi peşinden koştururdu.
Toprak gülümseyerek başını salladı.
— "Olur Mert! Ama önce kahvaltımı yapayım. Kahvaltı yapmadan yarışınca karnım ‘gur gur’ diye şarkı söylüyor."
Mert kahkahayı patlattı.
— "Senin karnın zaten şarkıcı Toprak! Tamam, ben de Elif’i çağırayım. Elif gelince yarış daha eğlenceli olur!"
Elif, gölün kıyısındaki çiçeklerin arasında yaşayan minik kaplumbağaydı. Yavaş yürürdü ama aklı kıvraktı; oyunlarda hep yaratıcı fikirler bulurdu.
Mert koşarak uzaklaşınca Toprak suya kaydı. Suyun serinliği onu mutlu ederdi. İçinden “Bugün çok güzel bir gün olacak” diye geçirdi. Gölün derinlerine doğru yüzdü; orada su daha serin, daha sessiz olurdu.
Tam o sırada, suyun altında bir pırıltı gördü. Pırıltı hızla hareket ediyor, bazen sağa kıvrılıyor, bazen bir çember çiziyordu. Toprak merakla yaklaştı. Pırıltı bir balıktı: Gümüş gibi parlayan pulları olan, gözleri zeki ve canlı bir balık.
Balık bir anda durdu, Toprak’a baktı. Kaçmadı. Bu, Toprak’ın en çok hoşuna giden şeydi: Kimse ondan korkmuyor, onunla konuşmak istiyordu.
Balık, suyun içinde hafifçe yükseldi ve seslendi.
— "Merhaba! Sen Toprak olmalısın. Seni uzaktan izliyordum."
Toprak şaşırdı. Balıkların çoğu çekingen olurdu. Bu balık ise hem cesur hem de nazikti.
— "Merhaba! Evet, ben Toprak. Senin adın ne?"
Balık, kuyruğunu zarifçe salladı.
— "Benim adım Deniz."
Toprak kocaman gülümsedi.
— "Deniz mi? Ne güzel bir isim! Senin gibi parlayan bir balığa yakışmış."
Deniz biraz utandı, pulları daha da ışıldadı.
— "Teşekkür ederim. Ben de senin ‘sevimli timsah’ olduğunu duydum. Ama timsahlar hakkında anlatılanlar bazen… şey… biraz abartılı oluyor."
Toprak başını eğdi, gözleri ciddileşti ama yüzünde yine de sıcak bir ifade vardı.
— "Evet, bazen insanlar ve bazı hayvanlar timsahların hep sert olduğunu sanıyor. Oysa ben gülmeyi, oyun oynamayı ve arkadaşlık kurmayı seviyorum."
Deniz yaklaştı, suyun içinde küçük bir daire çizdi.
— "Ben de arkadaş arıyordum aslında. Göl çok büyük, ama bazen insan kendini yalnız hissedebiliyor. Özellikle herkes aynı sürüyle gezince… Ben biraz daha farklıyım."
Toprak, Deniz’in sözlerindeki duyguyu hissetti. Yalnızlık, göl kadar geniş olabilirdi bazen.
— "Yalnız değilsin Deniz. İstersen bugün benimle takıl. Birlikte oyunlar oynarız. Mert ve Elif de var. Hem çok komikler."
Deniz’in gözleri parladı.
— "Gerçekten mi? Senin arkadaşların balıklarla da arkadaş olur mu?"
Toprak güldü.
— "Olmaz mı! Bizim gölde ‘iyi kalplilik’ en önemli kural. Gel, önce seni onlarla tanıştırayım."
İkisi birlikte kıyıya doğru yüzdü. Toprak suyun üstüne çıkınca güneş gözlerine vurdu. Deniz de suyun hemen altında, Toprak’la aynı hızda ilerliyordu.
Kıyıya yaklaştıklarında Mert ve Elif oradaydı. Mert, kanatlarını çırpıyor, Elif de çiçeklerin yanından sakince yürüyordu.
Mert, Toprak’ı görünce bağırdı.
— "Toprak! Hazır mısın? Yarış… aa! Yanında kim var?"
Toprak, gururla Deniz’i işaret etti.
— "Bu Deniz. Yeni arkadaşım. Bugün bizimle oyun oynayacak."
Deniz, suyun içinden kafasını biraz çıkarıp nazikçe selam verdi.
— "Merhaba. Ben Deniz."
Elif hemen gülümsedi.
— "Merhaba Deniz. Hoş geldin. Burada herkes arkadaş olabilir."
Mert de bir an durdu, sonra gözlerini kısıp Deniz’e bakarak şaka yaptı.
— "Peki Deniz, hızlı mısın? Çünkü ben yarışta kimseye acımam!"
Deniz, bir balık gülümsemesiyle kıpırdadı.
— "Hızlıyım ama en çok eğlenmeyi seviyorum."
Toprak kuyruğunu suya vurdu.
— "Aynen! Bizim yarışımızın bir kuralı var: Önce kahkaha, sonra hız!"
Elif başını salladı.
— "Ben de bir kural ekliyorum: Kimse geride kalmayacak. Yardımlaşacağız."
Mert önce “off” der gibi yaptı ama sonra gülerek kabul etti.
— "Tamam tamam, kabul! O zaman yarışın adı ‘Neşeli Tur’ olsun!"
Böylece gölün etrafında bir tur atacakları neşeli bir yarış planladılar. Start çizgisi olarak büyük söğüt ağacının gölgesini seçtiler.
Toprak konuştu.
— "Hazır mısınız?"
Mert kanatlarını açtı.
— "Hazırım!"
Elif gülümseyerek ilerledi.
— "Hazırım."
Deniz suyun içinde kıpır kıpır oldu.
— "Hazırım!"
Toprak bir nefes aldı.
— "Başlaaa!"
Mert “vak vak” diye bağırarak suyun üstünde hızlı hızlı kulaç attı. Elif sakin ama kararlı bir şekilde yüzmeye başladı; kaplumbağaların suyu yarıp gidişi çok şık olurdu. Deniz ise suyun içinde adeta gümüş bir ok gibi kaydı. Toprak da hepsine yetişecek kadar güçlü, ama kimseyi korkutmayacak kadar nazik yüzüyordu.
Yarışın ilk kısmı harikaydı. Sonra birden rüzgâr yön değiştirdi. Sazlıkların arasından kopan minik yapraklar suyun üstüne düştü. Deniz, yaprakların altında bir şey fark etti: Bir yavru balık, ince bir yosun parçasına takılmış, çıkmaya çalışıyordu.
Deniz hemen durdu.
— "Durun! Bir yavru balık zor durumda!"
Mert ve Elif de durdu. Toprak hemen yaklaştı.
Yavru balık telaşlıydı, ama ağlamıyordu; sadece çok uğraşıyordu.
— "Yardım eder misiniz? Kuyruğum sıkıştı!"
Toprak sakin bir sesle konuştu.
— "Merak etme küçük dostum. Hemen çözeceğiz."
Elif yosuna baktı.
— "Bu yosun ince ama dolaşmış. Nazikçe çözmek lazım."
Mert de heyecanlandı.
— "Ben de üfleyebilirim! Yosun hafifler belki!"
Deniz, yavru balığın yanında durdu. Sesinde şefkat vardı.
— "Korkma. Biz buradayız. Birlikte halledeceğiz."
Toprak, kocaman ağzını çok dikkatli kullandı; ısırmak için değil, yosunu ucundan tutup yavaşça çekmek için. Elif de küçük pençesiyle düğüm gibi olan kısmı gevşetti. Mert ise suyun üstünden hafifçe üfleyerek yosunun gevşemesine yardım etti. Deniz, yavru balığı sakinleştirmek için yanında tur attı.
Biraz uğraştılar ve sonunda yosun çözüldü. Yavru balık özgür kaldı, sevinçle bir döngü yaptı.
— "Yaşasın! Çok teşekkür ederim!"
Toprak güldü.
— "Rica ederiz. Yarış falan önemli değil. Arkadaşlık daha önemli."
Elif başını salladı.
— "İşte tam da bu yüzden burayı seviyorum."
Mert, biraz utanarak konuştu.
— "Ben yarışa çok kaptırmıştım. İyi ki Deniz gördü."
Deniz’in gözleri dolu dolu oldu, ama bu bir mutluluk doluluğuydu.
— "Ben de… iyi ki sizi buldum. Burada gerçekten ‘arkadaşlık’ var."
Toprak, Deniz’e baktı.
— "Deniz, seninle tanıştığıma çok sevindim. İstersen yarışa devam etmeyelim. Hep birlikte bir oyun daha oynayalım."
Mert hemen atladı.
— "Benim harika bir fikrim var! ‘Baloncuk Orkestrası’ yapalım!"
Elif meraklandı.
— "Baloncuk orkestrası mı?"
Mert anlattı.
— "Herkes suya farklı şekilde baloncuk çıkaracak. Kim en komik sesi çıkarırsa o kazanır. Ama bu yarış değil, gösteri!"
Toprak kahkaha attı.
— "Ben kuyruğumla ritim yaparım!"
Deniz de heyecanlandı.
— "Ben suyun içinde hızlı dönüp baloncuk çemberleri yapabilirim!"
Elif gülümsedi.
— "Ben de küçük ama düzenli baloncuklar çıkarırım. Tam bir ‘tıng tıng’ gibi olur."
Böylece gölün ortasında bir “baloncuk konseri” başladı. Toprak kuyruğuyla “bum bum” ritim tutuyor, Mert suyun üstünde “şap şap” sesler çıkarıyor, Elif sabit bir tempo veriyor, Deniz ise baloncukları kalp şekline benzeyen halkalar hâlinde diziyordu.
Gölde yaşayan diğer canlılar da merakla yaklaştı. Kurbağa Sibel, sazlığın üstünden izledi. Yusufçuk Barış, havada daireler çizdi. Hatta yaşlı sazan Mehmet Amca bile uzaktan gülümsedi.
Konserin sonunda herkes alkış gibi suya hafifçe vurdu. Göl, neşeden şırıldıyordu.
Sibel seslendi.
— "Bu ne güzel bir şey! Gölümüzde böyle şenlik olmalı!"
Mehmet Amca yavaşça yaklaştı.
— "Toprak, senin kalbinin ne kadar büyük olduğunu biliyordum. Ama bugün Deniz’i de tebrik ederim. Gerçek arkadaşlık, dikkatle başlar."
Deniz mahcup oldu.
— "Ben sadece gördüm ve söyledim."
Toprak, Deniz’in yanına yaklaştı.
— "İşte bu çok değerli. Bazen en büyük iyilik, ‘dur’ diyebilmektir."
Mert de Deniz’e döndü.
— "Ben de şunu söyleyeyim: Artık sen bizim ekiptesin. ‘Neşeli Takım’!"
Elif gülerek ekledi.
— "Takımın kuralı belli: Kimse yalnız kalmayacak."
Deniz’in içi ısındı. Sanki gölün suyu bile daha parlak olmuştu.
Gün batımına doğru kıyıya geldiler. Gökyüzü turuncu ve pembe renklere büründü. Toprak, bir taşın üstüne çıkıp ufka baktı.
— "Bugün çok güzel geçti. Yarış yapmadık ama daha güzel bir şey yaptık."
Deniz başını salladı.
— "Evet. Ben bugün kendimi… ait hissettim."
Elif yumuşak bir sesle konuştu.
— "Ait olmak, kalbinin rahat etmesidir."
Mert ise yine neşeli bir fikirle atıldı.
— "Yarın da ‘yaprak teknesi’ yarışı yapalım mı? Ama önce herkese yardım etmeyi söz verelim!"
Toprak güldü.
— "Söz!"
Deniz de heyecanla katıldı.
— "Söz!"
Elif de sakin ama kesin konuştu.
— "Söz."
O akşam Nilüfer Gölü’nde bir dostluk daha büyüdü. Sevimli timsah Toprak ile parlak balık Deniz, sadece oyun arkadaşı olmadı; birbirinin kalbini anlayan iki gerçek dost oldu. Gölün suyunda baloncuklar hâlâ küçük küçük yükselirken, sanki hepsi aynı şeyi fısıldıyordu: Neşe paylaşınca çoğalır, arkadaşlık paylaşınca güçlenir.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın